Gazi Mihal Bey Camii -Edirne- Tarihçe, Mimari, Özellikleri, Hakkında Bilgi

27

Gazi Mihal Bey Camii. Edirne’de Tunca kıyısında XV. yüzyılın ilk yarısında yapılan cami.

Kapısı üstünde bulunan üç satır ha­lindeki Arapça kitabeye göre II. Murad döneminde 825 (1422) yılında Emîrü’l-kebîr Mihal b. Azîz tarafından yaptırıl­mıştır. Kitabede adı geçen Aziz (Bey [?]) oğlu Mihal’in Köse Mihaloğulları soyun­dan olduğu kuvvette tahmin edilmekte­dir. Bu ailenin bilhassa Balkanlar’da pek çok hayratının varlığı bilinmektedir. Evli­ya Çelebi, 1063 Şabanında(Temmuz 1653) Sofya’dan İstanbul’a dönerken uğradığı Edirne’de Gazi Mihal Camii’ni. “bir cezî-re üzerinde tarz-ı kadîm bir câmi-i rû-şen” olarak tarif ettikten sonra, “Hari-minin kapısı ta Mihal Köprüsü üzerinde vâki olmuştur” der ve İnşa tarihini de 825 (1422) olarak verir. 1907’de Edir­ne’deki Türk eserlerini inceleyen C. Gur-litt, kendisine rehberlik yapan kişinin te­laffuzunu yanlış anlayarak burayı “Gha-dime Ali Camii” şeklinde kaydetmiş ve banisini Sadrazam Atik Ali Paşa ile ka­rıştırarak 1511 “de şehid olduğunu yaz­mıştır. Bu yanlış bilgiler uzun yıllar ya­bancı yazarlarca tekrarlanmıştır.

İki yanında tabhâne odaları bulundu­ğuna göre bir zâviye-cami olduğu anla­şılan Gazi Mihal Bey Camii 1752’deki zel­zelede hasar görmüştür. Tamamen yı­kılan minaresi, eski fotoğrafında da gö­rüldüğü gibi barok üslûbunda yenilen­miştir. Edirne’nin XIX. yüzyıl İçinde kar­şılaştığı felâketleri atlatan cami, Gur-litt’in varlığından bahsettiği bir kitabe­ye göre 1309’da (1891-92) tamir gör­müştür. Cami oldukça iyi ve bakımlı du­rumda iken 1953’teki şiddetli zelzelede zarar görmüş ve hiçbir sahip çıkanı ol­madığından terkedilmiştir. 1963’te için­deki halılar ve çeşitli mefruşat pislik ve enkaz içinde bulunuyordu. Bu çok değer­li tarihî eserin ihyasına ancak iyice so­yulduktan kırk yıl sonra başlanmış olup tamirat halen sürmektedir.(Mart 1995)

Gazi Mihal Bey Camii itinalı bir işçilik­le işlenmiş kesme taş bir binadır. İki ya­nında tabhâne mekânları bulunan zavi­ye-camiler, sonraları mahalle camii du­rumuna sokulduklarında daha fazla cemaat alabilmesi için tabhânelerle orta mekânın aralarındaki duvarlar açılırdı. Ancak burada böyle bir değişiklik yapıl­mamış ve aradaki bağlantı aslında ol­duğu gibi kapılarla kalmıştır.

Caminin evvelce son cemaat yeri önün­de dışa tek meyilli ahşap çatılı bir sun­durma bulunuyordu. On iki ahşap dire­ğe dayanan bu sundurmanın sağ taraf­taki iki bölümü ahşap malzeme ile ka­patılmış, direk aralarına da parmaklık­lar konulmuştu. Esas son cemaat yeri, ortadaki daha geniş ve daha yüksek beş sivri kemeri taşıyan altı payeye sahiptir. Son cemaat yerinin orta bölümü basık kasnaklı bir kubbe İle örtülüdür. Yan bö­lümler dikdörtgen biçiminde oldukların­dan aynalı tonozlarla örtülmüştür.

Taçkapı, etrafı iki sıra silme ile çerçe­velenmiş sivri bir kemer içindedir. Yay­van kemerli girişin üstünde ise kitabe yer alır. Caminin harimi bir kemerle ay­rılan iki bölüm halindedir. Kapalı avlu geleneğini sürdüren ve aslında ortasın­da bir aydınlık feneri olması gereken bir kubbenin örttüğü bu mekânla yan odalara geçişi sağlayan kapılar hakkın­da Ekrem Hakkı Ayverdi, “…dahilî değil, mükellef bir haricî kapı evsâfındadır; iki yanında, dört sıra istalâktitli yaşma­ğı olan höcreler vardır. Bunların bir iç kapıda yapıldığı başka bir bina görme­dik” demektedir.

İlk bölümün kubbesi sekiz köşeli yük­sekçe bir kasnağa oturur. Caminin ev­velce geçirdiği bir tamirde buradaki ay­dınlık fenerinin kaldırıldığı tahmin edi­lebilir. Bu mekân, Gurlitt’in planında gö­rüldüğü gibi tabhâne odaları kapıları hizasında bir seki ile kıble tarafındaki na­maz mekânından ayrılmıştı. Esasen bu­ranın tabanı daha alçakta olduğundan birkaç basamakla inilmektedir. Yine Gur­litt’in pek çok hususta hatalı olan pla­nında, o yıllarda bu mekânda ahşap bir merdivenle çıkılan bir mahfelin varlığı da dikkati çeker.

Kıble tarafındaki esas namaz mekânı bir beşik tonozla örtülüdür. Bunun mah­ya hattının dışarıda üçgen bir alınlık bi­çiminde belirtilmesi herhalde XVIII. yüz­yıldaki tamirle ilgilidir. Önden dört, yan­lardan birer pencere ile aydınlanan bu mekândaki mihrap mukarnaslı bir çer­çeve içindedir ve alçıdan yapılmıştır. Es­ki fotoğraflarda görülen, bugün bütü­nüyle ortadan kalkmış olan ve soldaki tabhâne odasının köşesinde yükselen taş minarenin, pabuç kısmının soğan bi­çiminde oluşuyla ve şerefe çıkmasının şekli yanında 1752 zelzelesinden sonra Edirne’de yapılan minarelere tam ben­zerliğinden dolayı XVIII. yüzyılda yapıldı­ğı anlaşılmaktadır. İki yanlardaki tabhâ­ne odaları sekizgen kasnaklı kubbelerle örtülüdür. Bunların dışarıdan girilebil­mesi için son cemaat yerine açılan kapı­ları vardır. İçlerinde ise ocak yerleri tes-bit edilmektedir.

Caminin 1920’de çekilmiş bir fotoğ­rafında görülen şadırvan bugün mevcut değildir. Ancak resminden anlaşıldığı ka­darı ile bu da esas binadan sonra inşa edilmiştir. Sağ taraftaki hazîrede İse Ga­zi Mihaloğlu ailesine ait kabirler bulun­maktadır. Ekrem Hakkı Ayverdi bunların şâhidelerinin sonradan yapıldığını söyler. Ancak bu taşlar, üzerlerindeki süsleme-leriyle hat sanatı bakımından XV. yüzyı­la işaret etmektedir. Sadece lahit kısım­ları geç bir devirde yenilenmiş olabilir. Burada caminin kurucusu Mihal Bey’in 839 (1435-36), kızı ve Yahşi Bey’in adı belirtilmeyen annesinin Şaban 847(Ka­sım 1443). Mihal Bey’in oğlu Aziz Bey’in Şevval 850(Aralık 1446), diğer oğlu Hızır Bey’in Şaban 856(Ağustos 1452) tarihli taşlarından başka Mihal Bey’in, tarih kıs­mı kırık olduğu İçin vefat tarihi okuna­mayan üçüncü oğlu Yûsuf Bey’in ve to­runu Hızır Bey’in oğlu BâlF Bey’in 881 (1476-77) tarihli taşları vardır.

Gazi Mihal Bey Camii’nin bir de ima­reti olduğu ileri sürülürse de bugün izi kalmayan bu yapı, avlunun bir köşesine yerleştirilmiş küçük bir aşhane olmalı­dır. Aynı vakfa ait olan, köprünün diğer ucundaki çifte hamam ise son derece harap durumdadır.

Cami, erken Osmanlı döneminde yay­gın olarak yapılan, Kanunî Sultan Süley­man’ın ilk yıllarına kadar inşasına de­vam edilen, yanlarında tabhâne odaları bulunan zaviye-camilerin günümüze harap da olsa ulaşan bir örneğidir. Ga­zi Mihal Bey ailesinin Sofya yakınında İhtiman’daki camii de bu tipin temsilci­sidir.

TDV İslâm Ansiklopedisi