POPÜLİZM

0
262

 

 POPÜLİZM

 

Bir öğreti veya daha
doğrusu bir hareket olarak popülizm pek çok yerde, bazan bir­biriyle çelişen
biçimlerde karşımıza çıka­bilmektedir. Dolayısıyla, popülizm sosyal bilimler
literatürünün kesinliği en az olan terimlerinden birisidir. Terimin anlam çer­çevesini
sınırlamaya hizmet edecek her­hangi bir uluslararası popülist hareket mev­cut
olmadığı için, onu kullananlar geniş sa­yılabilecek çeşitlilikte hareket veya
feno­menlere “popülist” etiketini verebilmişler­dir. Bu noktada,
mevcut literatürde açık olarak gördüğümüz, bütün bu popülizm çe­şitlemesini tek
bir tanımla ifade etmenin pek mümkün olmayışıdır. Isaiah Berlin bu olguyu
“Sinderalla karmaşası” olarak nite­lendirir:

“Bununla şunu
kastediyorum: Bir yerler­de kendisine uyacak bir ayağın bulunduğu bir ayakkabı
mevcuttur. Aşağı yukarı uyan çok çeşitli ayak sözkonusudur, fakat aşağı-yukan
uyan bu ayaklarla tuzağa düşmeme­miz gerekir. Prens durmaksızın, elinde
ayakkabıyla dolaşmaktadır, ve bir yerlerde, emin olabiliriz ki, katıksız
popülizm dene­bilecek bir ‘ayak’ onu bekler durumdadır, îşte bu, popülizmin
çekirdeği, özüdür.”

Bu Öz arayışı bizi
“halk” kavramına gö­türecektir. Bu, siyasi yörüngenin sağında,
solunda veya ortasında görülebilen pek çok popülistin dilinde ortak bir
kelimedir. Bu noktada, “halk” kelimesinin, geniş bir ba­kışla, üç
anlamda kullanıldığına dikkat çe­kilebilir:

 (a) “Polonya halkı” örneğinde ol­duğu gibi,
siyasi topluluğun bütünü, yani “millet” anlamında;

 (b)
daha sınırlı olarak, bir tür seçkinler grubu yahut yüksek tabaka karşısında
“topluluğun fazla imtiyazı bu­lunmayan üyeleri”ne işaret edecek anlam­da;

 (c) en geniş ve genel olarak, fertler top­lamını ifade
eden “insan kalabalığı” anla­mında.

Buradan hareketle, en
gevşek tanımıyla, popülist teriminin ‘halk’ı doğrudan işin içi­ne katan
herhangi bir hareketi tanımlamak için kullanıldığını belirtmek yerinde olur. Bu
halk, daha ziyade yukarıdaki ikinci an­lamda; basit, sıradan, fazla eğilimli
olma­yan halk; sade vatandaş veya kütledir; şu ta­bakaları daha ziyade
kavrayacak çerçeveye sahiptir: İşçiler, köylü/çiftçiler, küçük mü­teşebbisler,
tüccarlar; yanı, küçük, ürkek, yabancıya kapalı herhangi birileri.

Bu noktada bir
sınıflama yoluna gitmek gerekirse; genel olarak sosyal bilimciler po­pülizme
iki geniş ve farklı cepheden bak­mışlardır:

 

I- Tarımcı popülizm:

 

 Bir anlamda “kır kesimi
köktenciliği”. Burada terim, belirli bir sosyo-ekonomik (abana (ağırlıkla,
çift­çi/köylü) dayanan ve modernleşme süre-

cinde beliren
hareketleri ifade eder. Bu ayı­rımda, geniş açıdan üç alt-grup örneği veri­lebilir:

 (a) Çiftçi köktenciliği,

 (b) entellek-tüel tarımcı sosyalizm, ve

 (c)

kendiliğinden gelişen
köylü hareketleri.

 

2- Siyasi popülizm:

 

 Kır kesimine dayan­maktan çok, geniş halk
tabanına hitap eden, kentli popülist hareketler. Burada seçkin veya imtiyazlı
olanlar karşısında kütlenin harekete geçirilişi, “sokaktaki adam”a
hitap edilme söz konusudur. Bu ayırımda da, ge­ne, dört alt-grup ömeği
verilebilir:

  (a) po­pülist diktatörlük,

  (b) popülist demokras

i, (c)
tepkici popülizm, ve

  (d) politikacı popü­lizmi.

Burada, hemen, bu
ayırımların katıksız olmadığını bazı Örnek hareketlerin gruplar arası geçişli
örnekler olabileceğini belirt­mek yerinde olur. Gene de belirgin farklı­lıkları
sınıflamaya elverişli olduğu için ko­nuyu bu gruplarla ele almak geçerli bir
yol olacaktır.

Tarım kesimini önde
tutan popülist hare­ketler arasında ilk olarak belirtilen “kökten­ci
çiftçi hareketleri”nin numunelik Örneği 1890’ların Amerikan Halk
Parıisi’dir. Ta­raftarlarının popülist etiketini benimsediği bu hareket,
çiftçilerin yaşadıkları ekonomik zorluklardan ötürü kendisini göstermiş,
mükemmel bir çiftçi kütlesi hareketiydi; hareketin doğurduğu parti kısa bir
süre Amerika iki-parti sistemini tehdit etmişti. Harekelin sade vatandaşı öne
çıkaran, anü-elitist yönü dikkati çekiciydi; Öyle ki Ame­rikan popülistlerinin
“halk’ı, “plütokratiar, aristokratlar ve bütün diğer farelerle”
karşı­laştırdığı görülmüştü.

Tarımcı sosyalizmi
hedefleyen entcllck-tüel popülist hareketin tipik örneği ise, kötü yönetimin
etkisinde olan aydınların devrime girişmek için halka gittikleri XIX. yüz­yıl
Rus devrimci hareketi, Narodnichest-vö’dur. Harekete katılanlar ve yaratan’ar,
Amerikan örneğinin tersine kır kesimi in­sanları değil, onlar adına hareket
eden ay­dın kesim idi (Herzen, Çernişevski, Pleha-nov, Bakunin ve bir dizi
üniversite nesli). Anti-Çar, anti-kapitalist ve devrimci olan bu hareketin
öncülerinin düşü, güç kazandı­rılmış mir’e (köy topluluğu) dayalı yeni bir
toplum kurmaktı. Amerikan popülistleri kır kesiminde tutunup ülke çapında
başarılı olabilmişken, rejime yabancı bir aydın grup olan Rus narodnikleri,
köylülerin destek vermeye isteksiz kalmaları sonucu ancak şehirlerde -teröre
başvurarak- bir süre kısmi başarı kazanmıştır. Marksizm’in ortaya çı­kışıyla,
Lenin’in 1917 devrimini sonuca vardıran başarısında popülist doktrinden
yararlanmasının da rolü olduğu söylenebi­lir. Lenİnci anlamda Rus popülizmi
için bir tanımlama verilecek olursa; popülizm, ka­pitalizmde gerilemeden başka
birşey gör­meyip daha eski feodal sömürü biçimleri­nin ortadan kaldırıl mas mı
isteyen, küçük, orta-tabakadan üreticilerin bakış açısı ve tavrıyla kapitalizme
karşı bir protesto ol­muştur.

Kendiliğinden gelişen
kır kökenli hare­ketlerin özünde toprağın kontrolünü elde tutma ve
seçkin/imtiyazlı grupların ege­menliğinden kurtulma önde gelmektedir. Dikkat
çekici bir örneği, popülizmin Rus­ya’dan Doğu Avrupa’ya yayılmasıyla özel­likle
Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra geli­şen, “Yeşil Uyanış” diye
adlandırılan, köy­lü/çiftçilerle, kurulan partilerin hareketleri­dir. Bu
gruptaki örnekler arasında, Rus Dcvrimi’nin Bolşeviklerin egemenliğinden önceki
devresi, Meksika İhtilali’ndeki Zapatistalar ve halta Cezayir Dcvrimi’ndeki
Fanon’un yol gösterici ligiyle gelişen sö­mürgeciliğe karşı kır kesiminin
ayaklanışı, verilebilir. Bu çerçevede, popülizmin mo­dernleşme ve onun
sonuçlarının getirdiği problemlere bir cevap olarak doğduğu gö­rülür. Çağdaş
üçüncü dünya için anlamlı bu modelde, ana çelişki bir bütün olarak top­lum
(millet) ile eski sömürgeci güçler ve büyük devletler (dış dünya) arasındadır.
Bu bakımdan burada “halk”ın, daha önce sözü edilen anlamaları
arasında “millet” ile denk düştüğü söylenebilir. Bu denkleşme bir
grup popülist hareketi “popülist milliyetçi­lik” olarak
adlandırmamızı mümkün kıla­caktır.

Gene bu çerçevede
sıradan halk ile imti­yazlı seçkinler arasındaki çelişki önemli bir unsur
olarak belirmektedir. Bu noktada, Shils’in popülizme bakışı hayli anlamlıdır
“Büyük kent ve taşra arasında bir gerilim olgusu.” Popülist harekette
bu ayırımın kes­kin ve çarpıcı bir örneğini Bulgar popülisti Stamboliski’nin
ifadelerinde bulmak müm­kündür;

“Köy ve kentte,
görünüşleri ve ihtiyaçla­rı farklı, iki grup insan yerleşmiş bulun­maktadır…
Köylerde, tabiatın getirdiği zor­luklar karşısında çalışan, savaşan ve hayatı­nı
kazanan insanlar yaşar. Kentlerde ise ta­biatı sömürerek değil de başkalarının
eme­ğini sömürerek hayatını kazanan bir insan grubu yaşar. Bu, istisnası
olmayan bir ku­raldır… Şehir halkı, aldatmaca, aylaklık, yozlaşma ve
asalaklık ile hayatım sürdür­mektedir…”

Ana gruplandırmada
“siyasi popülizm” olarak adlandırdığımız ayırımın ilk alt-gru-bunda
bulunan popülist diktatörlük, daha ziyade Latin Amerika’da örneği görülen,

karizmatik bir
önderin, bilinen siyasetin ku­rallarını aşarak kitlenin desteğini sağlayıp
üstün güç kullanması türündeki hareketlere ad olarak verilmekte. Bu bağlamda
popü­lizm, kurumlaşmış seçkinlere, bir önder ve -grup yahut sınıf ayırımı
güdülmek siz i n-halk arasında oluşan bir birliktelikle mey­dan okuma şeklinde
kendisini gösteren bir siyasi hareket olarak tanımlanabilir. Pek-çok Latin
Amerika ülkesi için bu yapı bir si­yasi partiye dönüşebilmekle beraber
Iider-halk birlikteliği ve liderin ağırlığı daha dik­kat çekicidir. Lider
öncülüğündeki popüliz­min örnekleri arasında, Arjantin’de Juan Peron,
Brezilya’da Getulio Vargas, Şili’de Carlos îbanez del Campo, Ekvador’da Jose
Maria Velasco Ibarra, Peru’da Manuel Od-rıa ve Kolombiya’da Jorge Eliecer
Gaitan (1940’Iar) ile Gustavo Rojas Pinilla (1960-70’ler) etrafında odaklanan
hareketler başta gelmektedir. Bu önderlerin çoğunun özelli­ği askeri bir
geçmişe sahip bulunmaları ve iktidara geldikleri zaman, halkın desteğinin yol
açtığı üstün güçle “büyük şef olarak hizmet vermeleridir. Siyasi parti
örnekleri arasında dikkati çekenler ise, Meksika’da PRI, Brezilya’da PSD,
Bolivya’da M.N.R. Peru’da APRA, Dominik Cumhuriyeti’nde PRD, Kosta Rika’da PLN
ve Venezuela’da Accion Democratica’du.

İmtiyazlı seçkinler
karşısında sadece köylü/çiftçileri değil, aynı zamanda kente taşınmış hoşnutsuz
orta sınıflan da kendisi­ne çeken Latin Amerika popülizminin ön­derleri sadece
karizmatik “şefler olmayıp orta sınıflar arasından da sivri I ip çıkanlar
olabilmektedir. Özellikle gerilla hareketle­ri olarak kendisini gösteren bu
“neo-popü-lizm”de, içinde mücadele edilen dünya şöy­le tasvir
edilebilmektedir: “Şehirlerde yer-

leşerek, diğer
(kırsal) kesimleri sömürme girişimlerini oralarda kurumlaştıran ‘var­lıklıların’
üstün geldiği; bütün mülksüzlerin ve yeryüzünün gadre uğramışları olan, bü­tün
‘yoksulların’ diğer tarafta bulunduğu bir dünya.” Bu noktada,
ilgilendirdiği kesimler itibarıyla toparlayıcı bir tanımlamayı, en dikkat
çekici şekliyle, di Tella’nın ifadele­rinde bulmak mümkündür:

“Kentli çalışan
sınıf veya çiftçilerin des­teğini benimsemekle beraber her iki kesi­min de
otonom teşkilat gücüyle doğmayan; ayrıca, siatüko-aleyhtan bir ideolojiyi önde
tutan emekçi-ol mayan kesimlerce de des­teklenen bir siyasi hareket.”

Demokratik ideoloji
içerisinde bir popü­lizm çeşitlemesi aradığımızda, karşımıza “popülist
demokrasi” diyebileceğimiz bir tür çıkacaktır. Demokrasilerde halkın tem­sili
esas olduğuna göre, popülizm bu nokta­da kendisini gösterecek, ‘temsil’
kurumuna karşı çıkışla ‘halk’ın daha dolaysız olarak karar verme
mekanizmalarına katılımını ifade edecektir. Bu türün gerçekleşmesini sağlayacak
vasıtalar arasında, temsil kuru­munun yasalarının halk oylamasına tabi tu­tulması,
referandumla halkın bazı konular­da kanun teklif edebilmesi ve gene referan­dumla
çokluk itibarıyla mevcut meclise gü­vensizlik ortaya çıktığında seçimlerin he­men
yenilenmesi gibi Örnekler verilebilir. Böyle bir yapının en önde gelen örneği
İs­viçre modelidir. Bunun yanında, özellikle birçok Amerikan eyaleti başta
gelmek üze­re, bazı ülkelerde, belirli alanlarda anayasa­ya dayalı referandum
kurumu yerleşmiş bu­lunmaktadır.

Siyasi çeşiüemesi
içerisinde “tepkici po­pülizm” diye nitelenen siyaset tarzı, özel­likle
demokratik ülkelerde kitlelerin önyargılannı harekete geçirerek öne çıkan
politi­kacıların doğurduğu bir örnek olmaktadır. Etnik düşmanlıklar ve aşın
kanat duyarlık­larını uyandırarak kitlelere hitap eden bu ti­pin çarpıcı bir
örneği, Amerika’da 1960’lar-da gelişen Sivil Haklar hareketi sonucu ırk
ayrımının kaldırılışına açıkça muhalefet ederek bir dönem kahramanlıştınlan
Geor-ge Wallace olmuştur.

Nihayet,
“politikacı popülizmi” diye ad­landırılan siyaset tarzı ise
“halk” kavramı­nın en önemli niteliklerinden biri olan “muğlakhğı”nın
imkan verdiği bir siyaset biçimi olarak karşımıza çıkar. Bu model, sözü edilen
belirsizliğin verdiği hareket im­kanı ile, belli bir kesim yerine, halkın bütü­nü
adına konuştuğu iddiasında olan politi­kacıları ve ideolojisi belirsiz, kesin
ilkeleri ve belirgin açıklıkta politikaları bulunma­yan, kütlenin her üyesine
açılmağa hazır halk partilerini ortaya çıkarır. Halk kavra­mının Popülizm
sınıflaması içerisindeki bu türe en uygun anlamı, daha önce sözü edi­lenlerin
üçüncüsü olan “insan kalabalığı” olsa gerektir. Zira, zamanımızın
çoğu de­mokratik rejimlerinde hiç de yabancısı ol­madığımız politikacı tipinin,
hatta sadece siyaset alanında değil sosyal hayatta da ör­neği görülen-sözgelîmi
bir sanat adamı, bir aydın gibi- eğitimli ve seçkin tipinin, dilin­deki
“halk adına konuşmak veya yapmak” yahut “halka inmek”
sözleriyle somutlaşan tulumun üstü örtük kastettiği anlamda halk, olsa olsa
“insan kalabalığı” olmalıdır. Bu bağlamda, mevcut yazına bir katkı
olarak, çarpıcı bir niteleme gerekirse, bu şekilde billurların popülist türü
“demagojik popü­lizm” olarak adlandırmamız mümkündür.

Bir sonucu ulaşma
yolunda denilebilir ki, sözü edilen bu ayınmlandırma ve altgruplar zaman zaman
birbiriyle kıyaslana­mayacak farklı olgulara dokunmaktadır. Dolayısıyla
popülizmi bütünüyle kavrayıcı bir tanıma ulaşmak güçtür. Çerçevesindeki
belirsizliğe rağmen “halk” bir kilit kavram olarak popülizmin özünde
mevcuttur. Ca-novan’a “popülizm kavramı mevcut olma­saydı hiçbir sosyal
bilimci onu icat etmek istemezdi” yargısında hak verirken, bugün terimin
bilim dünyasında, birçok dilde -üs­telik ortak adla- yerleşmiş olduğunu (söz­gelimi
Türkçe’de popülizm, İngilizce’de populism, Fransızca’da populisme,
Ispan-yaca’da populismo) gözden uzak tutmak mümkün değildir. O Halde, gene de
az-çok toparlayıcı bir tanıma ulaşmak gerekirse; Shils’in popülizmin varlığı
için gerekli gör­düğü iki temelden söz etmek yerinde olur: 1- Bütün diğer
standartların, geleneksel ku­rumların ve diğer tabakaların iradesi üze­rinde
‘halk’ın iradesinin üstünlüğü, 2- Halk ve onu üstün tutan önderler arasında, ku­rumların
üzerinde, daha ‘dolaysız’ bir ilişki­nin arzu edilirliği. Bu iki temele bir
üçüncü unsur olarak, Worsley’e uyarak, karar ver­me sürecine “halkın
katılımı”nın varlığım da eklersek, bu esasları toplayan bir model olarak
tanımlayacağımız bir popülizm, yu­karıda çeşitlenen grupların çoğu için an­lamlı
olacağı ve bir dizi siyasi kültür ve mo­delde geçerlik taşıyabileceği gibi, bu
şekil­de popülizmi demokratik ve sosyalist gele­neklerin yeni bir boyutu olarak
görmemiz mümkün olacaktır.

M. Lutrullah KARAMAN

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here