Herakles, Herkül, Hercules (Yunan Mitolojisi)

HERAKLES (Hercules, Herkül)


HERAKLES’İN HAYATI
Alkmene’nin ikiz hamileliği

Zeus, Thebai kraliçesi Alkmene’ye ilgi duyuyordu. Kraliçenin kocası kral Amphitryon savaşa gidince Zeus, kocasının kılığında şehre geldi. Kapıcı ve muhafızlar krallarının şehre döndüğünü görüp sevindiler, sonra onu karısının yanına götürdüler. Alkmene, Zeus’u kocası zannederek kollarının arasına aldı ve Zeus, şehrin üzerine altın yağmuru yağdırırken Alkmene, Zeus’tan hamile kaldı. O gece boyunca Zeus, Alkmene ile çiftleşti ve Zeus o geceyi emriyle biraz uzattı. Ertesi sabah Zeus gitti ve Alkmene’nin gerçek kocası geri döndü. Amphitryon, hemen karısına gidip onunla özlemle çiftleşti. Alkmene daha sonra bütün gece sabaha kadar çiftleştikleri o geceyi kocasına söyleyince kral Amphitryon birşeylerden şüphelenip kızmaya başladı. Karısıyla sabah seviştiğini biliyordu ama tüm gece karısıyla birlikte olan kimdi? Sonunda Amphitryon, karısının kendisini aldatmış olduğu sonucuna vardı. Anlaşmazlık gün geçtikçe büyümeye başlayınca, Olympos’tan durumu izleyen Zeus, aşağı inerek durumu Amphitryon’a bizzat kendisi açıklamak zorunda kaldı. Tanrıların tanrısı karşısında ne söyleyeceğini bilemeyen Amphitryon, durumu kabullendi.

O geceki iki ayrı ilişkiden dolayı Alkmene iki ayrı bebeğe hamile kaldı. Bu bebeklerden diğeri Herakles’in küçük kardeşi İphikles’tir. Bebekler daha doğmadan Hera kıskançlık göstermeye başladı. Zeus birgün boş bulunup Perseus soyundan doğacak ilk çocuğun Argos üzerinde hüküm süreceğini söyledi. Ayrıca, Olympos’ta sık sık oğlunun ileride büyük kahraman olacağından söz edince Hera’nın kini büyüdü. Bunun üzerine Hera derhal doğumlardan sorumlu olan sevgili kızı, tanrıça Eileithyia ve kader tanrıçaları Moira’lara Alkmene’nin bebeklerin doğumunun geciktirilmesi emrini verdi. Buna karşılık Sthenelos’un oğlu, Herakles’in kuzeni Eurystheus’un doğumunun hızlandırılmasını istedi. Böylece Eurystheus 7 aylık doğarken, Herakles ve İphikles 10 ay annesinin karnında kaldı. Hera’nın kızı ve doğumlardan sorumlu tanrıça Eileithyia, Alkmene’nin doğurmasına izin vermiyor, Alkmene türlü sıkıntılar çekiyordu. Proitos’un kızı Galinthias ise Alkmene’nin dostuydu. Galinthias, Hera’nın emri ile Alkmene’nin doğumunun geciktirilmesi için birşeyler yapmalıydı. Doğum tanrıçaları 9 gün 9 gece Alkmene’nin evinin dışında elleri kolları bağlı durarak büyüyle doğumu engelliyorlardı. Galinthias, arkadaşına acıdı ve onun acılarından kurtulması için bir hile yaptı. Tanrıçalara koşarak bebeğin Zeus sayesinde sağlıklı bir şekilde doğduğunu, onlara rağmen bir erkek çocuk dünyaya getirdiği yalanını söyledi. Ayrıcalıklarının önemsenmediğini zanneden tanrıçalar Zeus’a içerleyerek ayağa kalktılar ve böylece Alkmene’yi bağlayan büyü bozuluverince Alkmene bebeklerini doğuruverdi. Tanrıçaların bu kandırmacayı farketmesi uzun sürmedi, öclerini almak için Galinthias’ı bir gelinciğe dönüştürdüler. Hekate bu zavallı hayvana acıdı ve kutsal hayvanı seçerek odasında tuttu, besledi. Herakles, büyüdüğünde Galinthias’ı unutmadı ve onun adına bir tapınak yaptırdı. Herakles daha sonra kendisinin geç doğmasına sebep olan kuzeni Eurystheus’tan hep nefret etti. Alkmene de Eurystheus’tan hayatı boyunca hep nefret etti. Eurystheus, Herakles’ten önce doğduğu için, Zeus’un söylediği Perseus soyundan doğacak ilk torununun büyük hükümdar olacağı sözü, aslında Herakles için söylenmiş ise de, Eurystheus için geçerli sayılmış oldu. Eurystheus’un Herakles’e emirle söz geçirme hakkı doğmasını Eurystheus kral olunca hemen kullandı ve Herakles’i çağırtarak emrine girmesini istedi. Herakles bunu red etti. Zeus, ise söylediği sözün geçerliliğini sağlamak adına, oğlu Herakles’in Eurystheus’un emrine girmesini bir şekilde ileride sağlayacaktı.

mitoloji/herakles Herakles ismini kim verdi?
Mitologlara göre bu ismi Apollon verdi. Herakles’e bebekken ailesi büyükbabası Alkeus’tan esinlenerek, Alkides ismini vermişti. Herakles büyüdüğünde Megara’dan olma çocuklarını öldürünce, hakettiği çilenin ne olduğunu öğrenmek için Delphoi’deki Apollon tapınağının rahibesi Pythia’ya başvurmuştu. O da ona birsürü iş verdi, ayrıca isim olarak Herakles adını taşımasını buyurmuştu. Bu ad “Hera’nın şanı” anlamına geliyordu. Herakles ölümlü babası Amphitryon ve ölümlü annesi Alkmene’nin soyundan yani Perseus soyundan geliyordu. Böylece Herakles Argos soyundan olup Thebai’de doğmuş olması tamamen şans eseriydi. Herakles’in gerçek babası olan Zeus, Amphitryon’un gönlünü almak için türlü hediyeler gönderdi. Sonunda Amphitryon, tanrıların tanrısı Zeus’tan olma çocuğun manevi babalığını kabul etmek zorunda kaldı.

Herakles’in ikiz kardeşi İphikles
Alkmene, Galinthias yardımıyla ilk önce Herakles’i ardından İphikles’i doğurduğundan İphikles, Herakles’in küçük ikiz kardeşiydi. İphikles daha sonra sürekli Herakles ile gezdi ve ona yardım etti. Orkhomenos sakinlerine karşı Herakles’in yanında mücadele ettiğinden kral Kreon, onu küçük kızıyla evlendirerek mükafatlandırdı. Herakles’e de büyük kızı Megara’yı verdi. İphikles, sürekli olarak Herakles’in yanında maceralara katılmıştır. Argonaut seferinde ismi listede yer alır. Eurystheus sürekli olarak Herakles’e kötü muamele ederken İphikles’e iyi davranmıştır. Herakles ise İphikles’i hep korumuş ve iyi davranmıştır.

Herakles’in büyük gücünü elde etmesi

Bu konuda değişik efsaneler vardır. Zeus, oğlunun yenilmez olmasını istediğinden çocuğu Hermes’e verdi ve Hermes’e çocuğu gidip Hera’nın göğsüne tutup emzirmesini emrini verdi. Hermes, Hera uyuduğu bir sırada bu işi yerine getirdi ama bebek Hera’nın göğsünden sütü öyle güçlü emdi ki Hera uyandı ve bebeği itti. Ama olan olmuştu, Hera’nın göğsünden akan süt samanyolunu (Milky Way) oluşturdu. Başka mitologlara göre ise Athena ve Hera şans eseri bir gün Thebai bölgesinden geçiyordu. Athena, yeni doğmuş bebeğin sağlık ve güzelliğine hayran oldu ve daha güzel büyüyüp gelişmesi ve gelecekte çok güçlü olması için, bu bebeğe bir şans vermek istedi. Bebeği Hera’ya vererek kısa bir süre için emzirmesini istedi. Hera bunu kabul etti. Bebek Hera’nın göğsünü sıkıp, sütü kuvvetle emince Hera’nın göğsü acıdı ve bebeği itip Athena’ya verdi. Athena bebeği alıp Alkmene’ye verdi ve çocuğunu artık korkusuzca büyütebileceğini söyledi.

Hera’nın gönderdiği iki yılan

Herakles 8 aylık olduğunda Hera kıskançlığından onu öldürmeye çalıştı. Bir akşam Alkmene ikizlerini yatırmış, kendisi de uyumuştu. Hera geceyarısı odaya iki yılan gönderdi. Küçük İphikles ağlamaya başladı, Herakles ise bir yılanı bir eline, diğer yılanı öteki eline aldı ve sıkarak ikisini de boğdu. Baba Amphitryon İphikles’in ağlamasına kalkıp kılıcını kapıp koşarak odaya girdiğinde yapacak birşey kalmamıştı. Kral derhal bu mucizeyi açıklaması için kahin Tiresias’ı çağırttı. Kahin, orada bulunan herkesin önünde yiğidin hayat akışıyla ilgili kehanetleri bir bir anlatınca, Amphitryon Herakles’in bir tanrı çocuğu olduğunu anladı.

Herakles cinayetle suçlanıyor
Herakles, İphikles’le birlikte müzik hocası Linos’tan eğitim aldılar. Apollon’un oğlu olan yaşlı Linos, ikisine edebiyat ve müzikle ilgili eğitim verdi. İphikles, uysal ve çalışkan bir öğrenci olduğu halde Herakles şımarık ve serseriydi. Bu yüzden Linos onu sürekli olarak disipline etmeye çalışıyor ve bazen sert davranmak zorunda kalıyordu. Linos, yine birgün Herakles’i azarlarken Herakles dayanamadı ve iskemleyi (bazılarına göre liri) aldığı gibi Linos’un kafasına indirdi. Linos oracıkta öldü. Herakles, mahkemeye çıkarıldı ve cinayetle suçlandı. Herakles ise kendisini savundu ve meşru müdaafa yaptığını söyleyerek Zeus’un oğlu Radamanthys’in hükmünü hatırlatarak kurtulmaya çalıştı. Mahkeme onu akladı ama babası Amphitryon’un içi pek rahat değildi. Manevi oğlunun tekrar cinnet geçirip kötü birşeyler yapmasından korkarak onu uzaklara, sürülere bakmakla görevlendirip köye gönderdi.

Herakles savaşmayı öğreniyor

Herakles’in eğitimi bir sığırtmacın yanında devam etti. Teutaros adında bir Skyth (İskit) olan bu sığırtmaç, ona ok atmasını ilk olarak öğreten kişidir. Bu arada Herakles babasından araba sürmesini öğretti, Eurytos yine ok atma talimleri konusunda Herakles’e eğitim verdi. Zeus’un oğlu, Sarpedon’un kardeşi olan kahraman Radamanthys, Girit’li olması sebebiyle ok atmakta büyük bir ustaydı. Radamanthys, Herakles’e bu işin inceliklerini öğreten kişidir. Radamanthys ayrıca çok dürüst olduğundan öldükten sonra Hades’in baş yargıçlarından birisi olmuştur. Herakles, diğer silahları kullanmasını da Kastor’dan öğrendi. Dioskour’lardan büyük savaşçı Kastor, Herakles’e her türlü silahsız ve silahlı savaş sanatını öğretti. Amphitryon da bizzat kendisi savaş arabası kullanmasını öğretmiştir. Herakles büyüdü ve boyu iki metreyi aştı. 18 yaşına geldiğinde Yunanistan’ın en güçlü adamıydı ve gücünü iyiye mi kötüye mi kullanacağını zaman gösterecekti.

Herakles’in titanlarla savaşı

Herakles’i aklını karıştıran iki kadın ziyaretçi
Herakles, devler savaşı bittikten sonra kendisini yine dağlara vurdu ve çobanlık yapmaya devam etti. Çoban ve sürü işlerinden sıkılıp, gelecekteki hayatına nasıl bir yön vereceği konusunda rahat düşünme imkanı bulacağı ıssız bir yere gitti. Bir gün kendi kendine düşünürken, 2 uzun boylu kadın gelerek ona birimizden birini seç dediler. İki kadın Herakles’in kim olduğunu, aldığı eğitimleri biliyorlardı. Kadınlardan birisi ona rahat ve bol kazançlı, tembel yaşanan bir hayatı, diğeri ise bol çalışmayı, erdemi, başarıyı ve sürekli çaba gerektiren bir hayatı vaad etti. Herakles hemen bir karar veremedi. Kadınlar yanından ayrıldıktan sonra düşünmeye devam etti ve sıkıntıdan kendisine artık uğraşacak bir iş bulması gerektiğini anladı.

Kithairon aslanının öldürülmesi ve Herakles’in 50 çocuğu
Herakles iyi bir hayat yaşamak istediğine karar verdi. O sıralarda Yunanistan, içinde çeşitli canavarların ve azılı haydutların dolaştığı ormanlarla doluydu. Herakles, ülkeyi bu mahluklardan temizlemeye karar verdi. Thebai ve çevresine büyük zararlar verdiği söylenen bir arslanı öldürebilirse, bu kendisi için ilk ve büyük bir erdem olacaktı. Üvey babası Amphitryon’un sarayına döndü ve hazırlıklarına başladı. Sonra da babasının sürülerinin otladığı dağın eteklerindeki ormana gitti. Bu arslan son derece yırtıcı ve iri bir hayvandı. Sürülere büyük zarar veren bu arslanı avlamaya hiçbir avcı cesaret edemiyordu. Herakles, hayvanı avlamak için en son görüldüğü yere yakın olan kral Thespios’un (Thespius) sarayına yerleşti. Her gün avlanmaya çıkıyor, akşam olunca uyumaya geliyordu. Kral Thespios’un karısı Megamede’den olma 50 kızı vardı. Kahramanın dölünden erkek çocukları olsun isteyen Thespios, hergece olmak üzere Herakles’in odasına ayrı bir kızını gönderdi. Herakles, karanlıkta bu kızların hepsiyle birleşti. Her defasında ilk geceki kızla birlikte olduğunu sanıyordu. Herakles, ellinci gün arslanı öldürmeyi başardığından, Thespiosoğulları (ya da Thespiades, Heraklesoğulları) adı verilen 49 oğlu oldu. Çünkü, arslanı öldürdüğü gün saraya dönmediğinden, ellinci kızla birlikte olmadı. Postunu omuzlarına atıp açık ağızlı kafasını da kendine miğfer yaptı. Doğan çocuklarının 40 kadarı anneleriyle birlikte Sardinya Adası’na giderek koloniler kurdular. Herakles’in birlikte olmadığı ellinci kız bakire kalmayı tercih etti ve bir Herakles tapınağında rahibe oldu.

Herakles, Erginos’la çarpışıyor

Herakles, arslanı öldürdükten sonra Thebai’ye dönüş yolunda Orkhomenos kralı Erginos’un elçileriyle karşılaştı. Elçiler, Orkhomenos’tan aldıkları vergiyle ülkelerine dönüyorlardı. Herakles onlara hakaret edip burunlarını ve kulaklarını kesip bir ipe geçirdi ve bunu boyunlarına asıp geri gönderdi. Elçilerinin uğradığı hakareti gören Erginos çok kızdı ve ordularıyla Thebai’nin üzerine yürüdü. Thebai kralı Kreon, hem vergiyi ödemeye devama hem de savaşmamaya kararlıydı ama Herakles Thebai’li gençleri silah altına topladı ve Herakles, üvey babası ile birlikte bunlara karşı savaştı ve orduyu yendi. Amphityron, oğluyla birlikte savaşırken öldü. Bizzat Athena tarafından silahlandırılan Herakles, Erginos’la çarpıştı ve elleriyle onu öldürdü.

Herakles’in Megara ile evliliği

Theb kralı Kreon, zaferin büyük ödülü olarak Herakles’i kızı Megara ile, İphikles’i de küçük kızıyla evlendirdi. Tanrılar bile gelerek Herakles’ hediyeler verdiler. Hermes güzel bir kılıç, Apollon seçkin oklar, Hephaistos ise oklarını taşıyacağı altın işlemeli bir sadak ve Athena zırh verdi. Herakles, Megara ile evlenince, kendisine İalos adında bir oğul vermiş olan ilk eşi Automedusa’dan boşanmak zorunda kaldı. Megara Herakles’e pekçok çocuk doğurmuştur. Mitologlara göre çocukların sayısı bazen 3, bazen 8’dir.

Herakles Eurystheus’un hizmetine girmekten hoşlanmıyor
Eurystheus, Herakles’in geldiğini duyunca onun iktidarını elinden alacağını sanarak askerlerine Herakles’in Mykenai surlarından içeriye alınmaması emrini verdi. Herakles önüne çıkan engelleri kaldırarak saraya girince Eurystheus kaçıp saklandı ve Herakles ile Pelops aracılığı ile konuştu. Eurystheus, Herakles’in kendi isteği ile onun emri altına girmesinden hoşlanmadı. Onu başaramayacağı işlere göndermeyi planladı. Ona ilk görevini vermezden önce epey bir süre geçti. Bu sürede Herakles sıkıldı ve babasına rağmen bir ölümlünün hizmetinde bulunmaktan hoşlanmadığından, Dephi Tapınağı’na giderek ne yapması gerektiğini sordu. Apollon’un rahibi Pythia, Herakles’e ileride başarması gereken görevleri detaya girmeden söylendi. Herakles görevlerin zorluğu yüzünden değil, bu görevleri Eurystheus için gerçekleştirecek olması yüzünden yıldı ve karamsarlığa kapıldı. Kendisini günahlarından arındırmak istese de, Pythia’nın öğüdünü dinlemek istemedi. Ama Zeus gelerek oğluyla konuştu ve onu ikna etti. Sonunda Herakles babasını dinleyerek Tiryns’e gitti. Böylece, Zeus’un Herakles doğmadan önce söylediği söz gerçekleşmiş oluyor, Perseus soyundan doğmuş ilk torunu tüm Argolis bölgesine hükmetmiş oluyordu.

Herakles çocuklarını öldürüyor

Herakles canı sıkkın olarak Eurystheus’un kendisine vereceği görevi evinde beklerken, Hera bu fırsatı kaçırmadan yiğidin kendini iyice kötü hissetmesini sağladı. Herakles evine dönünce, yiğidin cinnet geçirmesini sağladı. Hera’nın yarattığı bir illüzyonla, kendi çocuklarını kuzeni Eurystheus’un çocukları sanarak, İphikles’in iki çocuğu da dahil olmak üzere, okla vurup öldürdü (bazı mitologlara göre ateşe atarak öldürdü). Herakles, yayını titanlara yönelttiğini sanmıştı. Athena son anda yetişip Herakles’in göğsüne bir taşla vurup onu bayılttı. Herakles, kendine gelince yaptıklarından dolayı çok üzüldü ve kefaretini ödemek üzere, üzgün ve ağlamaktan perişan Megara’dan ayrıldı. Megara’yı yeğeni İolaos’a verdi. Herakles üzüntüsünden kendisini öldürmeyi düşünüyordu. Tam bu işe kalkışacağı sırada Theseus geldi ve Herakles’le konuşup onu Atina’ya götürmeye razı etti. Herakles, daha sonra akıl danışmak için tekrar Pythia’ya gitti. Pythia, ona Tiryns’e giderek kuzeni Eurystheus’un hizmetine girmesini tekrar söyleyince Herakles bu sefer itaat etti ve doğruca Eurystheus’un sarayına döndü.

Eurystheus’un Herakles’e verdiği 12 görev

Eurystheus, Pelops aracılığı ile ilk emrini verdi. Herakles’in başarmak zorunda olduğu bir görevi vardı ama Eurystheus’un bir şartı vardı. Herakles işlerini başarıp ürünlerini getirdiğinde bunları şehrin kapısına bırakacak, içeriye sokmayacaktı. Eurystheus, Herakles’ten saklanmak için tunçtan bir küp yaptırmış, içine sığınıyor ve Pelops aracılığıyla Herakles’le konuşuyordu. Eurystheus, ilk iş olarak Argolis ormanlarında etrafa büyük korku ve dehşet saçan, kimsenin avlayamadığı korkunç Nemea Arslanının derisini getirmeliydi.

1. Nemea Arslanı’nın Postu

Nemea Arslanı, canavar Orthros’un çocuğuydu. Orthos’un babası ise dünya üzerine gelen gelmiş geçmiş en güçlü ve büyük canavar olan Typhon’un oğlu olduğundan, Nemea Arslanı çok güçlü bir hayvandı. Anası ise Typhon’un eşi canavar Ekhidna idi. Nemea Arslanı Ay tanrıçası Selene’nin elinde büyümüştü. Selene ise arslanı sonra Hera’ya vermişti. Hera onu Argolis civarında, Peloponnes ormanlarındaki Nemea bölgesinde serbest bırakınca canavar oradaki sürüleri kırıp geçirmeye, etrafa korku salmaya başlamıştı. O bölgedeki insanlar korkudan kendilerini evlerine, çiftliklerine kapatmış, dışarı çıkamıyorlardı. Bir eline okunu, bir eline zeytin ağacından kesip yaptığı ve hiç yanından ayırmadığı kocaman topuzunu alan Herakles, sürüleri ve insanları katleden bu iri arslanı önce kolay avlayacağını düşündü. Canavarı ilk önce uzaktan görüp incelemek amacıyla ormanın içinde pusu kurarak beklediyse de, günlerce bunu başaramadı. Bir akşam arslana, mağarasına dönerken rastladı. Kafası ve göğsü kanla kaplı bu iri arslan, yine bir katliamdan dönmekteydi. Herakles, arslan ona yaklaşınca karnına zehirli bir ok attı. Ok, hayvanın derisinden sekerek çimlere düştü. Arslan dört bir yanı arayarak, oku atanı bulmaya çalıştı. Herakles, ikinci okunu korkunç arslanın göğsüne attı. Ok yine sekti. Oklarının derisine işlemediğini görünce kalın budaklı sopasıyla hayvanı inine kadar takip etti. Arslan iki çıkışlı bir mağarada yaşamaktaydı. Herakles, çıkışlardan birisini büyük taşlarla kapadı, diğerinin girişinden elinde sopasıyla içeriye girdi. Arslan ile içeride bir süre oyalandı. Sonunda elindeki sopanın kalın tarafıyla hayvanın kafasına kuvvetli bir darbe indirebildi. Darbeyle sopası kırıldı, arslan daha sonra Herakles’e saldırdı. Kuvvetli kollarıyla arslanı boğan Herakles, daha sonra arslanın derisini yüzmeye niyetlendi. Ne elindeki ok uçları, ne bıçağı hayvanın derisine işlemiyordu. Hayvanın kendi pençelerini kullanarak postu deldi ve yüzmeyi başarabildi. Bu postu güneşte kuruttuktan sonra üzerine ok atışları yaptı. Oklarının işlemediğini görünce postu üzerine giydi. Arslanın ağzı açık olan kafasını da miğfer olarak başına geçirip Eurystheus’a postu sunmak üzere yola koyuldu. Herakles, postu Mykenai’ye getirdi. Eurystheus, böylesi bir canavarı öldürebilecek olan Herakles’ten öyle çok korktu ki ona şehrin içine girmeyi yasakladı. Zeus, eşine ait olan bu arslanın hatırasını yaşatmak için onu alıp takımyıldızlar arasına koydu. Eurystheus, ok işlemediğini bilmediğinden postu Herakles’e bıraktı. Herakles’e ikinci ve daha zor bir iş vermeye karar verdi. Herakles bu postu uzun yıllar boyunca üzerinden çıkarmadı. Daha önce öldürdüğü Kithairon arslanının postunu ise ikiz kardeşine hediye etti.

2. Lerne Hydra’sının Öldürülmesi
Lerne Hydrası, Nemea Arslanı gibi Ekhidna’dan doğma dokuz başlı bir canavardı. Nemea Arslanının babası, Typhon’un oğluydu, ama Lerne Hydrasının babası direkt Typhon’du. Lerne Hydra’sının babası olan bu Typhon canavarı, uzun süre önce Zeus’un titanlarla olan savaşında, tanrıların tanrısı Zeus’u bile bir süre etkisiz duruma getirebilmişti. Hydra, Herakles’i sınamak üzere Hera tarafından özel olarak, söylendiğine göre onu Amymone ırmağının kaynağındaki bataklık bölgesinde, civardaki büyük bir çınarın altında besledi, yetiştirdi. Hydranın dokuz başı vardı, uyurken nefesi bile öldürücüydü. Herakles, Eurystheus’a bilgi vermeden, kardeşi İphikles ve yeğeni İolaos ile birlikte gidip bu canavarı Lerne bataklıklığında aradılar. Su kaynaklarıyla dolu bu geniş bataklık arazide, canavarı sonunda altında yuvasının bulunduğu bir tepenin üzerinde buldular. Canavar gelenleri görünce inine kaçarak saklanmaya çalıştı. Bunu gören Herakles onu hemen öldürebilmek için alevli oklar kullandı. İninden dışarıya çıkmaya zorlanan canavar, tıslayarak korkusuzca kendisine yaklaşan Herakles’in ayaklarına dokuz kafasıyla sırayla hamleler yapıyor, onu yere düşürmeye çalışıyordu. Herakles, alevli okların canavarın üstünden sekerek bir işe yaramadığını görünce, daha önce Hermes’in hediye ettiği kavisli bir kılıçla (harpe) kafaları tek tek kesmeye başladı. Kesilen kafaların yerine iki kafa birden çıktığını görünce, kestikten sonra İaolos’la birlikte ateşle eti dağlamayı düşündüler. Hera, büyüttüğü canavarın sonunu zorlaştırmak amacıyla hydraya yardım için dev bir yengeç gönderdi. Yengeç kahramanın topuğunu ısırınca Herakles kızdı ve yengeci ezerek öldürdü. Bu yengeç, Herakles’in acı çekmesine sebep olduğu için Hera tarafından göklere çıkarılarak takımyıldız yapıldı. Herakles, yengeci öldürdükten sonra tekrar hydraya döndü ve kafaları kesmeye devam etti. Sonunda kafalar kesile kesile en ortadaki kafa hariç hepsi bitti. İphikles, yenileri çıkmasın diye kesik yerleri dağladı. Son kalan ortadaki kafa ölümsüzdü. Herakles buna rağmen kafayı kılıcıyla kesmeyi başardı. Kafa kesildiği halde, ölümsüz olduğundan canlıydı. Herakles, kafayı önce toprağa gömdü, sonra da üzerine de kocaman bir kaya yerleştirdi. Hydra’nın kesik yerlerinden akan kanlar orada irili ufaklı birikintiler oluşturmuştu. İphikles ile birlikte bu zehirli kanla oklarının ucunu zehirli hale getirmeyi düşündüler. Herakles, oklarının ucunu bu birikintileri oluşturmuş hydranın zehirli kanına batırarak onları zehirli hale soktu. Bu oklar daha sonra ona pekçok yerde işine yarayacaktı (Philoktetes bu oklarla Paris’i öldürecek ve Truva’nın alınmasını sağlayacaktır). Herakles, Mykenai’ye döndüğünde Eurystheus, bu görevi başarısız saydı. Çünkü İphikles ve İaolos ona yardım etmişti. Bu yüzden onu yeni bir işle sınamak istedi. Ama bundan böyle ikiz kardeşiyle yeğeni onunla birlikte gitmeyecekti.

3. Tunç ayaklı ve altın boynuzlu kutsal Keryneia Geyiğin yakalanması

Eurystheus’un yerine getirilmesini emrettiği üçüncü görev, Artemis’e ait olan ve yakalanması imkansız kutsal Keryneia geyiğinin yakalanıp canlı olarak getirilmesiydi. Artemis bir gün Oinoe ormanlarında dolaşırken 5 geyik yavrusu bulmuştu. Bunların dördünü kendi arabasına koşmak için seçip beşincisini de Hera’nın emriyle, Herakles’i sınamak üzere Keryneia dağında serbest bırakmıştı. Boynuzları altın kaplı ve bir boğa kadar iri olan geyiklerden bu beşincisi muhteşemdi ve kutsal sayıldığından avlamak yasaktı. Çok hızlı koşmasıyla ünlü bu dişi geyiği yakalamak için Herakles, Keryneia dağına geldi ve geyiği kovalamaya başladı. Tam bir yıl peşinde koştuğu halde onu yakalayamadı. Geyik kaçarak Artemision dağına geldi. Daha sonra iyice kuzeye Hyperborea bölgesine gitti. Geyik burada yorularak gerisin geriye döndü ve karlarla kaplı Arkadhia’daki Ladon ırmağını geçerek karşıya kaçmak isterken Herakles’in zehirsiz uçlu oklarından bir tanesiyle hafifçe yaralandı. Geyik bir uç kısma geldi, suya atlamak için kararsızlık yaptı. Herakles tam bu anda onu yakalayabildi ve ayaklarını bağlayıp sırtına vurdu. Arkadhia’ya dönerken yolda Artemis ile Apollon’a rastladı. İki tanrı Herakles’e, geyiği okla yaralaması yüzünden hem de kendilerine ait kutsal bir malı çalmakla suçladılar. Herakles sorumluluğu Eurystheus’a yıkarak, onun verdiği görevden bahsederek kurtuldu. İki tanrı ilerlemesine böylece izin verdiler. Herakles geyiği getirip Mykenai’deki Eurystheus’a verdi.

4. Erymanthos Dağı’nın Yabandomuzu’nun Getirilmesi
Eurystheus’un Herakles’e verdiği dördüncü görev, Erymanthos bölgesinde yaşayan ve etrafa zarar veren iri bir yabandomuzunun getirilmesiydi. Domuz Artemis’e adanmıştı ve çok iriydi. Eurystheus, bu sefer işi zorlaştırmak için hayvanın canlı olarak getirilmesini istedi. Herakles, bölgeye gidip hayvanın peşine düştü. Domuz gidip inine sığındı ve dışarı çıkmadı. Herakles, bağırarak onu korkuttu ve dışarı çıkmasını sağladı. Onu dışarıda yakalayamayınca, kuzeye doğru sürüp karlarla kaplı bölgeye getirdi. Hayvan karın içinde yorulunca onu yakaladı ve omzuna vurup Mykenai’ye getirdi. Sırtında Nemea Arslan’ının postu olduğundan domuzun iğrenç, sert ve sivri kılları derisine etki etmedi. Dönüş yolunda at adam kentauros Pholos’un konuğu oldu. Dionysos’un vaktiyle kentauroslara hediye ettiği ve henüz içilmemesi gereken yasak şaraptan içerek diğer kentaurosların kendilerine saldırmalarına sebep oldular. Herakles çoğunu tepeledi ama at adamlardan bazıları kaçtı. Onları Kheiron’un yaşadığı Malea’ya kadar takip etti. Hepsinin toplu olarak bulunduğu mağaraya seri ok atışları yapmaya başladı. Talihsiz bir ok, at adamlardan birinin kolunu delip geçerek, arkadaşı Kheiron’un dizine saplandı. Arkadaşı Kheiron’un zehirli oklarından birisiyle böyle istemeden yaralanmasına sebep olunca çok üzüldü. Kheiron, önce kendisini kendi özel ilâçlarla iyileştirmeye çalıştı. Herakles günlerce onunla kaldı ama hydranın zehirli kanın açtığı yara iyileşmiyordu. Sonunda Kheiron çektiği sıkıntıya bir son vermek üzere ölmek istedi. Kheiron, ölümsüz olduğundan bu olanaksızdı. Herakles arkadaşına ölümsüz birini ona göndererek, ölümsüzlüğünü ona verip ölebileceği imkanını sağlayabileceği vaadini verince, Kheiron beklemeyi kabul etti. Herakles, 11. görevi sırasında Kafkas’lardan geçti ve dağın zirvesindeki uçurumlardan birine zincirlenmiş ölümlü titan Prometheus’u kurtardı. Prometheus bunun karşılığını nasıl ödeyebileceğini sorduğunda Herakles onun ölümlülüğü Kheiron’a verip, Kheiron’un ölümsüzlüğünü almasını istedi. Prometheus, Kheiron’a gidip Zeus’un da onayıyla at adamların en erdemlisi ve büyük öğretmen Kheiron’un ölümsüzlüğünü alınca, Kheiron ölerek çektiği ıstıraptan kurtuldu. Üzgün Herakles ise, omuzunda domuz canlı olduğu halde Eurystheus’un sarayının önüne geldi. Eurystheus, her zamanki gibi tehlike anında sığındığı tunç küpün içine sığındı ve Pelops aracılığıyla başarıyı kabul etti.


5. Kral Augeias’ın Ahırlarının Temizlenmesi ve İphikles’in ölümü

Kral Augeias, Helios’un oğlu olup Peloponnes’te bir Elis kralıydı. Babasından kalma büyük bir sürüsü vardı. Üçbinden fazla sığırdan oluşan sürüsü eski tarzda, saraydan pek uzak olmayan çitle çevrili bir alandaydı. Ahırlarında biriken gübreleri yıllarca kaldırtmayı ihmal ettiğinden topraklar gübrelenemiyor ve ülkeyi verimsizliğe itiyordu. Eurystheus bu pis iş için, hem de onu küçük görmek amacıyla Herakles’e görev verdi. Herakles gelip Augeias’la konuştu ama görevi Eurystheus’un verdiğinden bahsetmedi. Augeias işe çok sevindi. Ama arslan postu giymiş bu kahramanın böyle pis bir işe gönüllü olmasının altında bir sebep aradı ve ona bir ödül vaad etti. Eğer tüm ahırları bir günde temizlerse krallığının yarısı Herakles’in olacaktı. Herakles şartı kabul edince kral onun kürekle bu işi halledeceğini ve bir günde asla başaramayacağını düşündü. Herakles işe koyuldu. İlk iş olarak Herakles, çiftliğe doğru yönelen derin ve uzun bir hendek kazdı. Alpheios ve Peneios ismindeki iki nehrin yataklarında akmasına iri taşlarla engel oldu. Nehirleri bir araya getirerek ahırlara doğru kazdığı hendeğe yöneltti. Gübreler, hızla akan nehir suları ile ahırlardan kısa sürede temizlendi. Ama kral, kararlaştırılmış olan krallığının yarısını vermeyi reddedince Herakles duruma kızdı. Augeias üstüne üstlük Herakles’i krallığı Elis’ten de kovdu. Herakles bunun öcünü almak için Arkadhia bölgesine gidip gönüllülerden bir ordu topladı. Augeias ise kendi birliklerinin başına yeğenleri Molinoid’leri ve Eurytos ile Kteatos’u geçirdi. Bunlar Herakles’in ordusunu yendiler ve hatta Herakles’in ikiz kardeşi İphikles’i de öldürdüler. Herakles ikiz kardeşinin kaybı için çok üzüldü ve Augeias’tan öcünü almak için fırsat kollamaya başladı. Bir süre sonra 3. İsthmia Şenlikleri düzenlendi ve Elis’liler bu şenliklere kendilerini temsil etmek üzere Molinoid’leri gönderdiler. Herakles, Kleonai’de pusu kurup bunları öldürdü. Ardından kralı tepelemek için Elis’e bir saldırı düzenledi. Bu kez şehri alıp kralı öldürdü. Bu seferden sonra Herakles, Olympia oyunlarını tertipledi ve Olympia’daki kutsal kapalı alan olan Altis’i kurdu. Herakles daha sonra Mykenai’ye döndüğünde Eurystheus, Herakles’in Augeias’la yaptığı anlaşmadan haberi olduğunu, krallığının yarısı gibi bir ücret karşılığı ahırları temizlemesinden haberi olduğunu söyledi ve görevi iptal etti, saymadı.

6. Stymphalos Gölü Kuşları’nın Yokedilmeleri

Arkadhia’da Stymphalos gölü kıyılarında ormanlarla sık bir bölgede yaşayan kuşlar, vaktiyle bir kurt istilasıyla kuzeydeki ülkelerinden kaçarak buraya sığınmışlardı. Burada Ares’in gözetiminde büyük miktarda üreyerek orman ve çevresi için büyük bir afet haline gelmişlerdi. Tarlalardaki ürünlere musallat oluyorlar, insanlara bile saldırıyorlardı. Eurystheus, bu sebeple Stymphalianlar denen, gagaları ve pençeleri tunç, tüylerini ok gibi atabilen, insan etiyle beslen bu çok yırtıcı kuşların ortadan kaldırılmasını emretti. Bütün güçlük, kuşları sığındıkları sık ormanlık bölgeden çıkarabilmekti. Bunu sağlamak için Herakles, Athena’ya danıştı. Demircilerin tanrısı Hephaistos, vaktiyle bronzdan yapılma, keskin bir ses çıkaran, Krotala ismindeki bu zilleri Athena’ya vermişti. Athena bunları Herakles’e verdi. Herakles bu zilleri çalarak kuşları korkuttu. Sık ormandan dışarı uçarak kaçan kuşları oklarıyla birer birer hakladı. Eurystheus, Herakles dönünce görevi saymamazlık yapmadı bu kez. Kahramanın Athena’dan yardım aldığını bilmiyordu. Kovulan kuşlar ise Karadeniz’deki Ares’in adasına geldiler ve oraya yerleştiler. Yıllar sonra argonautlar altın pöstekiyi almak için Kolkhis’e giderken bu adaya uğradılar ve kuşlar, onlara da saldırdılar.

7. Girit Boğası’nın Getirilmesi

Girit Boğasının kökeni hakkında iki efsane vardır. Bazılarına göre Zeus, Europe’yi çok beğenmiş ve Tyr ya da Sidon kumsalında ona yaklaşabilmek için beyaz bir boğa kılığına girmişti. Bu şekliyle kızın ayaklarının dibine yatınca kız önce korktu sonra cesaretlenip hayvanı okşadı, sonra sırtına bindi. Boğa ayağa kalkıp denize koşmaya başlayınca Europe, çığlıklar atarak boynuzlara tutunmaktan başka birşey yapamadı. Zeus yüzerek Europe’yi Girit’e getirdi. Zeus orada Gortyna’da bir çınarın gölgesinde kızla birleşti. Zeus, bu aşkın anısına o ağacın yapraklarının hiç dökülmemesi ayrıcalığını tanıdı. Europe, Zeus’a 3 oğul verdi (Sarpedon, Radamanthys ve Minos). Zeus da Europe’ye 3 armağan sundu (Europe’yi koruması için Hephaistos’a özel yaptırdığı Girit’teki dev robot Talos, avını hiçbir zaman kaçırmayan köpek Lailaps ve hedefinden hiç şaşmayan bir mızrak). Zeus daha sonra şekline girdiği boğayı takımyıldızları düzenleyerek burç yaptı.

Bazılarına göre Herakles’in getirdiği boğa, Pasiphae’nin aşık olduğu hayvandır. Efsaneye göre Zeus’un oğlu Minos, Girit tahtı üzerindeki hakkını kanıtlayan bir işaret istemektedir. Bunun için Minos, Poseidon’a bir adak adayarak denizden bir boğa çıkarmasını istemiştir. Hatta Poseidon denizden ne gönderirse göndersin onu kurban edeceğini de söylemişti. Amacı gönderilen canlıyı Poseidon’a keserek kurban etmektir. Poseidon, Minos’un bu ricasını yerine getirdi ve Minos’u sınamak üzere çok gösterişli dev bir boğa yolladı. Minos, boğanın güzelliğine kapılarak onu kurban etmekten vazgeçti ve sürülerine katmayı tercih etti. Minos, Poseidon’a başka bir boğa kurban edince, sözünde durmayan Minos’a Poseidon ceza olarak bu kocaman boğayı delirtti. İlave olarak Poseidon, Minos’un karısı Pasiphae’yi deli boğaya aşık etti (Helios’un, Aphodite ile Ares arasında olan gizli aşkını Hephaistos’a ihbar ederek, bu ikisinin yataktayken Olympos tanrılarının tamamı tarafından basılıp, Aphodite’nin rezil olması sonucu kadından intikam için bu sapık aşkın kadına verildiği de söylenir). Minos’un eşi Pasiphae, boğa ile çiftleşmek için dayanılmaz bir ihtiras duydu ve bu sıkıntısını hünerli Daidolos’a söyledi. Daidolos onun için tahtadan bir düve (doğurmamış genç inek) maketi yaptı. Bu maket o kadar gerçekçi oldu ki boğanın ilgisini çekti. Pasiphae maketin içine girdi ve çiftleşme böylece gerçekleşebildi. Pasiphae, bu birleşmeden hamile kaldı ve yarı insan yarı boğa bir varlık olan meşhur Minotauros boğası meydana geldi. İleride sanatçı Daidalos bu canavarı binlerce dehlizden oluşan karışık bir yapı olan Girit’teki labirente (Labyrinthos) koyacak, büyük kahraman Theseus da bu iri boğayı aynı labirentte öldürülecekti. Poseidon’un delirttiği ve Minotauros’un babası olan boğa ise, Pasiphae’yle çiftleşmesinden sonra, Girit adasının altını üstüne getirmeye devam etti. Eurystheus, Girit’i mahveden bu azgın boğayı canlı olarak tutup getirmesi görevini Herakles’e verdi.

Herakles Girit’e gidip Minos’tan yardım ve izin istedi. Minos yardıma yanaşmadı ama tek başına yakalamasına ses çıkarmadı. Herakles çıldırmış durumdaki boğayı bir yerde sıkıştırıp elleriyle yakaladı ve onunla birlikte Mykenai’ye döndü. Hayvanı Eurystheus’a verdi. Eurystheus, bu hayvanı Herakles’ten nefret eden Hera’ya adamak istedi. Hera, adına sunulan bu kurbanı kabul etmedi. Hera’nın kendisine sunulacak olan bu boğayı reddetmesinin sebebi, boğayı yakalayanın Herakles’in işi olmasıydı. Herakles’in boğayı yakalayarak elde ettiği ün ve zaferin kendi adıyla anılmasını istememişti. Bunun üzerine Eurystheus ne yapacağını bilemedi ve deli boğayı serbest bıraktırdı. Boğa serbest kalınca kudurmuş gibi kaçtı, Argolis’i katedip Korinthos’tan geçti ve Attike’ye ulaştı. Burada meşhur Marathon ovasına yerleşti ve etrafa büyük zarar vermeye, insanları öldürmeye, kargaşaya sebep olmaya başladı. Herakles’i kendine örnek alan Theseus bu boğayı bir sefer tertipleyerek, Daidalos’un yaptığı labirentte yakaladı ve zincire vurdu. Onu Delphinios’a (Delphi’deki Apollon Tapınağı) götürerek tapınakta Apollon’a kurban olarak sundu. Sonradan yunanlı sanatçılar onun tapınakta bu boğayı kestiği an ile ilgili görsel çok güzel çalışmalar yapmışlardır.


8. Diomedes’in Atlarının Getirilmesi
Diomedes, savaş tanrısı Ares’in oğlu olup Trakyalıların kralıydı. Ağızlarından alevler çıkan esrarengiz dört ata sahipti. İsimleri Podargos, Lampon, Ksanthos ve Deinos olan bu atlar insan etiyle beslenmeye alıştırılmışlardı. Diomedes’in atları o kadar vahşi ve güçlüydüler ki, onları tunçtan yemliklere ve demir zincirlere bağlamak zorundaydılar. Bistonların kralı Diomedes, ülkesinden gelip geçen yabancıların büyük bir kısmını atlarına yedirmekle ünlüydü. Eurystheus, bu atları alıp getirmesini ve Diomedes’in katliamlarına bir şekilde son vermesini Herakles’e emretti. Böylece Eurystheus, hem bu kötü adetten o ülkeyi kurtararak ün yapacak hem de atlara sahip olacaktı.

Herakles, birkaç arkadaşıyla yola çıktı ve Tesalya’ya geldi. Konaklamak için Admetos’un sarayına geldiler. Admetos Herakles’in yakın arkadaşıydı. Herakles arkadaşını üzgün bulmuştu. Sebebini sorduğunda ise Admetos, Herakles’e birşey söylemedi. Kral eşi Alkestis’i kaybetmişti. Alkestis, İason’un babası, kral Pelias’ın kızıydı. Alkestis’in ölümü biraz tuhaftı. Zeus, Apollon’un oğlu Asklepios’u öldürmüştü. Apollon öc almak için Zeus’un yardımcıları Kyklopları yoketmişti. Zeus, Apollon’a ceza olarak onu yeryüzüne sürmüş ve bir sene Admetos’un hizmetinde uşaklık yapmaya mecbur etmişti. Apollon Admetos ve Alkestis ile dost olmuştu. Apollon, karı kocanın kendisine gösterdiği yakın ilgiye karşılık kader tanrıçaları Moira’lardan öğrendiği bilgileri Admetos’a öğretmişti. Admetos’un kader ipliği kopmak üzereydi. Admetos bunu öğrenince Apollon’a henüz ölmek istemediğini söylemişti. Apollon da kader tanrıçalarıyla konuşmuş ve ipliğin kesilmesini biraz geciktirmişti. Admetos, kendisinin yerine ölecek birisini bulursa ölecekti. Bunu duyan Admetos anne babasına koştu ve içlerinden birinin kendisi yerine ölmeye istekli olup olmadıklarını sordu. Cevap olumsuzdu. Üzgün Admetos’u gören kraliçe Alketos ona neden üzgün olduğunu sordu ve cevabı duyunca “ben senin yerine ölürüm” dedi. Kader tanrıçaları kadının ipliğini kestiler ve Alketos öldü. Admetos ise fedakar eşini kaybetmenin derin üzüntüsü içindeyken Herakles çıkagelmişti. Herakles “kim öldü?” diye sorunca da Admetos “hizmetçilerimden biri öldü” dedi. Admetos, hizmetçilerini çağırıp Herakles’i sarayın uzak odalarından birine götürmelerini istedi. Böylece kahraman ağıtları ve ağlamaları duyup rahatsız olmayacaktı. Herakles odasında yiyip içmeye başladı. Ama hizmetçilerin tuhaf davranışlarından kuşkulandı ve birini tutup sorguya çekti. Alkestis’in öldüğünü öğrenince de “aziz dostum acılar içerisinde kıvranırken ben burada oturup tıka basa yedim, şarap içip neşelendim, şarkı söyledim” deyip yine suçu üstüne aldı. Herakles kalkıp Hades’e gitti. Alkestis’i her zamankinden daha güzel ve genç olarak orada buldu. Persephone, kendi rızasıyla Alkestis’i Herakles’e verdi ve Herakles Alkestis’le birlikte Admetos’un sarayına döndü. Admetos ise karısının cenaze töreninden yeni dönmüştü. Admetos karısının ölüler diyarından geri geldiğine önce inanmadı. Sonra Herakles’e gözyaşlarıyla bol bol teşekkür etti. Herakles onuruna büyük bir ziyafet tertipledi. Herakles arkadaşlarını alarak Diomedes’in atlarını getirmek üzere yola devam etti.

Herakles, arkadaşlarıyla Trakya sahillerine geldi. Atlara bakan hizmetçileri kovaladı, çoğunu zararsız hale getirdi. Diomedes’i yakalayarak tunç yemliklere attı. Böylece Diomedes’i kendi atlarına yedirmiş oldu. Atlar sahiplerini yedikten sonra sakinleştiler, Herakles onları çözdü ve gemisine bindirmek üzere kıyıya getirdi. Kıyıda, hayvanları savunmaya ve ölü krallarının intikamını almaya gelen Biston yerlileri, Herakles ve adamlarına saldırdılar. Herakles kısrakların gözetimini Abderos isimli arkadaşına devrederek yerlileri kovalamaya başladı. Kısraklar aniden koşmaya başlayınca Abderos’u sürükleyerek öldürdüler. Herakles, yerlileri halletikten sonra atları bulup gemiye bindirdi. Arkadaşının hatırası yaşasın diye orada bir şehir kurarak şehre Abderos (bugünkü Abdera kenti) ismini verdi. Herakles, atları Eurystheus’a getirdi. O da bunları kutsaması için Hera’ya verdi. Bu kısrakların soyundan gelenler Büyük İskender zamanında bile varlıklarını sürdürüyorlardı.

9. Amazon Kraliçesi Hippolyte’nin Kemerinin Getirilmesi

Bu kemer söylentiye göre Ares’e aitti. Ares, altın zincirlerden örülü gösterişli kemeri Amazonların kraliçesi Hipployte’ye kendi kavmi üzerindeki iktidarının sembolü olarak vermişti. Herakles, Eurystheus’un kızı Admete’nin isteği üzerine Amazonlar kraliçesinden kemerini ele geçirmek üzere Amazonların ülkesine gitme hazırlıklarına başladı. Sefer için gönüllü savaşçılar topladı ve birkaç gemiyle yola çıkıldı. Türlü maceralar yaşayarak Karadeniz’e çıktılar ve Thermodon ırmağı ağzındaki Themiskyra (Terme) limanına demir attılar. Burada Amazon’lar konuklarını çok iyi karşıladılar. Özellikle kraliçeleri konuklarına türlü ikramlarda bulundu. Herakles gelişlerinin amacını açıklayınca kraliçe Hippolyte kemerini vermeye memnuniyetle razı oldu. Durumu izleyen Hera, Herakles’in görevini bu kadar kolay başarmasını istemediğinden bir amazon kadını kılığına girdi ve Herakles’in aslında kraliçelerini kaçırmak için geldiği söylentisini yaydı. Savaşçı kadınlar birbirlerini dolduruşa getirerek şehirde büyük bir isyana sebep oldular. Kraliçeleri çoğunluk karşısında birşey yapamadı ve gelen yabancı erkeklerin öldürülmesini onaylayınca savaş düzeni alıp atlarına atladılar. Önünde Herakles’in gemilerinin durduğu kamp yerine saldırdılar. Herakles’e ilk saldıran, kendisine çok güvenen rüzgârın gelini Aillea oldu. Kız, kendinden daha hızlı olan yiğidin karşısında geri çekilmek zorunda kaldı ve Herakles onu geri kaçarken yakaladı, öldürdü. Daha önce yedi kez kadınlar arası dövüşte birinci olmuş şampiyon savaşçı Prothei ve pekçok amazon kadınını Herakles arka arkaya öldürdü. Herakles kendisi kadınlardan nefret ettiğinden onları çok sayıda öldürürken hiç yavaşlamadı. Artemis’le birlikte ava katılan üç kafadar kız, mızrak kullanmada çok usta olsalar, onları da yakalayıp öldürdü. Herakles, savaşçıların komutanı Melanippe’yi gözüne kestirdi ve onu yakaladı. Onun yakalanması, savaşı daha da kızdırdı ve kavganın gittikçe şiddetlendiği bir anda Herakles, istemeyerek kraliçe Hippolyte’yi öldürmek zorunda kaldı. O ölünce savaş bitti. Melanippe yeni kraliçe oldu ve altın örme kemeri Herakles’e vererek ülkelerini terk etmesini istedi. Herakles, yine başından türlü maceralar geçerek Mykenai’ye ulaştı ve kemeri Eurystheus’a ulaştırdı. Eurystheus da kemeri kızına hediye etti.

10. Geryoneus’un Sığırları

Chrysaor ile Callirhoe’nin oğlu Geryoneus’un (Geryon) Gadira açıklarındaki Erythia adasında, çobanı Eurytion’un bakımında her birisi kızıl-kahverengi renkte muazzam sığır sürüleri vardı. Güney İberya’daki (İspanya’nın bulunduğu yarımada) Tartessos bölgesinde hüküm süren Geryoneus, üç kafalı, altı kolu ve altı kafası olan bir devdi. Geryoneus, sürülerinin bakımını Eurytion’a vermişti. Eurytion, bir hesperid olan Erytheia ve savaş tanrısı Ares’in oğluydu ve bu sığırlara gözcülük etmek gibi sıkıcı bir işle görevlendirilmişti. Eurytion’un yanında ona yardımcı ve bekçi olarak Typhon ile Ekhidna’dan doğma canavar iki başlı kurt köpeği Orthros bulunuyordu. Bu köpeğin yarısı kadın yarısı arslandı. Orada başka bir sürü daha vardı. Menoites, Hades’in sürülerinin gözetiminden sorumluydu.

Eurystheus, Herakles’ten Geryoneus’un sürülerini alıp getirmesini emretti. Geryoneus’un Altın Kılıç lakaplı zengin babası Chrysaor, bütün İberia’nın kralıydı ve 3 oğlunun muazzam orduları vardı. Herbiri cesur adamlardan oluşan bu orduları ve Geryoneus’un sürüsünü bekleyen canavarı duyan Eurystheus, görevde başarısız olmasını umduğundan, bütün sürünün canlı olarak Mykenai’ye getirilmesi görevini Herakles’e verdi. Herakles, görevi duyunca Girit’e giderek 3 ordu topladı. Bu orduları birçok gemiye doldurarak Erythia adasına gönderdi. Kendisi ise yaya olarak kıyıdan ilerleyerek Gadira’ya yöneldi. Herakles, uzun bir yolculukla Atlantik Okyanus’una ulaştı ve buraya (Cebelitarık) meşhur Herakles Sütunlarının inşasına başladı. Bu iki sütunu diktikten sonra Kuzey Afrika’ya geçmek istedi ve bunun için Okeanos’ta yolculuk etmek üzere Güneş’in Kupası’nı kullanmaya karar verdi. Bu kupa, Güneş’in her akşam Okeanos’a vardıktan sonra dünyanın doğusundaki sarayına dönebilmesi için kullandığı büyük ve içi boş bir altın kayıktı. Güneş, kupasını önce vermek istemedi. Kahraman, Libya çölünden geçerken sıcaktan o kadar rahatsız oldu ki, Güneş’i oklarıyla tehdit etti. Güneş, Herakles’in bu cüreti karşısında çok şaşırdı. Herakles, Okeanos’u geçecek kadar kupayı ödünç istemesi şartıyla ok atmayacağına söz verince Güneş razı oldu. Herakles, kupaya binip Okeanos’a açıldı. Okeanos, Hera’nın araya girmesiyle dalga yaparak, kupanın içindeki Herakles’i sınamak istedi. Herakles, çıkan dalgalara sinirlenip oklarıyla üzerinde bulunduğu Okeanos’u tehdit etti. Okeanos, Zeus’un oğlundan korktu ve deniz yatıştı. Herakles, Kuzey Afrika’ya ulaşınca Güneş’in Kupa’sından inerek yaya olarak yola devam etti. Sonunda Herakles, İberia’daki donanmasına ulaştı ve onlara katılarak Gadira bölgesine yelken açtı. Gadira kıyılarına vardılar ve Herakles doğruca ordusuyla Chrysaor’un kampları birbirine yakın ordularına yürüdü. Chrysaor’un üç oğlunu kendisiyle teke tek çarpışmaya zorladı. Sırayla üçünü de öldürerek ülkeyi ordusuna işgal ettirdi. Sonra da Erythia Adası’na yelken açarak, Geryoneus’un sürülerini bekleyen canavar köpeği öldürmeye gitti. Canavar köpek Orthros, onu görür görmez hemen üzerine saldırdı. Herakles canavar köpeği zeytin ağacından yaptığı yeni gürzü ile döverek öldürdü. Köpeğin yardımına koşan çoban Eurytion’u da tepeledi.

Sonra sığırlarla birlikte dönüş yoluna çıktı. Olup biteni gören Hades’in çobanı Menoites, koşarak Geryoneus’a olan biteni anlattı. Hemen oraya gelen titan Geryoneus, Anthemos ırmağı kıyısında Herakles’e yetişip ona saldırdı. Görevini başaramasın diye Hera’da titana yardıma geldi ve Herakles’in karşısına geçti. Herakles hem titanla hem de üvey annesi Hera’yla çarpışırken, zehirli bir okla Hera’yı göğsünden yaraladı. Yaralı Hera kendisini iyileştirmek için Olympos’a kaçarken Herakles yine zehirli bir okla Geryoneus’u öldürdü.

Herakles, sürü ile birlikte kıyıya doğru ilerlerken Korinthos bölgesinde yaşayan dev Alkyoneus’la karşılaştı. Alkyoneus, iri taşlar atarak Herakles’i kızdırdı. Herakles (Athena’nın da yardımıyla) gürzü ile devi öldürüp yoluna devam etti. Herakles, sürüyle birlikte Kuzey Afrika’nın en batısındaki Herakles Sütunları’na gelecek, oradan Altın Kupa’sıyla sürüyü parti parti karşıya geçirecek, sonra Galya, İtalya ve Trakya boyunca Mykenai’ye yaya dönecek şekilde, bir dönüş planlamıştı, o şekilde devam etti. Kuzey Afrika’nın kuzeybatı ucundaki kıyıya gelince hayvanları parti parti kupaya bindirdi ve Okeanos’un diğer kıyısına, Tartessos’a taşıdı.

Marsilya ile Rhone vadisi arasındaki Liguria’da çok sayıda yerlinin hücumuna uğradı. Oklarıyla bunların büyük çoğunluğunun hakkından geldi. Cephanesi tükenince de yerde taş aradı. O bölgede aksi gibi hiç yerde taş bulunmuyordu. Çareyi Zeus’a yalvarmakta buldu. Zeus, gökyüzünden taş yağdırdı. Herakles bu taşları fırlatmaya başlayarak düşmanı bozguna uğrattı. Yine Liguria’da Poseidon’un oğulları Mebion ve Derkynos isimli iki haydut Herakles’in sürüsünü ele geçirmeye kalkıştı. Herakles onları öldürdü. Truva Savaşından sonra Roma’nın yükseleceği Latium bölgesinden geçerken sürülerini müstakbel Forum Boarium yerinde otlamaları için serbest bıraktığı bir sırada, Hephaistos’un ateş soluyan, 3 başlı canavar çocuğu Cacus, sürüyü görüp saldırmak için uygun bir an bekledi. Cacus, Palatin tepesinde bir mağarada yaşıyordu. Civardan gelip geçenleri öldürdükten sonra, kafalarını kesip, bu kafaları mağarasının girişine çivilemekle meşhurdu. Herakles’in getirdiği sürüden 4 boğa ve 4 sığırı gece kahraman uyurken çaldı ve mağasına getirip sakladı. Ertesi sabah Herakles yola devam etmek için hazırlık yaparken, mağaradaki hayvanlar böğürerek yerlerini belli ettiler. Cacus, mağarasının girişini çok büyük bir taşla kapayıp girişi bloke ettiğinden, Herakles mağaraya ne yaptıysa giremedi. Çok kızan kahraman bunun üzerine dağın tepesine çıkıp uzun uğraşlarla dağın tepesini kazdı ve mağaralara ulaştı. Cacus, Herakles’in mağaraya atlamasına izin vermedi ve ağzından koyu duman çıkartarak etrafı dumanla doldurdu. Herakles uzun ağaçlarla dürtüklediği ve attığı büyük taşlarla yaralamaya çalıştığı Cacus’la uzun süre uğraştı. Sonunda sabrı tükenince, dumanın en koyu olduğu yere atlayıp Cacus’u elleriyle yakalayıp boğarak öldürdü.

Calabria’da Region’dan geçerken boğalarından birisi kaçıp İtalya’yla Sicilya’yı ayıran boğazı yüzerek geçti. Kaçan boğa Elymeler ülkesinde Eryks adasına ulaştı. Afrodite ile Poseidon’un oğlu olan Eryks, kaçan boğayı elde etmek için, boğasını almaya gelen Herakles’le çarpıştı. Eryks öldü. Herakles, krallığı oranın yerlilerine bıraktı. Yıllar sonra Herakles’in soyundan gelen Lakedaimonlu Dorieus oraya gelip krallığı ele geçirecekti. İonia denizinin Hellen kıyılarına gelindiğinde sürüler, Hera tarafından gönderilen sığırsineklerinini hücumuna uğradı. Hayvanlar azıp Trakya dağlarının yan kolları üzerine dağıldılar. Herakles, çeşitli yönlere gruplar halinde dağılan hayvanları toplamak için arkadaşlarıyla birlikte çok uğraştı ve uzun zaman harcadı. Ancak bir kısmı eksik olarak sürüyü toplamaları haftalarını aldı. Gerisi dağlarda vahşi olarak kaldılar. Skythia ovalarında günümüzde halen serseri halde başıboş dolaşan mevcut yabani sığırların, bunların soyundan geldiği söylenir. Herakles, hayvanları kovalarken Strymon ırmağı yolunu kesti. Herakles, işini zorlaştıran ırmağı lanetledi ve içini kayalarla doldurdu. Bu yüzden, o vakte kadar içinde irili ufaklı teknelerin dolaştığı ırmak, seyir için imkansız bir sel yatağı halini aldı.

Böylece Herakles, yanında sığır sürüsüyle İspanya, Galya, İtalya, Sicilya kıyılarını takip ederek türlü aksiliklerle uğraşarak sonunda Mykenai’ye vardı.

Yolda başından geçen türlü maceralar apayrı bir yazıdır. Cebelitarık’a onun adına dikilen Herakles Sütunları bu dönüşü anısına dikilmiştir. Yol boyunca konakladığı yerlerde tapınaklar inşa edilmiştir. Herakles, başına bir bela gelip sürüsünü bırakıp savaşmaya giderken, sürünün gözetimini Hephaistos yapmaktaydı. Sonunda sığır ve boğalardan oluşan dev sürüyle birlikte Eurystheus’un sarayının girişine vardı. Eurystheus, sürünün tamamını Hera’ya kurban olarak sundu.

11. Hesperidlerin Bahçesinden Altın Elmaların Getirilmesi

Zeus ile Hera evlendikleri zaman Gaia (Yer) onlara altından elmalar veren bir ağaç hediye etmişti. Bu ağacın meyvelerinden yiyen ölümsüz oluyordu. Hera bu elmaları o kadar beğendi ki, yemeye kıyamadığı meyveleri veren ağacı Kuzey Afrika’daki Atlas dağlarının bir yamacındaki bahçesine dikti. Dünya’yı omuzlarında taşıyan dev Atlas, bu bahçeye yakın bir yerde bulunuyordu. Atlas’ın kızları ise ara sıra gelip bu bahçeyi yağmalamayı huy edinmiş olduklarından Hera, elmaların gözetimini önce Atlas’ın üç kızına bıraktı. Akşam’ın üç perisi olan Aigle (Parlak), Erythie (Kırmızı) ve Hesperarethousa’yı (Grubunun Arethousa’sı) elmaların başına bekçi olarak koyduysa da, bu bakire periler ara sıra ağaçtan kendilerine meyve koparmaya başlayınca Hera buna kızdı. Ağacın bekçiliğini kızlardan alıp, Typhon ve Ekhidna’dan doğma yüz kollu ve kafalı bir ejder olan Ladon’un gözetimine bıraktı.

Eurystheus, Herakles’in ona verdiği tüm görevleri başarmasından sinir olmuştu. Ona kimsenin cüret edemeyeceği bir görev verdi. Eurystheus, Hesperidlerin bahçesindeki elmaları istedi. Herakles ise Hera’ya ait olan bahçedeki bu ağacın nerede olduğu konusunda hiçbir fikri yoktu. Bu amaçla Makedonya üzerinden Kuzey’e doğru yola çıktı. Yolda Ares’in oğlu olan Kyknos ile karşılaştı. Kyknos, Ekhedos ırmağı kıyısında yolcuların önünü kesiyor, türlü işkenceler yapıyor, ganimetlerini zorla alıp sonra onları öldürüyordu. Kyknos’un Delphoi’ye giden hacılara sataşması Apollon’u kızdırmıştı. Herakles bölgeye gelince Apollon’un eline fırsat geçti. Herakles, hırsızlara ve katillere derslerini vermeyi kendine bir ödev bildiğinden, bu kan dökücü, şiddet yanlısı adamın karşısına çıktı. Kyknos, karşısındakinin kim olduğunu bilmiyordu. Herakles’in parlak kalkanı ilgisini çekti ve onu almak üzere saldırdı. Kyknos’un gücü neredeyse Herakles’e yakındı. O yüzden dövüş kısa sürmedi. Uzun uzun dövüştüler. İkisi de yorulmak bilmiyordu. Bir ara fırsatını bulunca Herakles, mızrağıyla Kyknos’u boynundan yaraladı. Kyknos can çekişerek öldü. Savaş tanrısı Ares duruma kızdı ve gelip oğlunun öcünü almak üzere Herakles’in karşısına çıktı. Ares, elindeki büyük mızrağı öfkeyle Herakles’e savurdu. Athena mızrağın yönüne müdahale ederek ıskalamasını sağladı. Bunun üzerine Ares, kılıcını çekmeye yeltendi ama Herakles daha hızlıydı. Herakles ise mızrağı ile Ares’e hücum ederek onu kalçasından yaraladı. Ares ölümsüz olduğundan öldürülmesi imkansızdı ama yaralanmıştı. Herakles, yaralı savaş tanrısını orada öylece bıraktı. Periler gelip yaralı Ares’i Olympos’a götürüp tedavi ettiler. Ares iyileşince ölen oğlu Kyknos’u bir kuğuya çevirdi.

Herakles yoluna devam ederek İllyria’ya, Eridnos kıyılarına kadar gitti. Burada Themis ile Zeus’un kızları olan ve bir mağarada yaşayan nymphalara (perilere) rastladı. Nympha’lara amacını söyledi ve onları sorguladı. Nympha’lar aradığı yer hakkında bilgiyi ona ancak deniz tanrısı Nereus’un cevap verebileceğini söylediler. İçlerinde Akhilleus’un annesi Thetis’in de bulunduğu 50 deniz perisinin babası olan Nereus’un uyuduğu bir sırada nymphalar Herakles’i ona götürdüler. Nympha’lar ihtiyar Nereus’un şekilden şekile girme özelliğinden bahsettiklerinden Herakles, Nereus’u sıkıca bağladı ve onu sorguladı. Nereus, sorulara cevap vermemek için şekilden şekile girse de bağlı durumda olduğundan kaçamadı ve sonunda konuşmak zorunda kaldı. Herakles, Nereus’u serbest bırakma karşılığında bahçenin yerini öğrendi. Altın meyve veren ağacın bulunduğu bahçe meğerse 11. görevi olan Geryoneus’un sığırları için gittiği Kuzey Afrika’daki Atlas Dağları’nın bir yamacındaki bahçedeymiş.

Eridanos kıyılarından hareketle Libya’ya (Kuzey Afrika) vardı. Burada bir dev olan Antaios’la karşılaştı. Antaios, Poseion ile Gaia’nın oğluydu ve Marok bölgesinde oturuyor, gelip geçen bütün yolcuları da kendisiyle dövüşmeye zorluyordu. Onları kolayca yendikten sonra da cesetleriyle babasının arabasını süslüyordu. Antaios, annesine (Gaia’ya, yani yere) ayak bastığı sürece öldürülmesi imkansız bir devdi. Herakles devin hakkından önce gelemedi. Çünkü kendisi dövüştükçe yoruluyor, ama Antaios yere bastıkça enerji doluyor ve tekrar saldırıyordu. Herakles, bunu farkedince Antaios’u kollarıyla havaya kaldırıp havada sıktı. Yere ayak basamadığından Antaios yoruldu ve Herakles’in acı kuvvetine yenildi ve öldü. Herakles, bu devin karısı İphinoe ile birleşti ve ondan Palaimon isminde bir oğlu oldu.

Herakles, Mısır’ı boydan boya geçerken Mısır kralı Bousiris’in haydutlarıyla karşılaştı. Bousiris, Poseidon’un bir oğluydu, acımasız bir kraldı ve Hesperidlerin bahçesinden de haberdardı. O bahçedeki elmaları getirsinler diye bir sürü haydutu bir araya getirip oraya göndermişti. Bu haydutlar elleri boş dönerlerken Herakles’le karşılaşınca, kahraman bunların hepsini öldürdü. Herakles daha saraya gidip Bousiris’i de öldürmek isterken yakalandı ve her yerinden güçlü bağlarla bağlandı. Tutsak Herakles bağlarından kurtulamıyordu. Bousiris ise Herakles’i Zeus’a kurban etmek üzere hazırlıklara başlanması emrini verdi. Kurban töreninin amacı güya Zeus’u yatıştırmaktı. Çünkü, bir süredir Mısır’da kıtlık başgöstermişti. Bousiris bunun nedenini Kıbrıs’tan gelen bir kahin olan Pharisos’a sormuştu. Pharisos, Zeus’u yatıştırmak için her yıl bir yabancının kurban edilmesi gerektiğini söyleyince Bousiris ilk iş olarak, o anda elinin altındaki tek yabancı olarak zavallı kahin Pharisos’u kurban edivermişti. İkinci senenin kurbanı da oraya ayaklarıyla gelen Herakles olacaktı. Elleri kolları bağlı Herakles, başında çiçekten taçlar olduğu halde kurban edilmek üzere sunağa götürüldü. Herakles saçmalıklara artık daha fazla dayanamadı ve bağlarını kopararak Bousiris’i kaptığı gibi elleriyle öldürdü. Bousiris’in oğlu İphidamas’ı, haberci Khalbes’i ve bütün saray maiyetini öldürdü. Herakles, sarayı alt üst ettikten sonra, Mısır’dan ayrılarak yoluna devam etti ve Mısır ile Libya arasında bir yerde yaşayan, küçük boylu insanlardan oluşan Pygmai’lerin (Pigmeler) bölgesine geldi. Pygmai’ler Herakles’e babaları Antaios’un öcünü almak üzere kahramanın uyuduğu bir anda çok kalabalık olarak saldırdılar. Çünkü Pygmai’ler Gaia’nın çocukları olduğundan Antaios’la kardeştiler. Herakles uyanıp onların boylarına gülmeye başladı. Onların bazılarını toplayıp Nemea Arslan’ının postunun içine hapsetti ve onları da Eurystheus’a götürmek üzere sırtına vurdu.

Herakles yoluna devam ederek Nil’e rastladı. Nil vadisinden yukarıya çıkarken Tithonos’un oğlu Emathion’la karşılaştı. Emathion, Eos (Şafak) ile Tithonos’un oğlu olup Memnon’un kardeşlerinden birisiydi. Emathion, Herakles’e saldırınca kahraman onu öldürdü ve krallığını da Memnon’a verdi. Kuzey Afrika’daki Dış Deniz’e ulaştı. Güneş’in Kupasını kullanarak Kafkas dağının karşı eteklerine ulaştı. Kafkas dağına çıkarak, Zeus tarafından zincire vurulmuş Prometheus’la karşılaştı. Kendisi bir titan olan Prometheus, fennel bitkisininin (rezene) dalının ucunda, Hephaistos’un ocağından çaldığı ateşi insanlara verdiği için bu cezaya çarptırılmıştı. Yiğit uçuruma ulaştığında orada Prometheus’un eşi kızıl saçlı Pyrrha ve oğlu Deucalion’u gördü. Bu ikisi kartal ayrıldıktan sonra Prometheus’un yaralarına merhem sürüp, deve su ve yiyecek veriyorlar, başından hiç ayrılmıyorlardı. Herakles Zeus’tan çekindiği için ilk önce birşey yapmadan oturup onları seyretti. Sonra Pyrrha ve Deucalion, Herakles’ten yardım edip edemeyeceğini sordu. Herakles üzgün olarak olumsuz yanıt verdi ama Prometheus’un yanına oturup onunla uzun uzun dertleşti. O geceyi titanın eşi ve oğluyla uçurumdan pek uzak olmayan ormanlık bir yerde geçirdi. Yemek yedi ve uyudu. Ertesi sabah titanın karaciğerini yemekle Zeus tarafından görevlendirilmiş, Typhon’un oğlu dev kartal Ethon’un gelmesiyle Pyrrha ve oğlu uzun sopalarla Prometheus’un yanına koştular ve kartal, gece yenilenmiş karaciğeri yeniden yemeye başlarken, her gün bıkmadan yaptıkları gibi, kartalı kovalamaya çalıştılar. Pyrrha ve oğlu orada bekleyip kartalı kovalamasalar, kartalın orada daha fazla kalıp, Prometheus’un karaciğerinden daha çok yiyeceği belliydi. Uzun sopalarla vurup, attıkları taşlar yüzünden devasa kartal hem karaciğerden yemeye çalışıyor, hem de yaralı gagası ve pençeleriyle onlara karşı koymaya çalışıyordu. Herakles, Pyrrha ve Deucalion’u bağırış çağırış, kartalı kovmaya çalışmalarını seyretti ve onların durumlarına acıdı. Fikrini değiştirdi. Yayına zehirli bir ok koydu ve acımasız kartalı zehirli bir okla öldürüverdi. Sonra Prometheus’u zincirlerinden kurtardı. Pyrrha ve Deucalion Herakles’e teşekkür ettiler. Olympos’tan durumu izleyen Zeus buna kızmadı, çünkü Herakles hem onun oğluydu hem de devler savaşında ona yardım etmişti. Ama Prometheus’a, Hephaistos’un ocağından ateşi çalarak insanlara verdiğinden dolayı onu o kadar çok kızdırmıştı ki zincirler onu sonsuza kadar çözülmesin diye Styx üzerine yemin ettiğinden, yemini bozulmasın diye zincirlerin bir kayayı tutmasını emretti. Böylece, Hephaistos’un yaptığı dev zincirler büyük bir kayayı tutmaya başladı. Ayrıca tanrıların babasının Prometheus’u uzun zaman için Kafkas Dağı’ndaki hapsinin devamı ile ilgili kararını çiğnememek için, titan o günden itibaren elinde, üstünde Kafkas Dağı’nın bir taşı olan bir demir yüzük de taşımak zorunda kaldı. Prometheus serbest kalınca Herakles’e teşekkür etti. Herakles, Eurystheus’un ona verdiği görevden bahsedince Prometheus hemen Herakles’i uyardı. Elmalara sadece ve sadece Atlas’ın kendisi el sürebilirdi. O yüzden Herakles’in ne yapıp edip elmaları almaya Atlas’ı göndermeyi becermesi gerekiyordu. Herakles, Prometheus’la vedalaşıp yoluna devam ederek Hyperborea ülkesine geldi.

Gidip Atlas’ı buldu. Atlas’a Hesperidlerin bahçesinden 3 elma toplayıp getirmesini, bu süre boyunca semayı taşıyabileceğini söyledi. Atlas öneriyi kabul etti ve yükünü Herakles’e devrederek bahçeye girdi. Atlas, ağacı bekleyen Hera’nın ejderi Ladon’u uyuttu ve elmaları getirdi. Sonrada yükünü geri almaya yanaşmadı. Atlas, elmaları Eurystheus’a kendisi götürmek istedi. Herakles, düştüğü durumdan kurtulmak için bir hile yaptı. Atlas’a omuzum acıyor, araya bir yastık koymam gerek, yükü taşımaya devam edeceğim fakat sen şimdi bu yükü geçici olarak al, ben bir yastık bulup geleyim dedi. Atlas, hiç birşeyden kuşkulanmadan elmaları yere bıraktı ve yükü tekrar omuzlarına aldı. Herakles ise elmaları Nemea arslanının postuna sardı ve koşarak kaçtı. Merak ettiği Hera’nın altın elma veren ağacının yanına geldi. Atlas’ın uyuttuğu Ladon’u oklarıyla vurarak yaraladı. Canavarı ölüme terkederek kendisini kandırdığı için kızan Atlas’ın yanından geçip bahçeyi terketti. Herakles, Zeus’un elmalardan birisini yiyerek ölümsüz olma yolunu seçmedi. Çünkü, Zeus, Eurystheus’un yiğit oğluna verdiği tüm görevleri başarıyla bitirmesini beklediğini biliyordu. Ayrıca, Delphi tapınağındaki kahin Pythia ona, ancak 12 görev başarıyla tamamladığında ölümsüzlüğe bir adım daha yaklaşacağını iki defa zaten söylemişti. Elmaları korumakla görevli olan 3 hesperid ise elmaların çalınmasına çok üzüldüler. Hera kızarak onları ağaca dönüştürdü. Birisi kavak, birisi karaağaç, birisi de söğüt oldu. İleride Argonaut’lar buraya geldiklerinde bu ağaçların altında dinleneceklerdi. Ejder Ladon ise sonradan Hera tarafından göğe çıkarılıp yılan burcuna dönüştürüldü. Herakles altın elmaları getirip Eurystheus’a verdi. Arslan postu içinde getirdiği ufak Pygmai’leri de ona hediye etti. Eurystheus ise bu altın elmaları ne yapacağını bilemediğinden onları Herakles’e geri verdi. Herakles, altın elmaları Athena’ya sundu. Nifak tanrıçası Eris ise sonradan nasıl olduysa bu ağacın meyvelerinden birini eline geçirdi ve bu tek altın elmayı Eris, Peleus ile Thetis’in düğününde üzerine En Güzele yazarak tanrıçaların arasına attı. Sonunda Truva’nın mahvına kadar gidecek olan olayları böylece Eris, bir altın elmayla başlatacaktı.

1

2. Kerberos’un Getirilmesi
Eurystheus, son görev ve en zor olarak yeraltında bulunan ölüler ülkesinin kapısındaki, Hades’e ait bekçi köpek üç başlı Kerberos’un (Cerberus, Cerberos) getirilmesiydi. Kerberos, canavar Ekhidna ile yılan vücutlu canavar Typhon’un birleşmesinden doğmuş, korkunç görünümlü bir canavardı. Vücudu iğrenç ve sivri kıllarla kaplıydı ve kuyruğu ise bir ejderha kuyruğu olup dikenliydi. Herakles, bütün yeteneği ve cesaretine rağmen, eğer Zeus’un emriyle ona yardım eden Hermes ve Athena’nın desteği olmasaydı hiçbir zaman bu işin üstesinden gelemezdi. Herakles önce Eleusis’in sırlarını öğrenmek üzere Atina’nın 30 mil batısındaki Eleuis’e gitti. Buradaki öğrencilere iman sahipleri için güven içinde öteki dünyada yollarını bulmalarını sağlıyordu. Buradaki baş öğretici Eumolphos aynı zamanda Poseidon’un oğluydu. Eumlophos, Herakles’e Eleusis’in sırlarını verdi. Ayrıca Herakles’i daha önceden at adamları öldürdüğü için affetti.

Günahlarından arınan ve Eleusis’in sırlarını öğrenen Herakles, rivayete göre Ölüler Ülkesi’ne inmek için şu iki yoldan birisini kullandı:
Tainaron (Laconia’daki Taenarum ya da Tenaros, Peleponnes’in güney ucundaki giriş.
Başka mitologlara göre Karadeniz’deki Herakleia civarındaki yolu kullandı.

Herakles’in kendi ülkelerinde dolaştığını gören ölüler korkarak kaçıştılar. Bunlardan sadece ikisi kaçmadan bekledi. Theseus’un öldürdüğü Medusa ve kahraman Meleagros (Meleager). Medusa’yı görünce hemen kılıcını çekti ama ona rehberlik eden Hermes, onun boş bir hâyâlden başka birşey olmadığını söyledi. Meleagros’u görünce de okunu gerdi ama Meleagros ona yaklaşarak dokunaklı sözlerle ağladı. Meleagros, vaktiyle Atalanta’nın yardımıyla meşhur Kalydonian Boğa’sını öldürmüştü ve o av seferine Herakles de katılmıştı. Oturup Meleagros’la eski günleri uzun uzun konuştular. Herakles dayanamayıp onunla birlikte anlattıklarına üzülüp ağladı. Herakles, Meleagros’a hayatta hiç yakınının kalıp kalmadığını sorunca Meleagros, kızkardeşi Deianeria’nın hâlâ hayatta olduğunu söyledi. Herakles Meleagros’a, geri döndüğünde kızkardeşi ile evleneceğine, koruyacağına ve ona sahip çıkacağı sözünü verdi. Bu söz, ileride Herakles’in ölümüne yolaçacaktı.

Herakles Hades’te ilerlemeye devam etti. Ölüler ülkesinin ileri bölümlerinde daha ölmemiş, orada tutsak halde bulunan olan Theseus ile Pirithoos’a rastladı. Bu ikisi Persephone’yi kaçırmaya geldiklerinden, Hades tarafından zincire vurulmuş durumdaydılar. Herakles, Persephone’nin izniyle kendisine kollarını uzatarak yardım isteyen kahraman Theseus’u kurtararak orada ziyan olmasını önledi. Pirithoos ise cüretkarlığının bedeli olarak orada kaldı. Herakles daha sonra işlediği bir hatadan dolayı iri bir kayanın altındaki bir çukurda cezasını çekmekte olan Askalaphos’u kurtardı (Nar tanesi yiyerek orucunu bozan Persephone’yi ihbar ettiği için bu cezayı çekmekteydi). Serbest kalınca, Demeter Askalaphos’u bu kez bir baykuşa çevirdi.

Herakles daha sonra Poseidon’un sürülerini gördü ve kanlarıyla ölülerin ruhlarını beslemek için sürüden bir tane sığırı seçerek kesti. Sürünün çobanı bunu engellemek için Herakles’i döğüşe çağırdıysa da, Herakles adamın sıkarak kaburgalarını kırıverdi. Araya Persephone’nin girmesiyle Herakles, yaralı çobanı serbest bıraktı.

Herakles, Hades’le konuşmak ve derdini anlatmak için çok çabaladıysa da Hades bundan kaçındı ve bulunduğu büyük mağaranın girişini kapattırdı. Herakles, çok uğraşarak okuyla Hades’i omuzundan yaralayınca, Hades sonunda pes etti ve yiğidi huzuruna çağırttı.

Sonunda Herakles, Hades’in huzuruna geldi ve ondan Kerberos’u alıp götürmesine izin vermesini istedi. Hades’in bir tek şartı vardı. Köpeği sadece elleriyle yakalamalıydı. Herakles, köpeği götürme izni alınca yeraltı ölüler şehrinden çıktı ve hayvanı Acheron Nehri’nin ağzında buldu. Köpeğin boğuk boğuk gök gürlemeleri gibi yankılanan havlamalarına aldırmaksızın, üstüne atıldı ve onu elleriyle yakaladı. Kerberos, onu akrep kuyruğuna benzeyen dikenli kuyruğuyla defalarca sokmasına rağmen Herakles, cehennemin bekçisi olan devasa köpeği bırakmadı. Sonunda köpek yorularak yatıştı ve itaat etti. Herakles, köpekle ile birlikte Ölüler Diyarı’nın Mycenae’den pek uzak olmayan Trozien (ya da Tainaron) ağzından yeryüzüne çıktı. Bazı mitologlara göre Herakles, Skythia bölgesinden yeryüzüne çıkmıştır (Koronea yakınlarındaki Laphystios Dağı’ndaki Skythia).

Sonunda Herakles, Eurystheus’un sarayına canavar köpekle birlikte döndü. Eurystheus, köpeği görünce öyle korktu ki her zaman saklandığı tunç küpün içine girip saklandı. Eurystheus ise önce Kerberos’la ne yapacağını bilemedi. Sonra onu sarayından uzak bir yerde bir mağaraya kapattırdı. Eurystheus’un Molottos ismindeki bir komşusu Kerberos’u buradan çalıp, onu üretip, canavar köpekleri satarak para kazanma amacıyla elindeki bazı dişi köpeklerle birlikte başka bir mağaraya kapattı. Köpeğin ortadan kaybolduğunu farkeden Eurystheus, Herakles’ten sevgili köpeğini bulmasını istedi. Herakles bütün Peloponisos’u (Peloponnes bölgesi) köşe bucak arayıp Kerberos’u kapatıldığı mağarada katlettiği dişi köpeklerle birlikte buldu ve Molottos’u da hırsızlığından dolayı feci şekilde döverek cezalandırdı. Herakles Kerberos’u zincire vurarak Eurystheus’a götürdü. Ama Eurystheus bu iğrenç görünüşlü köpeğe daha fazla tahammül edemedi ve Herakles’e onu alıp Hades’e geri götürmesi emrini verdi. O da onu götürüp Hades’e geri verdi.

Eurystheus tarafından verilmiş toplam 12 işin iki tanesi Eurystheus tarafından sayılmadı. Sayılmamasının nedeni, Herakles bütün görevlerini tek başına yapmalıydı (Lerne Hydra’sını yeğeni İolaos ve kardeşi İphikles yardımıyla öldürmüştü ve ayrıca Kral Augeias’ın Ahırlarının Temizlenmesi işini de aslında alamamış olsa da bir ücret karşılığında yapmıştı). Bu iki sebep yüzünden Eurystheus, Herakles’in 12 görevinden ikisini saymadı. O yüzden mitologların az bir kısmı maceraları Herakles’in 10 geçerli görevi, çoğunluğu da Herakles’in 12 Görevi olarak yazarlar.

Ayrıca, Eurystheus’un Stymphalos Gölü Kuşları’nın öldürülmesi işinde Athena’nın Herakles’e verdiği Krotala ismindeki zillerle korkutulması işinden de haberi olmadı. Olsaydı bu görevi de iptal ederdi. Nihayet, Herakles görevleri tamamlanınca özgür kaldı. Sonunda kuzeninin boyunduruğundan kurtulmuştu.

Herakles’in yarım kalan Argonaut Seferi:
Poseidon’un oğlu ve İolkos kralı Pelias, oğlu İason’u, geri dönemeyeceği bir göreve, Altın postlu koçun postunu getirmeye göndermişti. İason, bu zor işin üstesinden gelebilmek için Phiriksos’un oğlu Argos’tan yardım istedi. Phiriksos vaktiyle bu postun üzerinde uçarak Orkhomenos’tan ayrılarak doğuya uçmuşlar, yolda kızkardeşi Helle Marmara denizi üzerindeyken boğaza düşüp boğulmuştu (Hellespontos, Helle Denizi, bugünkü Marmara Denizi). Argos, İason’a yardım için Athena’ya danıştı ve onun verdiği direktiflere uygun bir gemi yaptı. Gemi, Tesalya’nın bir limanı olan Pagasai’de inşa edildi. Kereste Pelion dağından geldi. Ayrıca, Dodona bölgesinin kutsal meşe ağacından kesilen pruva özeldi. Athena, pruvayı kendisi yonttu ve ona konuşma özelliği verdi. Böylece pruva, kehanette bulunabiliyordu. Gemiye Argo ismi koyuldu. İason, seferi için etrafa haberciler göndermişti. Sefere katılıp türlü macera yaşamak isteyen kendine güvenen yiğitler içerinden İason istediklerini kendisi seçti. Apollon’a kurban kesilerek yola çıkılmak istendi ama pruvası konuşma yeteneğine sahip olan Argo, Herakles iri olduğundan onu taşımak istemedi. Athena bu işi kolayca çözümledi. Seferin geleceğine dair kahin İdmon’a danışıldı. Herkesin sağ salim döneceğini, bir tek kendisinin seferde öleceğini bildirdi! Herakles Altın Post’un bulunduğu Kolkhis’e varmadan çok önce, Mysia kıyısında (Mudanya limanı civarı) Argonaut’ların seferinden ayrılmak zorunda kaldı. Herakles’in yanında çok sevdiği Hylas isminde bir genç çocuk vardı. Herakles onu tatlı su bulmaya göndermişti. Çocuk gelmeyince kendisi onu aramaya çıkmıştı. Tatlı suyu bulan Hylas, su doldururken bir su perisi onu görüp beğenmiş sonra da kaçırmıştı. Herakles, Hylas’ı aramak için çok zaman ayırınca Argonaut’lar onu beklemekten sıkıldılar ve yollarına onsuz devam etmeye karar verdiler.

Herakles’in Deianeria ile evlenmesi

Herakles Eurystheus’a getirmek üzere Hades’e gidip Kerberos köpeğini aradığı sırada kahraman Meleagros ile karşılaşıp ona kızkardeşi Deianeria ile evleneceği sözünü vermişti. Herakles Eurystheus’un görevlerini bitirip özgür kalınca kızı almak üzere yola çıktı ve kızı isteyen rakibi nehir-tanrı Akheloos ile çapışmak zorunda kaldı. Akheloos Yunanistan’daki üçbin ırmak tanrısının en büyüğüydü. Aitolia’daki Kalydon kralı Oineus’un komşusu olan Akheloos, kralın kızı Deineira’ya evlenme teklif etmişti. Irmak tanrının metamorfoz yeteneği vardı ve şekilden şekile girebiliyordu. Bu yetenek Deineira’yı korkuttu ve onunla evlenmek istemedi. Herakles gelip Oineus’un sarayına konuk oldu ve Deineira ile evlenme isteğini söyledi. Kral bunu kızına sordu o da hemen kabul etti. Alkheloos ise Herakles’e zorluk çıkarttı ve sonunda çarpıştılar. Alkheloos şekil değiştirme yeteneğini, Herakles ise gücünü kullandı. Alkheloos boğaya dönüştüğü bir sırada Herakles onun boynuzlarından birini kopardı. Alkheloos bunun üzerine kendini yenik saydı ve çekildi. Alkheloos kırık boynuzu geri istedi. Herakles onun boynuzunu Alkhenoos’a geri vermek yerine, üzerinde taşıdığı başka bir boynuzu verdi ona. Verdiği boynuz Zeus’un sütannesi keçi Amaltheia’ya aitti ve bol çiçekler ve meyvalar saçan özel bir boynuzdu. Alkhenoos kendi boynuzu yerine Zeus’un sütannesininin boynuzunu seve seve kabul etti.

Herakles kendini sürgün ediyor

Herakles, Meleagros’a verdiği sözü tutup Deineira ile evlendi ve bir süre Oineus’un sarayında kaldılar. Birgün istemeyerek Oineus’un akrabası Arkhiteles’in oğlu Eunomos’u öldürdü. Eunomos bir çocuktu ve Herakles’in ayaklarını yıkamaya gelmişti. Ayaklarını yıkaması için hazırlanmış olan ılık suyu onun ellerine dökünce Herakles çocuğa bir tokat atmıştı. Tokat şiddetli olduğundan çocuk oracıkta ölmüştü. Arkhiteles, kasıtlı olmadığından Herakles’i bağışlamıştı ama Herakles çok üzgündü. Karısı Deineira ve oğlu Hyllos’u yanına alarak Trakhis’e kendini sürgün etmek için yola çıktı. Yolda Euenos ırmağına geldiler. Burada bir kentauros yaşıyordu ve ismi Nessos’tu. Nessos orada yolcuları karşıdan karşıya geçiriyordu. Nessos önce Herakles’i karşıya geçirdi. Sonra geri dönüp Deineira’yı aldı. Yolda Deineira’ya sarkıntılık etti, hatta tecavüze yeltendi. Çünkü, hem Herakles’in daha önceden öldürdüğü pekçok kentauros’un öcünü alıyordu hem de kentauros’lar zaten şehvet düşkünü yaratıklardı. Deineira yardım isteyince Herakles durumu farkedip yayına zehirli bir ok yerleştirdi. Ok dümdüz gidip kentauros Nessos’un kalbine saplandı. Nessos ölürken Deineira’yı yanına çağırdı ve “eğer bir gün Herakles seni sevmekten vazgeçip terkederse şu an yaramdan akan kanla yapacağın iksir sayesinde Herakles’in aşkını tekrar alevlendirebilirsin” dedi. Deineira, saflık gösterip, ne olur ne olmaz diyerek kandan bir parçayı yanına aldı (elbisesine bulaştırdı) ve ileride ilk fırsatta Nessos’un ona öğrettiği şekilde iksiri hazırladı. Sonra o iksiri sakladı. Mitologlara göre bu iksir, Nessos’un kanı, tekneye saçılmış spermleri, okun ucundaki Lerne hydrasının zehirinin bir bileşimiydi.

Herakles Apollon’la çarpışıyor

Deineira, Hyllos ve Herakles daha sonra Keyks’in ülkesine ulaştılar. Herakles burada eşi ve çocuğuyla uzun bir süre kaldı ve Keyks için pekçok sefere çıktı, başından türlü maceralar geçti. Herakles Eurytos’un oğlu İphitos’u öldürdü. Odysseia’da anlatıldığına göre İphitos, babası gibi çok iyi bir okçuydu. Babasının ölümünden sonra Apollon’un bir armağanı olan tanrısal yay, İphitos’a miras kalmıştı. O da bu yayı Odysseus’a hediye etmişti. Odysseus’ta İphitos’a bir kılıçla bir mızrak vermişti. Odysseus Truva’dan İthaka’ya döndüğünde 20 yıldır kendisini bekleyen karısının taliplilerini bu yayla öldürmüştür. İphitos, Herakles’ten, çaldığı kısrakları (ya da Autolykos’un Herakles’e emanet ettiği sığırları) geri vermesini istedi. Herakles hayvanları vermeyi kabul etmeyince İphitos Herakles’e meydan okudu. Herakles İphitos’u bu yüzden öldürüverdi. Herakles istemeden yine işlediği bir cinayet yüzünden, bedelini ödemek üzere Delphoi’ye giderek üçüncü kez Pythia’ya danıştı. Pythia ise ona cevap vermeyi redetti. Herakles bu cevabı beğenmedi ve tapınağı talan edeceğini söyleyerek 3 ayaklı kehanet sehpasını aldı. Apollon rahibesi Pythia’nın yardımına koştu ve Herakles ile Apollon karşı karşıya kaldı. İkisi kavgaya başladılar. Zeus ikisini ayırmak için araya yıldırımlarını gönderiyordu. Herakles sonunda vazgeçti, Ptyhia’da konuşmak zorunda kaldı. Herakles 3 yıl süre boyunca köle olmalıydı. Herakles kendisini bir efendiye satacak, 3 yıl boyunca yapacağı hizmetin karşılığında alacağı parayı da İphitos’un babası Eurytos’a kan bedeli olarak verecekti. Lydia kraliçesi Omphale Herakles’i 3 talente satın aldı. Bu para Eurytos’a verildi ama o parayı geri çevirdi.

Herakles’in Omphale emrindeki köleliği

Herakles Omphale’nin hizmetinde çeşitli işler yaptı. Omphale ile aşk yaşadı, onunla evlendi, Lamon isminde bir oğlu oldu. Omphale Herakles’e kadın kıyafetleri bile giydirdi, ayaklarının dibinde yün eğirtti. Omphale’nin isteği üzerine Kerkop’ları yakalamaya gitti. Kerkop’lar çeşitli hilelerle gelip geçen yolcuları soymakla etrafa korku saçan iki hayduttu. Herakles bunların hakkından kolayca geldi. Omphale daha sonra gelip geçenleri bağında çalışmaya zorlayan bağcı Syleus’u cezalandırılması için Herakles’e görev verdi. Herakles, önce gidip bu adamın hizmetine girdi. Bağı işleyecek yerde kütükleri söküp türlü taşkınlıklar yaptı. Sonra da bir çapayla Syleus’u öldürdü. Syleus’u öldürdükten sonra Dikaios’un konuğu oldu. Orada Syleus’un kızını gördü ve ona aşık oldu. Kıza amcası bakıyordu. Herakles kızla evlendi ve bir süre orada kaldı. Herakles bir iş için kısa süreliğine ayrılmak zorunda olduğunu söyledi. Kız onu bekleyeceğini söyleyince Herakles gönül rahatlığıyla ayrıldı. Uzun süre geçmesine rağmen Herakles’in yokluğuna dayanamayan kız üzüntüsünden öldü. Herakles geri geldiğinde ise olan olmuştu. Kızın cesedinin yakıldığı odun yığınına atılıp ölmek istedi. Onu bu işten alıkoymak ise oradakiler için çok büyük zahmete mal oldu. Herakles, borçlu olduğu köleliğinin kalan süresini tamamlamak üzere Omphale’ye döndü. Omphale bu sefer onu arazisinden gelip geçenleri konuk edip sonra da kendisiyle birlikte ekin biçmeye zorlayan, karşı çıkanların kafalarını kesip vücutlarını ekin demetlerinini içine koyan cani Lityerses’in verdiği zararı engellemeye gönderdi. Herakles, bölgeye gitti. Lityerses herkese yaptığı gibi bu yeni yabancıya meydan okudu ve ekin biçme yarışına davet etti. Herakles, ise bir şarkı okuyarak Lityerses’i kendinden geçirdi, onu boş anında yakalayıp onun kafasını kesti. Herakles, Lityerses’in yanında tutuklu yakışıklı çoban Daphnis’i de, sevgilisi Pimplea’yı aramaya devam etmesi için serbest bıraktı. Herakles tekrar Omphale’nin sarayına döndü.

Herakles’in Truva Seferi
3 yılını doldurup özgür kalınca Omphale ile vedalaştı ve uzun zamandır aklında olan Truva’ya karşı seferi için gönüllülerden bir ordu kurmaya başladı.

Herakles Truva Savaşı’ndan 50-60 yıl kadar önce, 12 görevinden birisi olan Amazon kraliçesi Hippolyte’nin kemeri seferinden dönerken yanında Peleus, Oikleus ve Telamon gibi kahramanlarla birlikte Truva’dan geçmişti. O sırada tahtta Priamos’un babası Laomedon bulunuyordu. Şehirde büyük bir matem vardı. Çünkü, vefasız Laomedon, tanrı Apollon ve Poseidon’u kızdırmıştı. Truva surlarını yaptırmak için Apollon ve Poseidon’a başvurmuştu. Bu iki tanrı işlerini yaparken ölümlü Aiakos da onlara yardım etmişti. Laomedon iş bitince ücreti vermeye yanaşmayınca Apollon şehre türlü belalar ve hastalıklar, Poseidon ise bir deniz canavarı göndermişti. Herakles, Truva’ya geldiğinde şehri veba kırıp geçiriyordu. Bir kahin bu felaketlerden ancak Laomedon’un kızı Hesione’nin canavara kurban edilmesiyle şehrin kurtulacağını söylemişti. Herakles, deniz canavarını öldürme şartını krala söyledi: Truva krallarının ilki ve atası Tros’a verilen ölümsüz atları istiyordu. Laomedon bunu kabul etti. Herakles canavarı öldürüp Hesione’yi kurtarınca, Laomedon Herakles’e söz verdiği sözde durmayarak, sahip olduğu ölümsüz atları vermedi. Herakles, kızarak oradan ayrılmak zorunda kaldı, çünkü 12 ödevini tamamlaması gerekiyordu. Herakles 12 işini ve Omphale’ye köleliliğini tamamladıktan sonra Truva’ya bir sefer için vakit bulabildi.

Her biri 50 kürekçi tarafından çekilen 18 gemilik bir filo ile, yanında ikiz kardeşi İphikles ile birlikte Truva önlerine geldi. Kuşatmanın başlamasıyla bitmesi bir oldu. Sadık arkadaşı, Aias’ın babası Telamon, surları aşıp şehre ondan önce giriverdi. Herakles ikinci giren oldu. Herakles, şehre ilk girenin Telamon olmasına kızdı. Halbuki ilk giren kendisi olmalıydı. Bu yüzden Telamon’u öldürmek için üzerine yürüyünce Telamon başına gelecekleri hissedip yerden iri taşlar toplamaya başladı. İşkillenen Herakles ona ne yaptığını sordu. Telamon, muzaffer Herakles için bir sunak inşa edeceğini söyleyince Herakles Telamon’u bağışladı ve teşekkür etti. Böylece Telamon o gün Herakles tarafından öldürülmekten kurtulmuş oldu.

Herakles, Laomedon’un bütün çocuklarını en küçükleri Podarkes hariç öldürdü. Laomedon’un kızı Hesione’yi de Telamon’la evlendirdi. Herakles, Hesione’ye düğün hediyesi olarak ne isterse vereceğini söyleyince, o da kardeşi Podarkes’i tutsaklar arasından seçti. Bu seçim karşısında tebessüm eden Herakles, Podarkes’i ancak sembolik bir fiyata satabileceğini söyledi. Bunun üzerine Hesione, tülünü çıkarıp çocuğun fidyesi olarak verdi. Podarkes’in yeni adı satın almak anlamında Priamos (satılmış) oldu böylece. Herakles çocuk Priamos’a bütün Truva’yı ve civarını emanet etti. O da yavaş yavaş bütün bölgeye, Asya kıyılarındaki adalara kadar yayıldı. İlk olarak Arisbe, ikinci olarak Hekabe ile evlendi. Yani, Agamemnon komutasında on yıl boyunca alınamayan Truva’yı, Herakles ve Telamon, on yıllık bu kuşatmadan 50-60 yıl kadar önce, hiç yorulmadan almışlar, şehri ele geçirmişler, kral dahil kralın bütün çocuklarını (Podarkes ve Hesione hariç) öldürmüşlerdi. Podarkes (Priamos) Herakles’e iyi davranmış, bunun karşılığında Herakles onu affetmişti. Priamos büyüyüp kral olunca Saggarios kıyılarında, müttefiki Phrygia kralı Otreus ile birlikte Amazon’lara karşı savaşmıştı.


Herakles’in ölümü

Bu arada Keyks’te, oğlu Hyllos ile hâlâ Herakles’i bekleyen Deianeira, Herakles’in yoldaşlarından Likhas’tan Herakles’in İole isminde bir kadınla birlikte olduğun, Herakles’in bu kadına büyük bir aşk beslediğini ve Deianeira’yı hiç aklına getirmediğini söyledi. İole, Eurytos’un kızıydı. Birgün Eurytos, elinde Apollon’nun tanrısal yayıyla Herakes’e ok atma yarışması teklifinde bulunmuştu. Kendine ve yayına güvenen Eurtyos ödül olarak kızı İole’yi ortaya koymuştu. Yarışmayı Herakles kazanınca İole Herakles’in olmuştu. Eurytos ise Herakles’in deliliklerini ve öldürdüğü çocukları bildiğinden kızını ona vermekten vazgeçti. Herakles, Oikhalia şehrini kuvvet kullanarak zaptetmiş ve kızı tutsak olarak yanına almıştı. İşte Deianeira’nın öğrendiği olay buydu ve duyunca da çok kızdı. Böylece İole, istemeden kahramanın ölümüne sebep olacak bir olayı başlatmıştı. Deianeira’nın aklına kocasının aşkını tekrar kazanmak üzere bir süre önce ölürken kendisine konuşan Nessos geldi. Herakles, Eurytos’u alt edip şehri zaptettikten sonra bir şükran nişanesi olarak Zeus’a bir sunak kurmak istedi. Arkadaşı Likhas’ı da Deianeira’ya zaferi haberi versin diye Keyks’e yolladı. Likhas zaferi Deianeira’ya ulaştırdı ama İole’den de bahsedince Deianeira, elindeki iksiri kullanmaya karar verdi. Herakles’i beklerken diktiği gömleğe Nessos’un kanından yapılma iksiri döktü ve Herakles’e vermesi için Likhas’a verdi. Likhas gömleği Herakles’e getirdi ve hiçbirşeyden kuşkulanmayan Herakles gömleği giydi. Vücudun temasıyla zehir etkisini gösterdi ve kahramanın derisini kavurmaya başladı. Herakles acıdan Likhas’ı bacağından tuttuğu gibi kaldırıp denize fırlattı. Gömleği sırtından çıkarmaya çalıştıkça etleri de kumaş parçalarıyla birlikte geliyordu. Herakles’i bu halde gemiyle Trakhis’e götürdüler. Deianeira, kocasının halini görünce kendisini öldürdü. Herakles ölmek istedi, İole’yi Hyllos’a emanet etti. Uygun yaşa gelince onunla evlenmesini istedi. Hizmetkarlarıyla birlikte Trakhis’ten pek uzakta olmayan Oita dağına tırmandı ve dağın doruğunda büyük bir odun yığını hazırlattı. Odun yığını hazır olunca odun yığını ateşe vermeleri için hizmetkarlarını çağırdı ama hiçbirisi bu işe yanaşmak istemedi. İçlerinden sadece Philoktetes bu emre uydu. Herakles, ödül olarak oklarını ve yayını ona hediye etti. Philoktetes odun yığınını tutuşturdu, alevler büyürken Zeus, gökten bir yıldırımla Herakles’i yanına aldı. Herakles, ölmeden önce Philoktetes’e odun yığının yerini kimseye söylememesini tembihlemişti. Daha sonra bu yer ona sorulduğunda hiçbirşey söyledi. Yalnız bir gün odun yığının bulunduğu yere gitti ve toprağa gömülmüş küllerin bulunduğu küçük bir tepeyi ayağı ile işaret ederek gösterdi. Böylece Herakles’e verdiği sözü tutmamış oldu. Truva seferi için yola çıktıkları sırada, yeri gösterdiği ayağından geçmek bilmeyen bir şekilde yaralandı. Herakles, ölümlü annesi Alkmene’den aldığı ölümlülük tohumlarından ateşle kurtularak ölmeyi seçmiş oldu. Thetis, aynı şekilde ateşle Akhilleus’u kendisi gibi ölümsüz yapmak üzere her gece ateşe tutuyordu. Herakles, Zeus tarafından Olympos’a alındı ve Hera’yla barıştı. Kahramanın doğumu sanki Hera’nın karnından olmuş gibi tertiplenen bir törenden sonra Herakles ambrosia nektarını içerek ölümsüz oldu. Törenden sonra tanrıça Hera onun annesi olmayı kabul etti. Herakles daha sonra gençlik tanrıçası ve Olympos’ta ambrosia nektarını sunmakla görevli Hera’nın kızı Hebe ile evlendi. İkisi mutlu bir şekilde Olympos’ta yaşadılar. Hebe, Herakles’e ikiz çocuk doğurdu: Alexiares ve Anicetus. Bu iki oğlan Olympos’un bekçiliğini yaptılar. Theb ve Rodos’ta ikizlere tapınaklar yapılmıştır.

Herakles, dünyada kaldığı süre boyunca 70 kadar çocuğun babası oldu. Ölümlüyken gücü yüzünden sık sık gurura kapılıp kendisini tanrılarla eşit görürdü. Tanrıların tarafını tuttuğundan babası Zeus’un devlerle olan savaşında Zeus’a öldürücü oklarıyla yardım etmiştir. Pylos seferi sırasında bazı tanrıları yaralamıştır. Hera’yı okla göğsünden, Ares’i mızrağıyla kalçasından yaralamıştır. Herakles, Apollon’un tapınağında Pythia’yı kızdırdığı için Apollon’la kavga etmiştir. Zeus, araya girerek kavgayı sona erdirmiştir. Herakles’in başından geçen maceralar, 12 görevi ve Eurystheus’un bütün kaprislerine boyun eğmesi, Omphale’deki köleliği vs. bedeninin köleliğinden derece derece kurtulan Herakles’in ruhunun sınanışlarının, sonunda bir tanrı olmaya varıncaya kadar geçirdiği çileleri ve evreleri temsil etmektedir.

Çeşitli kaynaklardan tarafımdan derlenmiştir
Mitoloji Sözlüğü. Azra ERHAT. Remzi Kitabevi, 5. Baskı, Eylül 1993. Büyük Fikir Kitapları Dizisi:18
Ortadoğu Mitolojisi, S.H. Hooke. Çeviri: Alaeddin SENEL. İMGE YAYINLARI: 20, Eylül 1993.
Yunan Mitolojisi. Çeviri: M. Tahsin KOZANOĞLU. MİTOLOGYA YAYINLARI: 1, Aralık 1992.
Mitologya, Edith Hamilton. Çeviri: Ülkü TAMER. VARLIK YAYINLARI, Sayı: 326. 1994
Mitoloji Sözlüğü, Pierre Grimal. SOSYAL YAYINLAR, 1997.
Klasik Yunan Mitolojisi, Şefik Can. İnkılâp Yayınları
100 Soruda Mitologya. Behçet NECATİGİL. 1995
Meydan Larousse Ansiklopedisi
Cousteau, Sea and Legends.
Hayat Ansiklopedisi

www.bluepoint.gen.tr