REFAH EKONOMİSİ

499

 

 REFAH EKONOMİSİ

 

Refah ekonomisi,
ferdin ve toplumun ik­tisadi refahını arttırmak için alınması gerekli iktisat
politikası tedbirlerinin anali­tik esaslarını tesbite çalışan iktisadi analiz
dalıdır.

Bir başka deyişle
refah iktisadının ama­cı, kişinin ve toplumun refah düzeyinin yükselebilmesi
için alınması gereken Ön­lemlerin neler olduğunun araştırılmasıdır, örneğin bir
ekonomide sağlanmış olan ge­nel denge durumunda o toplumdaki kişiler maksimum
tatmin sağlamamış olabilirler; ya da toplumun refah düzeyi de en yükseğe
erişmemiş olabilir. Böyle bir dengede zen­ginlerin fakirleri ya da bir grubun
başka bir

grubu sömürüsü
sözkonusu olabilir. Öte yandan, bir ekonomide birden fazla denge bulunabilir.
Refah problemi, sosyal olarak en iyi genel dengenin nasıl olması lazım
geldiğinin belirlenmesidir. Bunu sağlamak için alınacak önlemler ise, refah
ekonomisi­nin kapsamına girmektedir.

Ekonomi ilmi ile
ilgilenen ilk düşünür­lerden günümüze kadar, ekonomistler dai­ma kişi ve toplum
için en iyi durumu sağla­yacak mekanizmanın ne olduğunu araştır­mışlardır. XVIII.
yüzyılda Adam Smith li­beral ekonominin temellerini oluşturan gö­rüşleri öne
sürmüş ve ekonomik birimlerin kendi yararlarını en üst düzeye çıkaracak şekilde
serbestçe hareket ettikleri sürece toplumun yararlarının da en üst düzeye çı­kacağını
belirtmiştir. Daha sonraki yüzyıl­da birçok ekonomistin gayretleri sonucu
toplum refahının nasıl en yükseğe çıkarıla­bileceği sorununun geniş bir
tartışma alanı bulduğu görülmektedir.

Refah ekonomisinin
amacı, toplum refa­hını en yükseğe çıkarmak olmakla birlikte, toplum refahı o
toplumu oluşturan kişilerin refahından ayrı olarak düşünülemez.

Ferdin ekonomik
refahı, mal ve hiz­metlerden temin ettiği faydaya göre ölçü­lür. Bilindiği gibi,
faydanın ölçülmesi mo­dern matematik fayda teorileri istisna edi­lirse, mümkün
değildir. Bu sebepten ferdi refahın artış veya azalışı, ferdi tercihlere göre
tesbit edilir. Böylece farksızlık eğrileri yardımıyla bir tüketicinin refah
düzeyinin artışını saptamak mümkündür. Öyle ki, eğer bir kişi sahip olduğu mal
bileşiminden bir başka mal bileşimine (orijinden daha uzaktaki bir başka
farksızlık eğrisi üzerin­deki) erişiyorsa bunu, onun refahının art­ması
anlamında almak mümkündür. Bu açıklama biçimine göre kişi kendisine en yüksek
faydayı sağlayan farksızlık eğrisi­nin belirlediği herhangi bir mal bileşimini
sağladığında en yüksek refah düzeyine eriş­miş olmaktadır.

Toplumun ekonomik
refahı sözkonusu olduğunda, basit bir yaklaşımla o toplum­daki fertlerin refah
düzeylerinin toplamı olarak belirtilebilir. Ne var ki, her toplum­da kişilerin
tüketebilecekleri mal ve hizmet miktarları sınırlıdır. Toplumdaki bazı kişi­lerin
arzuladıktan mal ve hizmet bileşimini elde ederek en yüksek refah düzeyine eriş­meleri
o toplumdaki öteki kişilerin refah düzeyinin daha düşük olmasına neden ola­caktır.
Bu durumda toplum refahının artma veya azalma yönünde değişip değişmeye­ceğinin
tesbiti nasıl olacaktır? Toplumdaki bütün fertlerin davranış ve zevkleri
birbiri­nin aynı olmadığı için, ferdi tercihlere ba­karak toplum refahını
tesbit etmek müm­kün değildir. Kaldı ki, fertler hakkında veri­len hükümler
çoğunlukla fertlerin gerçek tercihini değil, fa kat bizim kendi tercihleri­mizi
aksettirir.

Toplumun refahının
arttığının veya azal­dığının tesbiti ile ilgili olarak öne sürülen teorilerden
bazıları şunlardır: Pareto Teo­risi, Pigou Teorisi, Kaldor-Hicks Teorisi ve
Sosyal Refah Fonksiyonu Teorisi.

 

1- Parteo’nun Optimalite Teorisi:

 

Toplum refahifidaki
değişmelerin ölçül­mesi ile ilgili ilk teori Vilfredo Pareto tara­fından öne
sürülmüştür. Pareto, toplum re­fahına tesir eden iki önemli faktörün gelir
dağılımı ve istihsal düzeni olduğunu belirt­miştir. Faydanın öiçülememesi ve
fertlera-rası fayda mukayeselerinin yapılamaması Pareto’yu; gelir dağılımı
problemini incele­mekten alıkoymuştur. Bu sebepten Pareto,

gelir dağılımının
fertlerin arzularına göre yapılmakta olduğu bir ekonomi faraziyesi­ne dayanarak
istihsal düzeni ve mübadele­nin toplum refahına nasıl tesir edeceğini in­celemiştir.
Pareto’ya göre toplumdaki fert­lerin hiçbirinin refahını azaltmayan, fakat bu
arada en az birinin refahım arttıran her tüılü iktisat politikası tedbiri
toplum refahı­nı arttırıyor demektir. Toplum refahının op­timum seviyeye
ulaşması, bazı fertlerin re­fahını azaltmadan diğer fertlerin refahını
arttırmaya imkan bulunamaması halidir. “Başkalarına zarar vermemek”
ve bu arada ferdi refahı arttırmak toplum refahını arttı­rıcı tesirler yaratır.
Fakat Pareto’nun tercih ettiği esas davranış: “Bütün topluma faydalı
ol” sözleriyle ifade edilebilir.

 

2- Pigou’nun “Eş Tatmin Kapasitesi” Teorisi:

 

II. Dünya Savaşi’ndan
Önceki devrede refah iktisadında standart eser, hiç kuşku­suz Pigou’nun
“Economis of Welfare -Re­fah iktisadı” isimli eseriydi. Pigou, bu bü­yük
eserinde ancak para ile ölçülebilen re­fah üzerinde durmaktaydı. Pigou’nun
refah kriterleri şunlardır: a) Üretim araçları ara­sında bir değişiklik
olmaksızın ulusal geli­rin artışı, b) Servetin zenginden fakire akta­rılması.

Pigou’ya göre,
faydanın ölçülmesine im­kan olmamakla beraber, fertler arası fayda mukayesesi
yapmak mümkündür. Pigou, günlük müşahadelere dayanarak belli bir malın toplumun
bütün fertlerine aynı fayda­yı sağlayacağını kabul eder ve bu tezini, her
ferdin “eş tatmin kapasitesine sahip oldu­ğunu söyleyerek formüle eder.
Diğer (araf-tan malların sağladığı tatmin seviyesi de, azalan marjinal fayda
prensibi gereğince mal miktarları arttıkça azalır.

“Eski Refah
İktisadı” adı verilen Pigou teorisi çeşitli tenkitlere de uğramıştır. Bun­ların
başında eşit gelir dağılımının kapital birikimini Önleyeceği ve toplam üretimin
azalmasına sebep olacağı tenkidi gelmekte­dir. İkinci olarak ise
“eş-tatmin kapasitesi” kavramının hiçbir ilmi esasa dayanmadığı ve
tamamen sübjektif bir değer yargısı ol­duğu belirtilmiştir. İktisat
politikasını bu şekilde sübjektif değer yargılarına dayan­dırmanın hiçbir zaman
geçer ve güvenilir neticeler vermeyeceği ve bu sebepten Pigou teorisinin toplum
refahım artürmayı gaye edinen iktisat politikasına yol göstermeye­ceği
söylenmiştir.

 

3- Hicks-Kaldor’un “Tazmin Prensi­bi”:

 

“Yeni Refah
İktisadı” Hicks ve Kaldor tarafından ortaya atılmış bulunan “Tazmin
Prensibi”ne dayanır. Hicks-Kaldor teorisi, refah teorisini daha ziyade
gelir dağılımı yönünden ele almıştır. Onlara göre, fay da-ntn ölçülememesi ve
şahıslararası fayda mukayesesi yapmanın imkansızlığı doğru­dur. Fakat toplum
refahının arüp azaldığını tayin etmek için bu gibi kavramlara başvur­maya zaten
lüzum yoktur. Ekonomide fizi­ki prodüktivite ve dolayısı ile reel milli gelir
arttığı zaman başlıca üç hal bahis konusu olabilir:

1- Bütün
fertlerin gelirleri artmıştır.

2- Bazı
fertlerin gelirleri artmış, fakat di­ğer fertlerin gelirleri değişmemiştir.

3- Bazı
fertlerin gelirleri artmış, fakat bazı fertlerin gelirleri azalmıştır.

İlk iki durumda toplum
refahının arttığı muhakkaktır, önemli olan; bazı fertlerin gelirleri artıp
bazılarınınki azalırsa toplum refahındaki değişmenin mahiyetini tayin
edebilmektir. Bu gibi durumlarda Hicks ve

Kaldor “Tazmin
Prensibi”ne başvurmakta­dır. Eğer geliri artan fertler, geliri azalan
fertlerin zararını tazmin ettikten sonra hâlâ eskiye nisbetle iyi durumdalarsa
toplum re­fahı artmış demektir. Geliri azalan fertlerin zararları devlet eliyle
telafi edileceğinden tazmin prensibini şöyle de ifade etmek mümkündür: Geliri
artan fertlerin gelirle­rindeki artış, tazmin için toplanan vergiden büyükse
toplum refahı artmış, vergiye eşit­se toplum refahı değişmemiş, vergiden azsa
toplum refahı azalmış demektir.

Tazmin prensibi
teorisi de çeşitli tenkitle­re uğramıştır. Gelir dağılımı ile istihsal ara­sında
herhangi bir bağlantı kurulmamış ol­ması buna bağlı olarak tazmin prensibinin
paranın marjinal faydasını bütün fertler için aynı sayan bir zımnî faraziyeye
dayanmış olması gibi tenkitlerdir.

 

4- Sosyal Refah Fonksiyonu Teorisi:

 

önce belirtilen
teorilerden de anlaşıldığı gibi refah iktisadının bazı değer yargılarına
dayanması bir zarurettir. Her ne kadar böy­le bir durumda pozitif iktisat
sahasından normatif iktisat sahasına kaydığı söylenebi-lirse de daha elverişli
analitik aletler gelişti-rüinceye kadar bazı değer yargılarından faydalanmak
zaruridir. Böyle bir düşünce­den kaynak alan refah teorilerinden bir ta­nesi
“Sosyal Refah Fonksiyonu TeorisTdir. Bu teoriye göre toplum refahına tesir
eden bütün ekonomi içi ve ekonomi dışı faktörler bir fonksiyon halinde
gösterilebilir. Top­lum refahı fertlerin refahları toplamından ibaret olacağına
göre toplum refah fonksi­yonu (TR)nu şu şekilde göstermek müm­kündür:

TR=f(Fl,F2,F3………..Fn)

Burada Fİ,
F2…………..Fn ferdi refahı

gösterir. Toplum
Refahı (TR) ferdi refahın artan bir fonksiyonudur. Ferdi refah artarsa,
azalırsa veya sabit kalırsa; toplum refahı da artar, azalır veya sabit kalır.
Ferdi refaha te-sir eden bütün faktörler toplum refahına da tesir eder.

Sosyal Refah
Fonksiyonu, refah teorisi­nin lojik ve matematik bütünlüğünü temin etmek
bakımından son derece faydalı ol­muşsa da tatbiki yönden herhangi bir üstün­lük
taşımamaktadır. Çünkü böyle bir fonk­siyonun tatbiki vergilere göre teşkili im­kansız
denecek kadar zordur. Gerçi sosyal refah fonksiyonunun teşkili için en pratik
yol olarak demokratik seçim sistemi göste­rilmekte ise de, böyle bir usule
başvurma­nın Önemli bir mahzuru vardır. “Seçim Pa­radoksu” denen bu
mahzur toplum tercihi­nin bazan irrasyonel kararlara varabilme ih­timalini
ortaya koymaktadır.

Nur Zahid KESKİN