Hafızı Şirazi Kimdir, Hayatı, Edebi Kişiliği, Eserleri, Hakkında Bilgi

20

Hâce Şemseddin Muhammed (ö. 792/1390 [?]) İran’ın önde gelen lirik şairlerinden.

Şîraz’da dünyaya geldi; doğumu için verilen tarihler 717 (1317) ile 726 (1326) arasında değişmektedir. Büyük şöhreti­ne rağmen hayatı hakkında pek az bilgi vardır.

Adının Kemâleddin veya Bahâeddin olduğu sanılan babasının İsfahan’daki Kûhpâye’den, Tuyseran’dan veya Hemedan’dan Şîraz’a gel­diği rivayet edilir. Genellikle kabul edilen, babasının adının Bahâeddin olduğu ve Salgurlular döneminde Kûhpâye’den Şî­raz’a geldiğidir. Annesi Kâzerûnludur.

Küçük yaşta Kur’ân-ı kerîm okumayı öğrendi. Çeşitli kırâatlara göre okuduğu rivâyet edilir. Tez­kirelerin verdiği bilgiye göre babası öldü­ğünde kardeşlerinin en küçüğü olmasına rağmen ekonomik durumu bozulan aile­sini geçindirmek için bir süre fırında ça­lışmış, bu sırada okumaya karşı büyük il­gi duymuştur. Hâfız’ın iyi bir öğrenim gör­düğü okuduğu kitaplardan belli olmakta­dır. Tefsir ve gramer ilmiyle meşgul olmuş ve bâzı kitapları incelemiştir. Kelâm ve fen ilminden bahseden meşhur Mevâkıf adlı eseri iyice incelemiş ve zamânının medrese tahsilini tamamlamıştır.

Hâfız’ın tasavvufla ilgisi olmakla birlik­te kaynaklarda tarikatı ve şeyhi hakkın­da kesin bilgi verilmemektedir. Ancak Şemseddin Abdullah-ı Şîrâzî, İmâd-i Fakih-i Kirmanı, Seyyid Şerif el-Cürcânî gibi mutasavvıf ve âlimlerden istifade ettiği, Ni’metullah-ı Velî, Hâce Ebü’l-Vefâ el-Bağdâdî, Kemâl-i Hucendî gibi şeyhlerle gö­rüştüğü tezkirelerde kayıtlıdır. Hakikat yo­luna kılavuzsuz gidilemeyeceğini söyle­yen ve tasavvuf neşvesine sahip olan Hâ­fız’ın zamanındaki şeyhlerden birine inti­sap etmemiş olması uzak bir ihtimaldir.

Şiirleri gazel türünden olup, sâde, daha çok dervişâne, âşıkâne ve tasavvufîdir. Şiirlerinde Allah’a, Hz.Peygambere, evliyâya ve İslâmiyete karşı duyduğu derin muhabbet ve sevgiyi hâlisâne bir dil ile anlatmıştır. Gazellerinde, Ahmed Câmi, Kemâleddîn Ebü’l-Vefâ gibi tasavvuf âlimlerinin isimlerine yer verir.

Kaside, rubâî ve kıtalar da yazmış ol­masına rağmen Hafız şöhrete gazelleriyle ulaşmıştır. Daha önce gazel söyleyen bütün üstatların meziyetlerini kendinde toplaması sebebiyle gazelleri Fars edebi­yatında türünün en gelişmiş örnekleri sayılır. Önceki şairler gibi gazellerinde mecazi anlamlar da taşıyan aşk ve şarap meclislerini terennüm etmiş ve bazan başka şairlerin beyitlerini kendi gazelle­rinin arasına serpiştir mistir.

Hâfız’ın şiirlerindeki ahenk ve akıcılık yanında dilinin sade, tekellüfsüz ve veciz olması şöhretinin en Önemli sebeplerin­den biridir. Onun bu özellikleri tezkirelerde de ifade edilmiştir. Abdurrahman-ı Câmî, Hâfız’ın gazellerinin ahenk ve akı­cılıkta Zahîr-i Fâryâbî’nin kasideleri de­ğerinde, üslûbunun da Nizârî-i Kuhistânî’nin üslûbuna yakın olduğunu, ancak Nizârî’nin şiirinin zayıf tarafları olmasına karşılık Hâfız’ın şiirlerinde hiçbir sunîlik görülmediğini söylemektedir.

Her türlü ilmî, ahlâkî, felsefî mazmun­ları ihtiva eden gazellerinde değişik ve­zinler kullanan Hafız, şiirlerinde birçok edebî sanata yer vermesine rağmen mâ­na ve ifadeyi bu sanatlarla boğmamıştır. Arap şairlerinin divanlarıyla çok meşgul olmuş, bunun etkisiyle gazellerine ve bil­hassa mülemma’larına sevgiliye hitap ederek ve ona selâm göndererek başla­mıştır.