ÜLKE

144

 

ÜLKE

 

Bir devletin
egemenliği altında bulunan yeryüzü parçasını ifade eder. Ülke kavram», devletin
kara ülkesi ile beraber nehir, göl, karasuları ve hava alanım da kapsar. Ülke
kavramına yeryüzünün altı ile son dönem­lerde yoğun bir kullanıma sahip olan
kıta sahanlığı da girmektedir. Tarihte bir devle­tin ülkesini genişletmesi
veraset, fetih veya sahipsiz ülkelerin işgali yoluyla olabiliyor­du. Bugün için
dünya coğrafyası nisbi bîr statükoya kavuşmuşsa da savaşlar netice­sinde
devletlerin ülkeleri değişebilmekte­dir.

Bir devletin ülkesi
üzerindeki yetkileri uluslararası hukuk tarafından teamüle da­yalı olarak veya
anlaşmalarla bazı sınırla­malara tabi (alınabilir. Bunlar arasında dip­lomatik
himaye, konsolosluklar, yabancı askeri kuvvetlerin bazı özel halleri bulunur.
Ulusal sınırlar içindeki bir bölgede ulusla­rarası hukuk düzeni uygulanabilir.
Bir dev­letin karasularından, kanal ve nehirlerinden diğer devletlerin deniz
taşıtlarının geçi$ haklan vardır.

Çağdaş uluslararası
hukuk sisteminde ülke üzerindeki uyuşmazlıklarda ileri sürü­len temel siyasi
ilkeler coğrafi yakınlık, ta­rihi süreklilik ve self-determination (kendi geleceğini
kendisinin belirlemesi) ilkeleri­dir. Coğrafi yakınlık, bir diğer ülke üzerin­de
hak iddialarının coğrafi olarak yakın ve­ya komşu olunduğuna dayalı olmasıdır.
Tarihi süreklilik, bir devletin kendine ait ol­mayan bir ülkede geçmişte sahip
olduğu, kül türel-tarihi ortaklık iddialarına dayalı olarak hak talebinde
bulunmasıdır. Self-de­termination ilkesi ise, özellikle Üçüncü Dünya Hareketi
ile beraber II. Dünya Sava­şı sonrasında dünyada meydana gelen güç dengeleri
değişikliklerinin sonucunda orta­ya çıkmıştır. Başta Afrikalı ve Asyalı dev­letlerin
bağımsızlıklarını kazanmaya başla­maları, dünya siyasi sisteminde önemli et­kiler
yapmıştır. Birleşmiş Milletler’de ka­bul edilen 1514 ve 2189 sayılı Genel Kurul
kararları, bağımsızlık yolunda mücadele eden halkların durumuna dikkat çekmiş
ve bunların kendi geleceklerini kendilerinin belirleme haklarının bulunduğunu
ortaya koymuştur.

Uluslararası hukuk
sisteminde ülkelere ilişkin iddialarda öne sürülen bu üç farklı yaklaşıma en
iyi örnek Batı Sahra sorunu­dur. Fas, Batı Sahra ülkesi üzerindeki iddia­larını
coğrafi yakınlık, Moritanya ise tarihi süreklilik esasına dayandırırken,
Cezayir de bölge halkına “self-determination” ilke­sinin
uygulanmasını istemiştir.

Çağdaş dünya
coğrafyasında ülke sınır­larını belirleyen en önemli etkenler tarihi gelişim ve
anlaşmalardır. Özellikle Avrupa ülkelerinin bugünkü sınırları geçmişin etki­lerini,
kültür, ekonomi, halk gibi unsurların farklılığım yansıtırken; tarih boyunca sö­mürgeci
devletlerin denetiminde kalmış Afrikalı ülkelerin çoğunun sınırları da bu
sömürgeci ülkelerce kendi çıkarları çerçe­vesinde çizilmiştir.

Türkiye’nin kara
ülkesinin sınırlan Bul­garistan’la 1913 Barış Anlaşması ve 1923 Lozan
Anlaşması, Yunanistan ile 1923 Lo­zan Anlaşması, Suriye ile 192) Türk-Fran-sız
itilâfnamesi esas olarak lesbit edilmiştir. Yine aynı şekilde Irak ile 1921,
İran ile 1932,1939 ve SSCB ile de 1921 Moskova Anlaşması ve 1921 Kars Anlaşması
sınırla­rı çizmiştir. Bununla beraber, özellikle Yu­nanistan ile deniz ve hava
sahaları sınırlan konusunda uyuşmazlık devam etmektedir. Ege denizinde
Yunanistan’a ait sayılan 3000’e varan adalann varlığı ve bu denizin kendine has
özettiklerinin olması, Türkiye ile Yunanistan arasında, karasulannın ge­nişliği,
FIR ve Kıta sahanlığı konularında önemli uyuşmazlıklar çıkarmıştır.

İslâm hukukunda, ülke,
müslüman veya gayri müslim bir idarenin hakimiyetinde ol­masına göre
isimlendirilir. Bu hususta esas ilke “hakimiyet” unsurudur. Ülkenin
niteli­ği belirtilirken, İslâm hukukçuları ülkenin durumuna göre, Darü’l-İslam,
Daru’1-harb, Daru’1-Bağy, Darü’z-Zimme gibi çeşitli isimler vermişlerdir. İslam
tarihinde ilk İs­lam ülkesi olarak Medine için Darü’l-Hicret ismi kullanılır,
islam fıkhında ülke statüsü için esas olarak Darü’İ-îslâm -veya Dârü’l-Harb
ifadeleri geçer. Darü’l-tslâm (Darü’l-Adl) temelde müslümanlann hakimiyetin­deki
bölgeler (es-Serahsi, ed-Debbusi vd.) Darü’1-Harb ise gayri müslümanlann haki­miyetleri
altındaki ülkelerdir. Bu sınıflan­dırmadaki kıstas, müslüman veya gayri
müslimlerin nüfus olarak azınlık veya ço­ğunlukta olmalan değil kimin o ülke
üze­rinde hakim bulunduğudur.

İslam fıkhında, bir
ülkenin Darü’1-ls-lam’a dönüşmesi için o ülke halkının İs­lam’a girmesi, İslam
hükümlerinin tatbiki ile olurken, bir İslam ülkesinin Darü’l-Harb’e dönüşü
konusunda farklı görüşler vardır. Ebu Yusuf ve İmam Muhammed’in de dahil
olduklan İslâm bilginlerinin çoğu sadece gayri islamî ahkâmın icrasının ye­terli
olduğunu belirtirken, Ebu Hanife farklı görüşü benimsemiştir.

(SBA) Bk. Daru’l-İslam