Hüdavendigar Camii -Ayvacık, Tuzla- Tarihçesi, Mimari, Özellikleri, Hakkında Bilgi

42

Hudâven­digâr Camii. I. Murad Hudâvendigâr tarafından Marmara bölgesinin değişik yerlerinde yaptırılan camilerin ortak adı.

XIV. yüzyılın ikinci yarısında henüz sı­nırları fazla genişlemiş olmayan Osmanlı Beyliği’nin Marmara bölgesindeki çeşitli yerleşim yerlerinde I. Murad tarafından inşa ve vakfedilen bazı küçük camiler bu İsimle anılmaktadır. Mimarileri bakımın­dan fazla önem taşımayan veya sonraları çok değişikliğe uğradıklarından gerçek sanat hüviyetleri belirsiz olan bu yapılar­dan Osmanlılar’ın ilk devirlerine ait eser­ler olmaları dolayısıyla kısaca bahsedile­cektir.

Tuzla. Ayvacık’a bağlı Tuzla (eski adı Kı­zılca Tuzla) köyünde de Murad Hudâven­digâr adına vakıf eserler mevcuttur. Bunların camiyle medreseden ibaret küçük bir külliye olduğu, Ekrem Hakkı Ayverdi tarafından Vakıflar defteri kayıtlarından ve yerinde yapılan araştırmalardan an­laşılmıştır. Kapısının üstündeki Arapça dört satırlık kitabesinde caminin 767 yılı­nın Şaban ayında (Nisan 1366) 1. Murad’ın emriyle Emîr Hacı b. Süleyman tarafın­dan yaptırılmış olduğu bildirilir. Buna gö­re yapı, I. Murad’ın Osmanlı Beyliği’nin başına geçtiği ilk yıllarda yapılmış olup Osmanlı dönemi Türk mimarisinin ilk eserlerindendir. Kare planlı olan cami dış­tan 12,22 x 13,90m. ölçülerindedir ( içe­ride 11.90 x 11,95 m.) Bu oldukça büyük harim mekânı, geçişi pandantiflerle sağ­lanmış üstü kiremit kaplı kasnaksız bir kubbe ile örtülmüştür. Bu durum, Türk mimarisinin oldukça erken bir dönem­de bile kubbeye verdiği önemi gösterir. Kubbe, köşelerde zeminden başlayan ve duvar yüzeylerinde belirgin olan dört büyük yuvarlak kemerle taşınmakta­dır. Ana mekânın önünde 5 m. kadar de­rinlikte üç bölümlü bir son cemaat yeri vardır. Vaktiyle açıklıkları örülerek kapa­tılan son cemaat yeri 1968 yılındaki res­torasyonda eski haline dönüştürülmüş, harim duvarındaki kiriş izine dayanıla­rak üzeri ahşap tavanlı bir çatı ile örtül­müştür. Sol taraftaki minarenin kare bi­çiminde kaidesi ve prizmatik üçgenlerden oluşan gövdeye geçiş bölümü orijinaldir. Kesme taştan silindirik gövdeli minare 1968 yılındaki restorasyonda ilave edil­miştir. Ayverdi tarafından yayımlanan bir fotoğrafta ise eski minarenin tuğla göv­deli olduğu görülmektedir. Caminin batısında bulunurken ortadan kalkmış olan med­resenin bir dershane ile on kadar hücre­den meydana geldiği ve üstünün ahşap çatı ile örtülü olduğu Ekrem Hakkı Ayverdi tarafından belirtilmektedir. Bölgede son araştırmayı yapan Filiz Yenişehirlioglu ise medresenin güneyde bir tepe üze­rinde bulunup içinin toprakla dolu oldu­ğunu ve üst örtüsünden tonozların görü­lebildiğini belirtir. Külliyenin naziresinde, medresenin müderrislerine ait olduğu anlaşılan ve en eskisi XVIII. yüzyıla tarihlenen birkaç mezar taşı bulunmaktadır.

TDV İslâm Ansiklopedisi