Mustafa Şekip Tunç Kimdir, Kısaca Hayatı, Eserleri, Hakkında Bilgi

25

Mustafa Şekip TUNÇ Düşünür ve yazar (Hayfa 1883-îstanbui 1958).

Mülkiye Mektebi’ni bitirdikten sonra, Cenevre Üniversitesi J.-J. Rousseau Pedagoji Enstitüsü’nde psikoloji ve pedagoji okudu. İsviçre’den dönüşünde önce Dârül-muallimat’ta edebiyat öğretmenliği yapan Oj.914) Tunç daha sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nin Pedagoji kürsüsüne atandı, 1919’da da profesörlüğe yükseldi. Ordinaryüs profesör olarak emekliye ayrılacağı 1953 yılma kadar da aynı fakültede görevini sürdürdü. Tunç’un tartışma sahnesine çıktığı yıllarda Türkiye’de sosyoloji, felsefe, pedagoji gibi konular oldukça yeniydi. Gerçi Tunç İsviçre’den bu alanda birtakım bilgilerle dönmüştü ama, daha sonra Türkiye’deki temsilcisi olacağı Bergsonculuk konusunda pek yeterli değildi.

Tunç’un Bergson’a eğilmesi, İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu’nun salık vermesi üzerine oldu. İlk iş olarak Bergson’un eserlerini Türkçeye çeviren Tunç, bu uğraşısı sırasında onun düşüncelerini iyice benimsedi ve çok geçmeden Dergâh dergisinde çıkmağa başlayan yazılarında Bergsonculuğu ateşli bir üslûpla savunmağa koyuldu. Mehmet Emin Yurdakul ve İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu da aynı dergide Bergsonculuğu ele alan yazılar yayımlıyorlardı. Ancak, ortak görüşlere sahip görünen bu üçlü tam bir görüş birliği içinde değildi. Baltacıoğlu pozitivizme de ver verirken, Tunç zihinciliğe ve pozitivizme var gücüyle cephe alıyor, bu tutumuyle arkadaşlarından ayrıldığı gibi bir yerde Ziya Gökalp’a da karşı çıkmış oluyordu. Tunç’a göre din, düşüncenin, bilimsel gerçeklerin, hattâ sanat ve ahlâkın, bir bakıma da hürriyet kavramının temel unsuruydu. Dini konulan, bilimsel bulgulara dayanarak anlatmağa kalkışmak taklitçilikten başka bir şey olamazdı. Bilim ise dış ilişkilerin bir ürünüydü, bu nedenle de ruhun akıl ve zekâ görünümünde ve katılaşmış biçimde belirmesinden öte bir şey sayılamazdı. Oysa ruh, dıştan görünen katı tabakanın altında sürekli olarak yenileşen zenginliklerle doluydu.

Tunç böylece oluşturduğu iç dünyasını ressamlıkla da bezeyerek, bütün kapıları kapalı bu inanç dünyasını sonuna kadar sebatla korudu.