Sıffin Harbi, Sıffin Savaşı Tarihi, Tarafları, Sonucu

Muaviye bin Ebu Süfyan, şehid edilen halife Osman’ın da mensubu olduğu Beni Ümeyye’den idi. Osman’ın şehadeti Emevîlerin devlet idaresinden uzaklaştırılması demekti. Bu ise Muaviye’nin işine gelmiyordu. Onun için bu olaydan istifade edip, Osman’ın katli olayında Ali bin Ebu Talib’i mesul tutuyor ve ona biat etmiyordu

Hz. Ali, Muaviye’nin durumunu bildiği için işi harp yolundan ziyade, sulh yolu ile halletmek istiyordu. Bunun için Cerir bin Abdullah’ı Muaviye’ye gönderdi. Cerir bin Abdullah, Muaviye’ye giderek Ali’nin mektubunu hazır bulunanların huzurunda okudu. Muaviye, Ali’ye verdiği cevapta, katillerin teslimi üzerinde ısrar etti. Bu hareket, işin sulh yolu ile hallinin olamayacağını açıkça ortaya koyuyordu. Durum bu raddeye gelince, iki taraf harp hazırlıklarına giriştiler.

Hz. Ali hazırladığı seksen bin kişilik ordusu ile Kûfe’den hareket etti. Rakka mevkiinde Fırat Nehri’ni geçerek Suriye ile Babil sınırında bulunan Sıffin Ovasında ordugâh kurdu. Suriye ordusunun başkumandanı Amr ibni’l-As, Muaviye’den aldığı emir üzerine ordusu ile Sıffin’e doğru ilerledi. Askerî bakımdan stratejik bazı mevkileri ele geçirerek, Ali’nin ordusunu sudan, mahrum etmek idi. Hicrî 36. yılın Zilhicce ayında (Haziran 657) karşı karşıya gelen iki ordu, son hazırlıklarını yapmakla meşgul oldular. Ali, ordusunun su yollarının kesildiğinin farkına varınca, hemen taarruzî bir hareket yaparak Suriye ordusunu su yolundan geri attı. Bu durum karşısında hasmını kötü duruma düşürmek isteyen Muaviye’nin kendisi zor duruma düştü. Fakat Ali, hasmının susuz kalmasına rıza göstermeyerek, onların sudan mani olunmamasını emretti. Böylece iki tarafın askeri de suya gidiyor ve su başında sohbet ediyorlardı. Bu durum, herkeste sulhun yakın ve muhakkak olduğu kanaatini uyandırıyordu.

Hz.Ali, harbe başlamadan önce tekrar sulh girişimlerinde bulundu. Bazı kıymetli ve saygın kişileri Muaviye’ye göndererek sulhu tavsiye ettirdi. İki tarafın da ulema, fudala ve huffazlarının, Müslümanların birbirlerinin kanlarını dökmemeleri için çok gayret sarfettikleri görüldü. Bunun için muharebe üç aya yakın bir süre tehire uğradı. Bu zaman içinde rivayete göre. 85 kez savaş kararı verildiği halde, bunların çalışmaları neticesinde savaş gecikti. Ashabtan Ebu Derda ile Ebu İmmametü’l-Bahili, Muaviye’nin yanına giderek, onunla konuştular. Fakat bu müdahale de bir fayda vermedi. Nihayet H. 37 yılın Safer ayı başlarında (M. 657 Ağustos) iki taraf birbirine karşı son derece şiddetli hücuma gitti. İki tarafın birbirine karşı gösterdiği merhametsizlik, tüyler ürpertecek derecede idi. Binlerce müslümanın kanı aktı, binlerce kadın dul kaldı ve binlerce çocuk öksüz oldu.

Hz. Ali, savaşı kısa kesmek için ordusuna tesirli bir hitabede bulundu. Asker, bu hitabe karşısında coşkuyla savaşa atıldı. Bu arada, Ali, mücadeleye bir son vermek için Muaviye’yi düelloya davet etti. Fakat Muaviye bundan kaçındı. Muaviye’yi suçlayan Amr ibni’l-As, Muaviyeye karşı acı konuşarak kendisi ortaya çıktı. Amr ibni’l-As, Ali’nin karşısında duracak bir cengâver olmadığından, Ali bir darbe ile onu atından aşağı yuvarladı.

Savaş böylece, günlerce devam etti. Suriye ordusu oldukça yıprandı. Bunu gören Muaviye, savaşa bir son vermek istedi ise de Ali, fitne ve fesadın tamamiyle imha edilmek üzere olduğunu görerek. Muaviye’nin teklifini reddetti. Talih artık Ali’ye gülüyordu. Fakat, durumunun kötü olduğunu anlayan Muaviye ordusu başkumandanı Amr ibni’l-As, hileye başvurmaktan başka çare göremedi. Ertesi gün Suriye ordusu savaş meydanına çıkararak, Amr ibni’l-As, Şam’daki meşhur mushafı beş askerin mızraklarının ucuna taktırdı. Ayrıca, ordunun içinde kimin mushafı varsa onu da mızrağının ucuna takmasını emretti. Böylece Suriye ordusu ileri gelenleri, Ali’nin ordusuna yaklaşarak: “İkimiz arasında Kitabuilah hakem olsun” diye bağırmaya başladılar. (H. 37. Safer-M. 657 Ağustos)

Hz. Ali ve ordusunun başkumandanı Eşter Nehai, bunun bir harp hilesi olduğunu anlayarak, askerlerine hücum emrini verdilerse de. Iraklı askerler, bu emri dinlemeyerek Kur’ân’ın hakem olarak kabulü için yapılan teklifin yerinde olduğunu söylediler ve savaşa girişmediler Halbuki Eşter Nehai, kat’i bir zafer kazanmak üzere idi. Ali, ordusunun ısrarı üzerine çaresiz ricat emrini vermek zorunda kaldı. Silahlar kınlarına sokuldu. İki tarafın ulema ve fudalası tartışmaya giriştiler. Neticede imamet meselesinin hakem vasıtasıyla halline karar verdiler. (Hakem Olayı)