Ana Sayfa Tarih Tarihi Eserler Gülçiçek Hatun Türbesi Tarihçesi, Mimari, Özellikleri, Hakkında Bilgi

Gülçiçek Hatun Türbesi Tarihçesi, Mimari, Özellikleri, Hakkında Bilgi

0

Gülçiçek Hatun Türbesi. Bursa’da erken Osmanlı dönemine ait türbe.

Yıldırım Bayezid’in annesi Gülçiçek Hatun’a ait olup padişah anaları için yapıl­dığı bilinen türbelerin en eski örneğidir. Kitabesi bulunmayan yapının, Gülçiçek Hatun adına düzenlenen 802 (1399-1400) tarihli vakfiyeden XIV. yüzyılın sonların­da inşa edildiği anlaşılmaktadır. Yine vakfiyeden anlaşıldığına göre türbe İma­ret, zaviye ve bazı evlerden meydana ge­len zengin bir külliyenin parçasıdır. Bu yapı topluluğunun di­ğer bir ünitesi de 1906 yılına kadar faal durumda olduğu başka bir belgeden öğ­renilen bir medresedir. 802 tarihli vakfiye, I. Murad’ın padişah silsi­lenamelerinde ve vekâyi’nâmelerde adı­na rastlanmayan beşinci bir oğlunun da­ha bulunduğunu bildirmesi bakımından büyük bir tarihî değer taşımaktadır. Bu­rada kaydedildiğine göre I. Murad’ın tek eşi olan Gülçiçek Hatun vakıflarının ida­resini oğlu Yahşi Bey’e bırakmıştır. Külliyenin merkezine ayrıca Yahşi Bey tarafından bir mescid yaptı­rılmış ve bu mescid banisinin ismiyle ol­duğu kadar bazı kayıtlarda geçtiği gi­bi annesine izafeten Gülçiçek Hatun is­miyle de anılmıştır. Yapıların bulundu­ğu mahalleye ise Yahşi Bey mahallesi denildiği yine eski kayıtlardan öğrenil­mektedir.

1772 tarihli bir belgedeki. Gülçiçek Ha­tun Mescidi ve Türbesi’nin tamir edilme­sine karar verildiğine ve bu iş için 23.400 akçe ayrıldığına İlişkin bilgiden XVIII. yüzyılda harap durumda ol­duğu anlaşılan türbe en son 19S8 yılın­da onarılmıştır. Bugün de bakımsız, ha­rap olmaya yüz tutmuş durumda bulu­nan yapı yeni bir onanma ihtiyaç duy­maktadır.

Plan şeması, içten 6,40 x 6.40 m. bo­yutlarında bir kare olan yapıyı beden du­varları üzerine yüksek bir sekizgen kas­nakla oturan kubbe örtmektedir; kub­beye geçiş Türk üçgenleriyle sağlanmış­tır. Kasnağın alt kısma göre orantısız bir yüksekliğe sahip bulunması ilk ba­kışta dikkat çekmektedir. Kasnağın be­den duvarlarından farklı biçimde tuğla kullanmadan yalnız kesme taşlarla örül­müş olması da yine dikkat çekicidir ve bu durumlar orijinalitesinin bozulduğu­nu, bugünkü görünümü sonraki bir de­ğişiklikle aldığını göstermektedir. Genel oranlar göz önüne alındığında hemen farkedilen bu uyumsuzluğun, muhteme­len yapının bütünüyle yenilendiği 1958 onarımı sırasında, orijinalde on altı kö­şeli olması gereken kasnağın yerine bu­gün görülen sekizgen ve yüksek kasna­ğın yapılmasıyla meydana getirildiği söy­lenebilir.

Türbenin giriş cephesinin önünde yan­ları kapalı bir revak bölümü yer almakta­dır. Bugün yalnızca yan duvarları ve ze­min kısmıyla ayakta kalabilmiş olan revakın örtü sistemi yıkılmıştır. Tonoz veya kubbeye işaret edebilecek herhangi bir ize rastlanmamakta, duvarların üzerindeki kiriş izlerinden bu kısmın örtüsünün düz bir çatı olduğu anlaşılmaktadır.

Yapı, üç sıra tuğla, bir sıra kesme taş­tan oluşan erken Osmanlı döneminin ti­pik duvar örgüsünü sergilemektedir. Cephelerin köşe kısımları kesme taşla örülmüştür ve her cephede ikişer pen­cere bulunmaktadır. Mermer söveli pen­cerelerin hepsi duvar yüzeyinden biraz içeride kalacak şekilde düzenlenmiştir. Ön ve arka cephelerdeki pencereler tuğ­la-taş sıralı sivri kemerlerle örtülmüş­tür. Yan cephelerdeki pencerelerde ise daha farklı bir uygulamaya gidilmiş, ay­nı form ve işçilikteki ikişer kemer özengi seviyeleri farklı tutulmak suretiyle iç içe konarak altlı üstlü biçimde yerleştiril­miştir. Yapıdaki bütün pencerelerin alın­lıklarında erken Osmanlı döneminin tipik tuğla dolgulu dekoratif örgü karakte­riyle karşılaşılır. Ön, arka ve yan cephe­deki pencerelerin alınlıklarında tuğlaların yatay ve dikey olarak yerleştirilmesiyle elde edilen hasır örgüsü, son cemaat ye­rinin iki yan duvarındaki pencerelerde ise altıgen taşların arasına konulmuş tuğlalarla elde edilen daha geometrik bir örgü düzeni uygulanmıştır. Yumurta kemerli bir giriş nişi içinde yer alan yu­varlak tuğla kemerli kapının oldukça geniş söveleri mermerdendir. Kapı ile nişin kemerleri arasında dikine hazırlanmış bir kitabe yuvası görülmektedir.

Tuğla-taş sıralarıyla örülmüş olan cep­helerdeki dikkati çeken tek süsleme ele­manı, sol yan tarafta iki pencere arası­na konulan bir rozettir. İki yassı tuğla ile bir taşın sırayla ışınsal biçimde dizil­mesinden oluşan motif basit bir forma sahiptir ve duvarın yüzüyle hemen he­men aynı seviyededir. Orta kısmı dolgusuz bırakılan rozette, XIV. yüzyıla tarihlenen başka Osmanlı yapılarında da ol­duğu gibi herhangi bir süslemeye gidil­memiştir.

Tamamen süslemesiz olan türbenin iç kısmında dört sanduka bulunmakta, bunlardan biri Gülçiçek Hatun’a ait olup diğerlerinin sahipleri ise bilinmemek­tedir.

TDV İslâm Ansiklopedisi