Mescidi Şah -İsfahan- Tarihçesi, Mimari, Hakkında Bilgi

24

Mescid-i Şâh. İran’ın İsfahan şehrinde XVII. yüzyıla ait cami.

Safevî devri mimari eserlerinin ve İran camilerinin en güzellerinden biridir. Mes­cid-i İmâm, Mescid-i Sultanî-i Cedîd ve Câmi-i Abbasî isimleriyle de tanınır. Ca­minin banisi Şah I. Abbas Safevî’nin İsfa­han’ı yeniden imar etme faaliyeti çer­çevesinde, 1021’de (1612) tamamlanan Meydân-ı Şâh’ın güneyinde bulunan Mes­cid-i Şâh’ın yapımına aynı yıl başlanmış. Şah Safî döneminde 1040’lı (1630-31) yıl­larda tamamlanmıştır. Fakat diğer kita­belerden de anlaşıldığı üzere daha son­raki tarihlerde de bina içinde imar faali­yetleri olmuş ve özellikle mimari tezyi­natın teşekkülünde ve ana binanın ek kı­sımlarında çalışmalar yapılmıştır. Binanın muhtelif kısımlarında yer alan kitabeler­de değişik usta ve mimar isimleriyle bir­likte hükümdar emirnamelerine rastlan­maktadır. Eserin yapımına Şah I. Abbas Safevî’nin emriyle Mimar Üstâd Ebü’l-Kâsım’ın idaresi altında başlandığı bilin­mektedir. Binanın meydana bakan büyük kapısı üzerinde yer alan kitabelerde ya­pının Muhib Ali Bîkellah denetiminde in­şa edildiği, mimarının ise Ali Ekber İsfa­hanı olduğu belirtilmektedir.

Dört eyvanlı plana sahip olan eser bu tipin en gelişmiş örneği olarak kabul edil­mektedir. Selçuklular devrinden başla­yarak İran’daki mimarinin esasını teşkil eden bu merkezî avlu etrafında teşkilât­landırılmış dört eyvan ve bunlara bağlı ikinci derecede önemi haiz mimari bö­lümlerden meydana gelen plan tipi, İran dışında Hint-İslâm ve Orta Asya mimari anlayışlarına da tesir ederek önemli bir yayılma göstermiştir. Özellikle 1375’ten itibaren inşa edilen Yezd Cuma Camii ve 1418 tarihli Meşhed Ulucamii’nde belirli bir gelişme kaydeden bu plan tipine ka­tılan en önemli yeni kısımlar olarak Mescid-i Şâh’ın ana ibadet mekânının iki ta­rafında yer alan iki medrese ve binanın dış cephesini teşkil eden yüksek bir kapı şeklinde yapılmış olan taçkapının kendi­ne has teşkilâtı dikkat çekmektedir. Özel­likle bu cephe mimarisi, Safevî mimari anlayışı için alışılmış olmakla-birlikte İs­lâm âleminin diğer bölgelerinde farklı bir hususiyet göstermiştir. Caminin bağlan­dığı ve içinde yer aldığı büyük meydanın mimari teşekkülü ve kıble istikameti ara­sında ortaya çıkan farklılaşma sonucu iki ana eksen tayin edilerek binanın dışarıya açılan taçkapısı ve binanın kendi ana ek­seni iki ayrı istikamete göre tanzim edil­miştir.

Ana ibadet mekânının güneydoğu ve güneybatısı birer medreseyle çevrilmiş­tir. Süleymânî ve Nâsırî adlarıyla tanınan bu medreselerden biri 1077 (1666-67). diğeri 1095 (1684) tarihlidir. Uzun dik­dörtgen avlular etrafında teşekkül etmiş mimari kısımlardan meydana gelen bu medreselere binanın ana avlusu yanların­da bulunan yan eyvanlar ve onların arka­sındaki kubbeli mekânlardan geçilmek­tedir. Bir kışlık salonla diğer küçük ibadet mekânları da ana mimari topluluğa dahil bulunmaktadır. Ana ibadet mekâ­nının kanatlarını teşki! eden iki yan kısım alışılmış hususiyetlerin dışına çıkılarak değişik bir şekilde inşa edilmiştir. Kıble istikametine dik olarak uzayan iki nef şeklindeki bu bölümlerin üzeri, iki nefi ayıran taştan üç fil ayağı tarafından taşı­nan sivri kemerler üstünde yükselen se­kiz küçük kubbeyle örtülüdür.