SENDİKA

313

 

SENDİKA

 

İşçilerin ve
işverenlerin, çalışma ilişki­lerinde, ortak ekonomik ve sosyal hak ve
menfaatlerini korumak ve geliştirmek için meydana getirdikleri tüzel kişiliğe
sahip

kuruluşlara
“sendika” denir. Sendika teri­mi, batı ülkelerde sadece işçi
kuruluşlarını ifade eder. İşverenlerin aynı amaçla kurmuş oldukları kuruluşlara
ise “İşveren Birliği” (Employers Union) gibi isimler verilmekte­dir.
Türkiye açısından, hem işçi, hem de iş­veren kuruluşları “sendika”
terimiyle ifade edilmektedir.

Sendika terimi, bazan
geniş anlamda, sendikal kuruluşların; yani sendika, fede­rasyon ve
konfederasyonların tümünü an­latmak için de kullanılmaktadır.

Sendikalar
kapitalizmin gelişme süreci içinde 19. yüzyıl başlarında ortaya çıkmaya
başlamışlardır. 18. yüzyılın sonlarında, ilerleyen tekniğe bağlı olarak
kapitalizmin gelişmesi, başta İngiltere olmak üzere, Batı Avrupa ülkelerinde
sanayi devrimini ortaya Çıkarmış, o zamana kadar bağımsız çalışan esnaf ve
sanatkârların çoğu, başka bir kim­senin hizmetinde işçi olarak çalışmaya mecbur
kalmışlar ve bir işçi sınıfı doğmuş­tur. Ancak, iktisadî liberalizmin ortaya
koy­duğu “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsin­ler” anlayışı içinde
devletin çalışanları ko­ruyucu bir rol üstlenmemesi karşısında, işçi sınıfının
sömürülmesi gerçeği ortaya çık­mıştır. Böyle bir ortamda işçiler, kendi ken­dine
yardım anlayışı içinde, biraraya gelme ve ortak menfaatlerini koruma yolunda
bir­leşmeye başlamışlar ve bu birlikler “sendi­ka” olarak anılmıştır.
Ne var ki, bu hareket iktisadî liberalizmin akit serbestisi kuralına aykırı
görüldüğünden, önceleri devletçe ya­saklanmış, daha sonra meşruiyeti kabul
edilmiştir.

Sendikaların doğup güç
kazanmasıyla, işçiler sendikaları aracılığıyla toplu sözleş­me yapma hakkını ve
toplu iş sözleşmesinin yapılması için toplu bir iş mücadelesi aracı

olan grev hakkını da
elde etmişler ve günü­müzde önemli bir baskı grubu haline gel­mişlerdir.
İşçilerin sendikalaşması karşı­sında, işverenler de ortak hak ve menfaatle­rini
korumak için benzeri kuruluşlar içinde birleşmeye başlamışlar ve işveren
sendika­ları ortaya çıkmıştır.

Ülkelerin
“sendika kurma hakki” konu­sunda yaptığı yasal düzenlemeler farklılık
göstermektedir. Bazı ülkelerde sendikal hürriyetler anayasalarda güvence altına
alınmış, sendika kanunları da ayrıntılı ola­rak bu hakkı düzenlemiştir. Bazı
ülkelerde ise yalnızca anayasal güvence ile yetini!-miş, ayrıca yasal
düzenlemeler yapılma­mıştır. Ülkelerin bazılarında ise bu hak, ne anayasada, ne
de yasalarda yer almış, yargı kararlarıyla kabul edilmiştir. Mesela, Fede­ral
Almanya’da sendika kurma hakkı ana­yasada yer almakta, fakat bir sendika kanu­nu
bulunmamaktadır. İsrail’de sendika hak­kı yargı kararlarıyla tanınmıştır.
Türkiye’de ise, hem anayasa ve hem de sendikalar ka­nunu sendika hakkını
düzenlemektedir.

Sendikaların
kurulmaları üç ayn sistem içinde mümkündür:

 1) İzin sistemi: Bu sistemde sendikaların kurulması ve
tüzel kişilik kazanması, bir makamın iznine bağ­lıdır. Totaliter rejimlerde
görülen bu sis­temde, ilgili makamın tam bir takdir yetkisi vardır.

 2) Normatif sistem: Sendikanın ku­rulması için, sendika
tüzüğü yetkili maka­ma verilir. Yetkili makam tüzüğün kanun­lara uygun olup
olmadığını denetleyerek, aykırılık görürse yargı organına başvurur.

 3) Serbest kuruluş sistemi: Kuruluş için ka mınun
aradığı belgelerin yetkili makama verilmesi ile sendika kurulmuş olur. Türki­ye’deki
sistem budur.

Tarihî gelişiminin
başlarında yasaklarla

karşılaşan sendika
hakkı, işçi sınıfının uzun mücadeleleri sonucu yasalara girmişse de,
uluslararası belgelerde yaygın olarak yer al­ması, ancak İkinci Dünya Savaşı
sonrasın­da gerçekleşmiştir. Sendika hakkının Ulus­lararası Çalışma Örgütü
(ILO) belgelerinde yer almasının tarihi, bu örgütün kuruluşuy­la yaşıttır. ILO
Anayasası’nda bu konuya yer verilmiştir. 1944 Philadelphia Bildirge-si’nde de
değinilen sendika hakkı konusun­da ilk önemli sözl t ,c 1948 tarihli ve 87 sa­yılı
Sendika Özgürlüğü ve Sendika Hakkı­nın Korunması Sözleşmesi’dir. 1949’da 98
sayılı Örgütlenme ve Toplu Pazarlık Hakkı Sözleşmesi yapılmıştır. Bu temel
sözleşme­lerle birlikte, sendikal haklara ilişkin söz­leşme sayısı yediye
ulaşmıştır. Türkiye ise bunlardan sadece ikisini (11 sayılı Tarımda Dernek
Hakkı Sözleşmesi ve 98 sayılı Ör­gütlenme ve Toplu Pazarlık Hakkı Sözleş­mesi)
onaylamıştır.

1948’de Birleşmiş
Milletler’ce kabul ve ilân edilen İnsan Haklan Evrensel Bildirge­si, 1950
tarihli İnsan Haklarını ve Ana Hür­riyetleri Koruma Sözleşmesi, 1961 tarihli
Avrupa Sosyal Şartı; sendika kurma hakkı ve özgürlüğüne yer veren uluslararası
bel­gelerdendir.

Türkiye’de sendika
hakkı ilk olarak 1947’de 5018 sayılı Sendikalar Kanunu ile tanınmıştır. Ancak,
sendikacılık hareketi­nin 1871’de kurulmuş Ameleperver Cemi­yeti İle başladığı
görüşü yaygındır. İlk ola­rak 1909’da birbirini izleyen grevler üzeri­ne
çıkartılan Tatil-i Eşgal Kanunu sendika­lardan söz etmiş ve umumi hizmet gören
müesseselerde sendika kurulmasını yasak­layan ve cezalandıran hükümler koymuş­tur.

1947 tarihli
Sendikalar Kanunu, sendika hakkını tanımasına karşılık, grev hakkı ta­nımamıştır.
Buna rağmen sendikacılık ha­reketi gelişmiş, 1952 yılında Türkiye îşçi
Sendikaları Konfederasyonu (Türk-tş) ku­rulmuştur.

1961 Anayasası’yla
sendika, grev ve toplu sözleşme haklarının anayasal güven­ceye kavuşturulması
ve 1963’de çıkartılan 274 sayılı Sendikalar Kanunu ile Türk sen­dikacılık
hareketi güçlenmiştir. 1967’de Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK),
1970’de Milliyetçi İşçi Sendikaları Konfederasyonu (MİSK), 1976’da Hak İşçi
Sendikaları Konfederasyonu (HAK-İŞ) kurulmuştur. 12 Eylül 1980’den sonra DİSK
kapatılmış; MİSK, YURTİŞ Konfe­derasyonu adını almıştır.

Türkiye’de işveren
kesiminin sendika­laşması ise, işçilerinkinden daha geç ol­muştur. 1961’de
İstanbul işveren Sendika­ları Birliği kurulmuş, 1962’de Türkiye İşve­ren
Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) haline gelmiş, Konfederasyonum merkezi 1%5’de
Ankara’ya taşınmıştır.

1961 Anayasası’nın
yerini olan 1982 Anayasası da, sendika hakkını düzenle­mektedir. Yeni Anayasa
eskisinden daha ayrıntılı ve oldukça değişik esaslar getir­miş, 1983’te yeni
bir Sendikalar Kanunu,, 2821 sayılı Kanun olarak yürürlüğe kon­muştur.

Halen Türkiye’de 743
işçi, 108 işveren sendikası bulunmakta, 4 milyonu aşkın işçi, sendikalar
bünyesinde yer al maktadır.

Özgürlükçü parlamenter
ülkelerdeki sendikalar ile totaliter marksist ve faşist Ul kelerdeki sendikalar
arasında büyük farklar bulunmaktadır. Hür sendikalar, serbestçe kurulan,
devlete karşı bağımsızlıkları sağ­lanmış kuruluşlardır. îşçi ve işveren
sendikalarının birbirlerinden bağımsız olması da gereklidir. İşveren kesiminin,
işçi sendika­larını denetimleri altına almak istemeleri ve bazan bunu
gerçekleştirmeleri sonucu, “sa­rı sendika” olarak adlandırılan,
işveren gü­dümündeki sendikalar ortaya çıkmıştır. Güçlü sendikacılığın
sağlanması için, san sendika kurulmasını engelleyici yasal dü­zenlemeler
çeşitli ülke mevzuatlarında yer almaktadır. Türkiye açısından, işyeri düze­yinde
sendika kurulmasının yasaklanması, toplu iş sözleşmesi yapabilmek için sendi­kanın
kurulduğu işkolundaki işçilerin en az yüzde onunu üye kaydetmesi zorunluğunun
getirilmesi gibi düzenlemeler güçlü sendi­kacılığı sağlamak içindir.

ILO belgelerinde de
yer aldığı gibi, işçi­ler sendikaya üye olmakta veya üye olma­makta özgür
olmalıdırlar. Öte yandan, aynı işkolunda birden fazla sendika kurulması da
önlenmemelidir. Buna “sendika çoklu­ğu” ilkesi denir. Ancak,
sendikaların güçlü olabilmesi için, kanunla herhangi bir zorla­ma olmaksızın,
her işkolunda tek sendika­nın kurulması en iyi yoldur. Federal Al­manya bunun
iyi bir örneğini vermekte, her iş kolunda güçlü birer işçi sendikasının ku­rulmasıyla
sadece 17 sendika bulunmakta, bunlar da 7 milyonu aşan üyeyi temsil eden Alman
îşçi Sendikaları Birliği’nde (Deuts-cher Gewerkschaftsbund=DGB) yer al­maktadır.

Başlıca gelirleri üye
aidatları olan sendi­kaların en önemli faaliyeti, toplu iş sözleş­mesi
yapmaktır. Bu sonucu sağlamak için işçi sendikaları grev, işveren sendikaları
ya da sendika üyesi olmayan işverenler lokavt hakkına sahiptirler. Sendikaların
toplu söz­leşme yapmak yanında, üyelerine her konu­da, özellikle adli konularda
yardımcı olinak, eğitim faaliyetlerinde bulunmak, belli ölçülerde iktisadî
teşebbüslere yatırımda bulunmak gibi sosyal ve ekonomik fonksi­yonları da
vardır.

Mehmet MURAT Bk. Grev,
lokavt

 

Önceki İçerikSELÇUKLULARDA SOSYO-EKONOMİK YAPI
Sonraki İçerikSENTEZ