Minhacü’s Sünne – İbn Teymiyye Konusu, Özellikleri, Hakkında Bilgi

57

Minhâcü’s-sünne. İbn Teymiyye’nin (ö. 728/1328) İbnü’l-Mutahhar el-Hillî’ye ait Minhâcü’l-kerâme adlı esere yazdığı reddiye.

Tam adı Minhâcü’s-sünneti’n-nebeviyye ti nakzı kelâmi’ş-Şia ve’l-Kaderiyye olup bazı kaynaklarda Red cale’r-Revâfız ii’l-imâme calâ İbn Mutahhar, Minhâcü’s-sünneti’n-nebeviyye îî nakzi kelâmi’ş-Şiycf ve’l-Kaderiyye, Minhâcü’l’i’tidaUî nakzikelâmi ehîi’r-Raîzive’l-ictizâl, şeklinde kaydedilmiştir.

İbn Teymiyye, eserini telif etme amacı­nı belirtirken Ehl-i sünnetten bir grubun Şiî bir âlimin İmâmiyye mezhebini özen­diren, dinî bilgisi eksik yöneticileri etkile­yebilecek nitelikte bir kitabını kendisine getirdiğini ve müslüman görünen bazı Bâtınîler’in bu görüşlerin yayılmasına katkıda bulunduğunu söylediğini anlatır. Bu kişilerin özellikle İlhanlı Hükümdarı Olcaytu Han’ın Şiî görüşlerine meyletmesine sözü edilen kitabın etkili olduğunu ifade edip kendisinden bir reddiye yazmasını İstediklerini bildirir. Olcaytu Han ile iyi münasebetler kuran Şiî taraftan Mekke Emîri Humeyde ile İbn Teymiyye arasında cereyan eden tartışmanın da eserin telifine ze­min hazırladığını söylemek gerekir.

Müellifinin beyanlarından 710 (1310) yılı civarında yazıldığı anlaşılan Minhâ­cü’s-sünne, Minhâcü’l-kerâme’nin iç planına paralel biçimde bir mukaddime ile altı bölümden (fasıl) meydana gelir. Eserde İbnü’l-Mutahhar’ın temas ettiği konular tek tek ele alınır ve ileri sürülen iddialar aklî ve naklî delillerle cevaplan­dırılır. Bu arada konuyla dolaylı bağlantısı olan bazı hususlara dair bilgiler de verilir. Sistematik bir muhtevaya sahip olmayan Minhâcü’s-sünne’nin girişinde yazılış amacının yanı sıra genel olarak Şîa (Râfıza) ile ilgili değerlendirmeler yapılır ve Hillî’nin mukaddimesinde öne sürdüğü id­dialar reddedilir. Birinci bölümde, Hillî ta­rafından Ehl-i sünnet’e nisbet edilen gö­rüşlerden olmak üzere ilâhî fiillerin hik­metle muallel olmayışı, hüsün-kubuh, salâh- aslah vb. hususlar aslına uygun bi­çimde incelenir. Ayrıca hilâfetle ilgili tar­tışmalar ve Hz. Ali’nin hilâfetinde ümme­tin icmâ ettiği iddiaları üzerinde durulur. İkinci bölümde İmâmiyye’ye tâbi olmanın zorunluluğuna dair görüşler eleştirilir. Allah’ın sıfatları hakkında Ehl-i sünnefe yöneltilen tenkitler cevaplandırılır ve bun­ların imametle ilgisinin bulunmadığına dikkat çekilir. Burada kelâmcılarla filozof­lar da eleştirilir. Râfizîler’in peygamberle­rin mâsumiyetiyle ilgili telakkisi reddedi­lir, nübüvvetten önce ve sonra kendilerinden küçük günah sâdır olmayacağı dü­şüncesi ümmetin icmâina aykırı bulunur. Hıristiyanların ezelî varlıkları üçe çıkar­makla tekfir edildiği, halbuki Eş’arîler’in bu varlıkları dokuza çıkardığı şeklindeki iddiaların İftira olduğu. Fahreddin er-Râ-ıVnin böyle bir görüş ileri sürmediği ve hıristiyanların Hz. îsâ’nın üç ilâhın üçün­cüsü olduğunu söylemeleri sebebiyle kâ­fir sayıldığı belirtilir. Bu bölümde ayrıca Ehl-i sünnet’e mensup bazı kişilerin itibar görmeyen fıkhî konulardaki görüşlerine Şiîler’ce yöneltilen eleştiriler ele alınır.