Ömer Rıza Doğrul Kimdir, Hayatı, Kitapları, Eserleri, Hakkında Bilgi

26

Ömer Rıza Doğrul, (1893-1952) Dinî-İslâmî konulardaki yazıları ve yayınları ile tanınan müellif, gazeteci ve mütercim.

Aslen Burdurlu olup Mısır’a yerleşmiş bir ailenin çocuğu olarak Kahire’de doğ­du. Tahsilini Ezher Üniversitesi nde ta­mamlayıp Mısırda gazeteciliğe başladı. Balkan Harbi’nden sonra ve I. Dünya Sa­vaşı sırasında Kahire’de es-Siyâse gaze­tesinde edebî makaleler yayımladı. Bu arada İstanbul’daki Tasvîr-i Efkâr gaze­tesinde “Mısır Mektupları” adıyla yazıla­rı çıktı. Sebîlürreşâddaki ilk makale­lerini de Kahire’den gönderdi. Mehmed Akif’le tanıştığında Kahire’de eş-Şa’b gazetesine yazı yazıyordu. 1915’te İstan­bul’a gitti; İslâm âlemine dair Tasvîr-i Efkâr’da yayımladığı yazılarla Türk ba­sın hayatına girdi. Daha sonra Mehmed Akif’in kızı Cemile Hanım’la evlendi. Mil­lî Mücadele yıllarında Tevhîd-i Efkâr’­da yazarlıktan gazeteciliğe geçti. Bu sı­rada Vakit gazetesinde yayımladığı Tür­kiye-Mısır ilişkileri hakkındaki bazı ya­zılarından dolayı 1925’te İstiklâl Mahke-mesi’nce tutuklandıysa da bir müddet sonra serbest bırakıldı. Bu yıllarda dö­nemin en değerli dinî yayınlarından olan “Asr-ı Saadet” serisini tamamladı. 1940′-ta Eşref Edip, İsmail Hakkı İzmirli ve Kâ­mil Miras’la birlikte çıkarmaya başladık­ları İslâm-Türk Ansiklopedisi ve bu ansiklopedinin mecmuasında çok sayı­da madde ve makale yazdı. 1940-1950 yılları arasında Cumhuriyet gazetesin­de günlük siyasî yazılar kaleme aldı, İs­tanbul Radyosu için İslâm dünyası hak­kında siyasî icmaller hazırladı. 1947-1948 yıllarında, yazarları arasında Türk ve İslâm dünyasının önemli isimleri bu­lunan dinî-fikrî muhtevalı haftalık Se­lâmet Mecmuasi’nı çıkardı. Çok partili hayata geçiş sırasında yayımlanan önem­li İslâmî dergilerden biri olan Selâmet Mecmuası’nda ilmî-dinî araştırmalar, İslâm dünyasındaki düşünce hareketle­ri, İslâm klasikleri gibi konuların yanın­da özellikle o yıllarda din öğretimiyle il­gili olarak basında ve mecliste yapılan tartışmalara da yer verdi. Din öğretimi­nin gereğini ortaya koyarak bu konuda kamuoyu oluşmasına büyük ölçüde yar­dım etti; din hürriyetinin sağlanmasın­da ve ilkokullara din dersi konulmasın­da önemli hizmetlerde bulundu.

Ömer Rıza, 14 Mayıs 1950 seçimlerin­de Demokrat Parti’den Konya milletve­kili seçildi. Milletvekili iken Cumhuriyet gazetesinde, daha çok Ortadoğu ve İs­lâm ülkeleri hakkındaki inceleme ve göz­lemlerine dayanan “Komşu Memleket­lerde Olup Bitenler”, “Günün Olayları”, “Pakistan Mektupları” ve “Seyahat İnti­baları” gibi ana başlıklarla siyasî yazılar yayımladı. Bu makalelerinde Türkiye’yi diğer İslâm ülkelerindeki inkılâp hareketlerinin önderi olarak gösteren yazar, daha o yıllarda dünyadaki Doğu ve Ba­tı bloklarına karşı İslâm cephesi adıyla üçüncü bir cephe oluşturulması fikrini savundu. İslâm ülkeleri arasındaki iş bir­liği ve Türkiye’nin bu iş birliğindeki rolü üzerinde durarak İslâm birliğinin İslâm ülkelerinin yanlış tutumları yüzünden sağlanamadığını göstermeye çalıştı. Do­ğu ülkelerinin çeşitli meselelerini ve Türk inkılâbının bu ülkelerde yaptığı yankıla­rı tahlil etti; o ülkeler için kurtuluş ça­relerinin neler olabileceğini söyledi, özel­likle Hindistan’ın bağımsızlık mücadele­sinde müslümanların rolünü ortaya koy­du. İslâm ülkelerindeki ilim ve devlet ada­mı dostlarına, sürekli olarak Türk ve Arap ülkeleri arasındaki dostluğun öne­mini ve geliştirilmesi gerektiğini anlat­tı. 0 dönemde Arapça bilen ve İslâm dün­yasını yakından tanıyan Türk gazeteci­lerinin basın hayatından çekilmiş bulun­maları Ömer Rıza’nın yazılarına ayrı bir değer kazandırmıştır.

Ömer Rıza, Büyük Millet Meclisi Dış İşleri Encümeni’nde de görev almıştı. İslâm ülkeleriyle kurulan ilişkilerde onun bilgisinden istifade edildi. Bu arada Türk-Pakistan Kültür Cemiyeti’ne başkan se­çildi. 1951’de Pakistan’da yapılan İslâm Kongresi’ne katıldı. Hayatını kalemiyle kazanan nâdir yazarlardan biri olan Ömer Rıza, uzun süren bir hastalık dönemin­den sonra 13 Mart 1952de İstanbul’­da öldü; mezarı Edirnekapı Şehitliği’ndedir.

Devrinin Türk aydınlan arasında taas­suba düşmeden İslâm dinini etraflıca in­celeyen ve bu incelemelerini çeşitli eser­leriyle halka ulaştıran Ömer Rıza, başta Türkiye olmak üzere dünyadaki müslü-manların çeşitli siyasî ve sosyal problem­leriyle yakından ilgilenmiş, bunların kur­tuluş davasını samimiyetle benimseye­rek kalemini sonuna kadar bu çizgide kullanmıştır. Bilhassa Hindistan Millî Mü­cadelesi içinde Hint müslümanlarının ro­lünü çok İyi anlamış, takdir etmiş ve bu mücadeleleri çeşitli yazılarıyla Türk hal­kına da anlatmıştır. Ayrıca Türkiye’nin diğer müslüman ülkelerle olan iktisadî, siyasî ve içtimaî münasebetlerinin geliş­mesi için ömrü boyunca büyük gayret göstermiştir.

Ömer Rıza Doğrul, bu hizmetlerine rağ­men dinî çevrelerce iki bakımdan tenkit edilmekten kurtulamamıştır. Bunlardan başta geleni 1926 yılında girdiği anlaşı­lan masonluk, diğeri ise Kâdıyânî fikir­leri yaydığı şeklindeki ithamlardır. Esas şöhretini yaptığı yıllarda biraz da loca­ların kapalı olucu sebebiyle pek bilinme­yen masonluğu daha sonra muarızları tarafından sık sık gündeme getirilmiş­tir. Özellikle Tann Buyruğu”nu yayım­ladığı yıllarda (1943-1947) her iki bakım­dan da tenkit edildiği görülmektedir. Fakat onun dinî-millî faaliyet ve eserle­rinde masonluğa dair izlerin tesbit edi­lebilir şekilde aksettiğini söylemek müm­kün değildir. Onun “Ana Davalarımız Ana Prensiplerimiz” adıyla Kültür Muhipleri Mahfıli’nde verdiği konferansın basılı metninde masonluğu ah­lâkî bir müessese olarak gördüğünü, her masonun bir din sahibi olması gerekti­ğini, milleti ahlâkî düşüşten bu cemiye­tin kurtaracağını iddia etmesi masonlu­ğa bakış açısını göstermektedir. Cumhu-riyet’in ilk dönemlerinden başlayarak 1950′ yıllara gelinceye kadar dine. dindarlığa ve özellikle İslâm’a karşı yapılan saldırılara hemen her fırsatta ve devam­lı olarak karşı koyması gibi başarılı hiz­metlerinin yanında masonluğunun pa­sif kaldığını belirtmek gerekir.

Kâdıyânîlik konusundaki ithamlara ge­lince, bu durum daha çok, Peygambe­rimiz Aleyhisselâm ve Kur’andon İkti­baslar adıyla tercüme ettiği eserlerin müellifi Mevlânâ Muhammed Alinin kla­sik anlayışı zorlayan aşırı akılcı görüşle­rine Tanrı Buyruğunda yer vermesin­den kaynaklanmıştır. Ancak bu nokta­da yapılan ithamlara, Muhammed Ali’nin başlangıçta Kâdıyânîlik hareketinin lide­ri Gulâm Ahmed’in yanında yer almakla birlikte daha sonra İslâm akîdesini zede­leyici ifade ve tutumları yüzünden onun cemaatinden ayrılarak İslâm’a hizmet için müstakil şekilde çalıştığını ve Kâdı­yânî değil Ehl-i sünnet akîdesine sahip olduğunu ifade ettiğini belirterek cevap vermiştir. Cevabında ayrıca, onunla itti­fak halinde olduğu noktaların yanında ihtilâf ettiği meselelerin de mevcut ol­duğunu söylemiştir. Bugünkü bilgilere göre de Muhammed Ali, aşırı ve yanlış fikirleri yüzünden Gulâm Ahmed’den ay­rılan ve İslâm’ın savunulması ve yayılma­sı için bütün gücüyle çalışan Lahor gru­bunun kurucusu, velûd bir ilim adamı ve önemli bir yazardır.

Hayatının son yıllarında bir yayımcı ola­rak da faaliyet gösteren Ömer Rıza Doğrul’un bu hüviyetini haftalık olarak neş­rettiği Selâmet Mecmuası ortaya koyar. 23 Mayıs 1947’de neşir hayatına giren bu mecmua 17 Eylül 1948’den sonra ya­yımlanmamış, 12 Ocak 1949’dan itiba­ren Yeni Selâmet adıyla tek­rar çıkarılmıştır. 2 Kasım 1949’a kadar devam eden bu ikinci devre 104. sayı ile IV. cildini tamamlamıştır. Dergide dinî, fikrî, felsefî, ilmî, edebî ve tarihî yazı ve araştırmaların yanında “İs­lâm Âleminin Davaları” ve “Okurların Su­allerine Cevaplar” başlıklı bölümler ayrı bir önem taşımaktadır. Ömer Rıza Doğ­rul, Ahmed Hamdi Akseki, Rıza Nafiz Taner, Mûsâ Cârullah, Ahmet Halit Yaşaroğlu gibi yerli yazarlar yanında, tef­rika edilen eserleri ve yazılarıyla Ezher Rektörü Mustafa Abdürrâzık Paşa, A. Cressy Morrison, Muhammed İkbal, Tâ-hâ Hüseyin, Zeki Ali, John Kingley Birge gibi yabancılar da mecmuanın yazı kad­rosunda yer alan başlıca isimlerdir.