Hekimoğlu Ali Paşa Külliyesi/Camii -İstanbul- Tarihçe, Özellikleri, Hakkında Bilgi

21

Hekimoğlu Ali Paşa Külliyesi. İstanbul’da XVIII. yüzyılın ilk yarısına ait külliye.

Fatih İlçesi Davutpaşa mahallesinde yer alan ve cami, tekke, kütüphane, tür­be, sebil ile dört çeşmeden meydana ge­len külliye, I. Mahmud’un sadrazamların­dan Hekimoğlu Ali Paşa tarafından 1147 (1734-35) yılında Çuhadar Ömer Ağa ve Hacı Mustafa Ağa adında iki mimara yap­tırılmıştır. İsmail Ziyâeddin’in Metâliu’l-âliye û gurreti’î-gâliye adlı eserinde ca­minin inşasına ait bilgiler bulunmaktadır. Zaman içerisin­de çeşitli onarımlar gören külliyeden, ca­miye bağlı olan ahşap hünkâr kasrı ile Kocamustafapaşa caddesindeki çeşme ve güneydeki kapı kısmı hariç dış avlu duvar­ları günümüze ulaşmamıştır.

Külliye kuzeyden Hekimoğlualipaşa ve güneyden Kocamustafapaşa caddeleri­nin sınırladığı geniş bir arazi içinde yer almaktadır. Doğu yönünde bulunan Ab­dal Yâkub Tekkesi’ne ait yapılar Esekapı-sı sokağı ile camiden ayrılmıştır. Caminin iç avlusu büyük bir bahçe şeklinde dü­zenlenmiş, içine kuzeyindeki caddeye pa­ralel olarak sebil, türbe, çeşme ve kütüp­hane yerleştirilmiştir. Caminin güneydo­ğu köşesinde hünkâr kasrından geriye ka­lan rampa göze çarpar. Avlunun kuzeyba­tısında türbe ile kütüphane arasında ve batıda avlu duvarı önünde zamanla olu­şan bir hazîre vardır.

Cami. Kesme köfeki taşından inşa edi­len caminin harimi, mihrap bölümü dışa çıkıntılı kareye yakın enine dikdörtgen bir alana sahiptir ve kuzeyinde beş birimli bir son cemaat yeri bulunmaktadır. Yapı ikisi mihrap çıkıntısının köşelerinde, dör­dü serbest halde onikigen kesitli altı pa­yenin taşıdığı sivri kemerlere oturan pan­dantif geçişli bir kubbe ve mihrap yönün­deki daha derin olmak üzere mukarnas-larla geçilen altı yarım kubbe ile örtül­müştür. Payelerden dördünün serbest olarak ele alınması harimin doğu, batı ve kuzey yönlerinde yanlara doğru genişle­tilmesine imkân sağlamıştır. Serbest pa­yeler daha alt kademede sivri kemerler­le duvarlara bağlanmış durumdadır. Ku­zeyde iki köşede oluşan dikdörtgen alan­ların üzerleri, pandantiflerle geçişi sağ­lanan ikişer küçük kubbe ile örtülmüş­tür.

Yapı dış köşelerinden ve yanlarda pa­yelerin hizasına gelecek şekilde duvar pa­yandaları ile desteklenmiştir. Ana kub­beyi taşıyan payeler, dışta yarım kubbe­lerin arasından yukarı doğru sekizgen kesitli ve dilimli kubbeciklerle örtülü ağırlık kuleleri olarak yükselmekte ve payanda kemerleriyle kubbe eteğine bağlanmak­tadır. Payandalar da aynı şekildeki ağır­lık kuleleriyle sonuçlanmıştır.

Pencereler beş sıra halindedir. Alttan ilk iki sıra, sivri hafifletme kemerleri al­tında dikdörtgen açıklıklı ve mermer söveli olup içlerinde yalnız mihrap bölümü­nün ikinci sırasındakiler sivri kemerlidir. Üçüncü sıra kuzey hariç diğer cepheler­de, her birinde ortada sivri kemerli, yan­larında birer yuvarlak pencere bulunan üçlü gruplar halinde düzenlenmiştir. Son cemaat yerinin yapı ile birleşmesinden dolayı kuzey cephede sadece sivri kemer­li tepe pencereleri tercih edilmiş, yalnız eksende kapı üzerine rastlayanın iki ya­nına birer kare tepe penceresi daha ko­nulmuştur. Aynı düzenleme mihrap üze­rinde de yapılmış, fakat buradaki kare pencereler daha sonra içten kapatılmış­tır. Yarım kubbelerin eteklerinde yer alan dördüncü sıra pencereler sivri, ana kub­benin eteğinde bulunan ve beşinci sırayı teşkil edenler ise yuvarlak kemerlidir.

İçeride payelerin arasında mukarnaslı başlıklara sahip sütunlar üzerinde sivri kemerlerle taşınan mahfil, mihrap yönün­deki çıkıntı hariç harimi üç yönden çevre­lemektedir. Kuzeyde cümle kapısı önüne gelen kısımda daralan mahfile, kapının iki yanındaki yuvarlak kemerli küçük kapılar­dan girilen döner merdivenlerle çıkılmak­tadır. Kemer kilit taşları birer rozetle süs­lenmiş olan mahfilin mermer korkuluk­ları, onikigenlerin kesişmesinden meyda­na gelen geometrik bir kompozisyona sa­hiptir.

Mahfilin güneydoğu ucu hünkâr mah­fili halinde düzenlenmiştir. Günümüze ulaşmayan kıble yönündeki hünkâr kasrıyla bağlantı bu sıradaki pencerelerle ay­nı boyutta, dilimli basık kemerli ve mer­mer söveli bir kapıyla sağlanmaktaydı. Bu kapı ile yanındaki pencerenin arasın­da bir de mihrap nişi bulunmaktadır. Mihrap bölümünde bugün mevcut olan ahşap hünkâr mahfili çıkmasının süsle­meleri rokokoya giden bir barok üslûbu yansıtmakta ve yapının I. Abdülhamid dönemine rastlayan 1197(1783) tarihli onarımına işaret etmektedir. Tekne ta­vanlarında görülen kalem işleriyle arka duvardaki resimler ise II. Mahmud döne­minde 1830’lu yıllarda yapılan onarıma aittir. Vaktiyle bu ahşap mahfil çıkma­sının yerinde yapı ile çağdaş bir benzeri­nin yer almış olması kuvvetle muhtemel­dir.

Daha önce külliyenin yerinde bulunan Abdal Yâkub Tekkesi”nin inşaat sırasında ihya edilmesiyle cami mekânı aynı zaman­da bu tekkenin tevhidhânesi olmuştur. Bu sebeple tarikatlara ait ibadet ve âyin mekânlarında görülen halvethâne / çilehâne birimleri bu yapıda da söz konusu­dur. Ancak bunlar, harimin bütünlüğünü bozmayacak şekilde ikisi mihrap çıkıntı­sının yapıya bağlanan köşelerinde, üçün­cüsü de mahfil katında soldaki halvethâ-nenin üzerinde duvarların içine ustaca yerleştirilmiştir. 1,60 x 1,70 m. ölçülerin­de ufak birer mekân halinde olan bu hal-vethâneler yuvarlak kemerli kapılarla ha-rime bağlanmakta ve biri içeri, diğeri dı­şarı açılan ikişer küçük pencereden ışık al­maktadır.

Yedi kenarlı niş şeklinde tasarlanan mermer mihrap sarkıtlı-mukarnaslı yaş­mağa sahiptir. Bitkisel süslemeli iki zarif sütunçe ile iç köşeleri yumuşatılan nişte birbirlerine düğümlü geçmelerle bağla­nan şemse kompozisyonları görülür. Mu-karnaslı yaşmağın iki köşesinde kabarık kıvrık dallı-rûmîli dolgu vardır. İki yanda kabara şeklinde düzenlenmiş Kâdirî-eşrefîtacı, üstte ortada bir Kâdirî gülü bu­lunmaktadır. Daha yukarıda âyet kitabe­sinin yer aldığı mihrabın iki yanı, üstte alem şeklinde son bulan zikzak süslemeli sütunçelerle sınırlandırılmıştır. Taç kıs­mı ise üstü paimetli tepelik şeklinde olan sivri kemerli bir alınlık gibi düzenlenmiş ve içi spiral kıvrık dallı-rûmîlerle dolgu-lanmıştır.

Mermerden yapılan minber itinalı bir işçiliğe sahiptir. Yuvarlak kemerli kapı açıklığı, mukarnaslı bir tepelik üstünde bitkisel dekorlu- ajurlu bir taçla sonuçlan­dırılmıştır. Yanlarında yine yuvarlak ke­merli geçiş açıklıkları ile üçer adet dilimli sivri kaş kemerli küçük açıklık vardır. Kor­kulukta ve yanlardaki üçgen alınlıklarda bitkisel dekorlu-ajurlu düzenleme, köşe­lerde kalan boşluklarda da bitkisel motif­li kabartmalar görülmektedir. Geçiş açık­lığının üzerine beş sütunlu, dört yuvarlak kemer dizisi içinde iri natüralist çiçekler­den oluşan ve devrin üslûbunu yansıtan bir kompozisyonun resmedilmesi dikkat çekicidir. Köşeli sütunçeler üzerinde mu­karnaslı başlıklara oturan köşk kısmı üç dilimli kemerli açıklıklara sahiptir; kü­lahın sekizgen kasnağı yüksek tutul­muş ve ajurlu olarak düzenlenmiştir. Ah­şap külah, kaydırılmış eksenler üzerin­deki şemseler içine natüralist çiçek de­metlerinin işlendiği dönemin kumaş mo­tiflerine benzeyen kalem işi süslemeler­le bezenmiştir. Aynı türdeki çiçek demet­leri, kasnağın alt sırasındaki dilimli ke-merciklerin köşe dolgularında da görül­mektedir.

Günümüze ulaşmayan ve yapı ile çağ­daş olduğu anlaşılan ahşap vaaz kürsü­sü, dikine dikdörtgen tablalı gövde üze­rinde bitkisel ve geometrik ajurlu korku­luklara sahipti. Geç döneme ait mevcut ahşap kürsünün üzerinde “C” ve “S” kıv­rımlarından meydana gelen kabarık bit­kisel süslemeler bulunmaktadır.

Caminin içinde kuzey taraftaki payele­re karşılıklı yerleştirilmiş iki çeşme var­dır. Küçük oval yalaklara sahip olan çeş­melerin ayna taşlarında, köşeleri çiçekle dolgulanmış dilimli kaş kemer altında iri bir çiçek rozetiyle musluğun iki yanında birer çiçek, üstte ise kıvrık dallı – rûmîli bir taç düzenlemesi göze çarpmaktadır.

Mihrap bölümü duvarları ikinci sıra pencerelerin altına, diğer duvarlar ise mahfil hizasına kadar çini kaplanmıştır. Sıraltı tekniğindeki bitkisel kompozis-yonlu çinilerin büyük bir kısmı Tekfur Sa­rayı imalâtıdır; özellikle hünkâr mahfili çıkmasının altına gelen kısım başta ol­mak üzere çeşitli yerlerde bir miktar da mavi-beyaz Kütahya çinisi kullanılmıştır. Mihrap bölümündeki celî sülüs Âyetü’l-kürsî kuşağının sonunda “el-fakîr Hasan hâne-i hâssa” imzası ile hakkında bilgi ol­mayan bir hattatın adı bulunmaktadır. Sağdaki çini levhalar arasında derinlik ve gölge-ışık uygulamaları ile dikkat çeken bir Kabe kompozisyonlu pano yer almak­tadır.

Mahfil kotundan yukarı duvar yüzeyle­riyle üst örtü ve son cemaat yeri örtü bi­rimlerinde görülen kalem işleri yapıyla çağdaş olmayıp siyah ve gri tonların hâ­kim olduğu daha geç uygulamalardır. Ca­mideki kalem işi süslemeler önce I. Ab­dülhamid döneminde yenilenmiştir. Bu­gün mevcut olan kalem işleri ise II. Mah­mud zamanındaki onarımda yapılmış ve II. Abdülhamid dönemindeki onarım sı­rasında daha kaba bir işçilik ile yenilen­miştir. Pandantifteki “Hüseyin” yazısı al­tında 1197(1783) ve merkezî kubbedeki âyet kuşağının sonunda “ketebehû Os­man Nuri (min) telâmîzi el-Hâc Arif” im­zasıyla 1318 (1900) tarihi belirtilmiştir. Minberdeki kalem işleri orijinaldir (yk. bk.); ayrıca mahfil katındaki bazı pence­relerin çevrelerinde ve güneybatıdaki ya­rım kubbelerin içlerinde orijinal izler seçi­lebilmektedir. Hünkâr mahfili çıkmasının arkasındaki duvarda yer alan biri manza­ra resimli iki pano ise II. Mahmud döne­mi onarımına ait önemli örneklerdir.

İki yandan hafifçe dışa taşkın olan ve birkaç basamakla çıkılan son cemaat ye­ri, oval başlıklara sahip altı mermer sü­tunun taşıdığı sivri kemerli beş birimden meydana gelmektedir. Bunlardan orta­daki aynalı tonoz, iki yandakiler ise pan­dantiflerle geçişi sağlanan kubbelerle ör­tülmüştür. İki yanda pencereler arasın­da birer adet mukarnaslı mihrap nişi ile üstte muhtemelen I. Abdülhamid döne­mi onarımından kalma barok profilli bağ­dadî balkonlar bulunmaktadır.

Eksende yer alan ve iç köşeleri burmalı sütunçelerle yumuşatılan mermer cüm­le kapısı, birbirine geçmeli iki renkli taşın alternatif biçimde kullanıldığı yuvarlak kemerli bir açıklığa sahiptir. Üstteki üç yönde sülüs hatla yazılı olan 1147 (1734-35) tarihli on beş beyitlik inşa kitabesi Şeyhülislâm Ebû İshakzâde İshak Efen-di’ye aittir; hattat ise Cihangirli Mustafa Efendi’dir. Kapının ve yanlardaki mihrabiyelerin yaşmaklan mukarnaslı olup bun­ların köşe dolgulanyla etraflarında kıvrık dallar ve rûmîlerden meydana gelen süs­lemeler bulunmaktadır. Dışta iki sütun-çe ile sınırlanan kapı, üstte yine kıvrık dallı ve rûmî dolgulu bir taçla sonuçlan­dırılmıştır. Caminin doğu ve batı cephe­lerinin ortasında birer kapı daha vardır. Yanlardaki pencerelerle aynı büyüklükte olan ve mermerden yapılan kapılar, sivri hafifletme kemerleri altında yuvarlak ke­merli açıklıklara sahiptir. Üstlerinde bi­rer sıra mukarnas dizisi üzerinde, iki ucu yarım palmet şeklinde düzenlenen kıvrık dallı bitkisel süslemeli birer taç yer al­maktadır. Kapıların önlerinde günümüze ulaşmamış geç döneme ait birer sundur­manın varlığı bilinmektedir; bunlardan doğu tarafındaki, son yıllarda kırmalı ça­tılı ve iki ahşap direkli olarak yeniden ya­pılmıştır.

Son cemaat yerinin batı köşesine biti­şik yapılan minare günümüze orijinal ha­liyle gelmemiştir. 1830’lu yıllarda yıkılmış olan minare o dönemdeki tamirat sırasın­da yenilenmiş, fakat 1962’de tamir edi­lirken yine yıkılmış ve aynı yıl tekrar ya­pılmıştır. Kare bir kaide üzerinde yükse­len minarede dış köşeleri iki sütunçe ile yumuşatılan kürsüden üçgenlerle onaltı-gen gövdeye geçilmiştir. Vaktiyle taş kü­lâhlı olduğu bilinen minare, bugün daha kısa pabuçlu ve kurşun kaplama ahşap külah örtülüdür; şerefede girlant düzen­lemeli korkuluk levhaları vardır. Kürsü­nün batı yüzünde Halîfezâde İsmail tara­fından 1175 (1761-62} yılında yapılan bir güneş saati bulunmaktadır.

Türbeye yakın bir konumda yer alan şadırvan, ortasında dilimli bir fıskiye bu­lunan mermer haznelidir. Köşeli pilastr-larla alternatif sıralanmış ayna taşlan birer muslukludur. Ahşap örtüsü 1918′-de yanan şadırvan, son yıllarda yapılmış sekiz ahşap sütunla taşınan, açıklıkları yuvarlak kemerli, içten ahşap tavanlı, dış­tan kiremit kaplı piramidi andıran bir ça­tı ile örtülüdür.

Türbe