Firuz Ağa Camii -İstanbul- Mimari, Özellikleri, Hakkında Bilgi

38

Fîruz Ağa Camii. İstanbul Sultanahmet’te XV. yüzyıl sonlarında yapılmış cami.

Sultanahmet’te, eski hipodromun ye­rindeki Atmeydanı’nın şehrin ana cad­desi olan Divanyolu’na kavuştuğu köşe­de bulunur. Kapısı üstündeki Arapça kitâbeye göre 896 (1490-91) yılında II. Ba-yezid’in başhazinedarı FTruz Ağa tarafın­dan yaptırılmıştır. Ayvansarâyî’nin Hadîkatü’l-cevâmi’de bildirdiğine göre ca­minin kurucusu Ffruz Ağa 918’de (1512-13) ölmüş ve cami hazîresindeki müs­takil türbesine gömülmüştür. İstanbul Vakıfları Tahrir Deîteri’ne göre, bu bel­genin düzenlendiği 953 (1546) yılında Fîruz Ağa b. Abdülhayy’ın camii yanında bir muallimhânesi, Havza’da medresesi, Semendire Kalesi ile Saray kasabasında çeşmeleri vardı. Bu eserler için çok sa­yıda evkaf yapılmıştır. Cami yanında kırk iki hücre, ayrıca yirmi hücre ile on dük­kân. Elvanoğlu mahallesinde on hücre ve çeşme. Darphâne yakınında sekiz dük­kân, cami yanında dokuz dükkân, At-meydanı yakınında sekiz dükkân ve ahır, Saraçhane yakınında beş dükkân, cami yakınında başhâne ve önünde bahçe, Binbirdirek diye meşhur olan “serdâb-ı kebîr” bunlardandır. Ayrıca Rumeli ve Anadolu’nun çeşitli yerlerinde çok sayıda evkaf ile bilhassa köyler de hayır eser­lerine vakfedilmiştir. Vakfedilen mülkle­rin özellikle cami çevresinde oluşu etra­fının evvelce dükkânlarla kaplı olduğu­nu gösterir. Nitekim cadde üzerindeki ahşap dükkânlar Fîruzağa Çarşısı olarak tanınmıştı. 1282’de (1865) Hocapaşa yangınında yanan bu dükkânlar Divanyolu caddesi genişletildiği için tekrar ihya edilmiştir. Ayrıca Bizans döne­minden kalan Binbirdirek sarnıcının ca­minin evkafı arasında bulunuşu da dik­kat çekicidir.

923 (1517) yılında Sûfi Hayreddin adlı bir kişi tarafından camiye kürsü koydu­rulmuş, daha pek çok hayır sahibi de Ffruz Ağa’nın vakfına bağışlarda bulun­muştur. Nitekim Mustafa Ağa adında bir kişi 1070’te (1659-60) camiye 9000 ak­çe bağışlamıştır. Kanunî Sultan Süleyman’ın ilk yıllarında İstanbul’a gelen Flaman ressamı Pieter Koeck (Peter Coeck van Aalst), Atmeydanı’nı tasvir eden gravüründe Ffruz Ağa Camii’ne de yer vermiştir. Tam olarak gerçeğe uymamakla beraber bu resim yine de değerli bir belge sayılır. Yine XVI. yüzyılda, İçinde İstanbul’un güzel bir minyatürü bulunan Matrakçı Nasuh’un Beyân-ı Menâzil-i Sefer-i Irâkeyn ad­lı eserinde Ffruz Ağa Camii gösterilmiş­tir. İstanbul’da 6 Cemâziyelâhir 1058-de(28 Haziran 1648) vuku bulan çok şid­detli zelzelede Fîruz Ağa Camiinin zarar gördüğü, Topkapı Sarayı Müzesi Arşi-vi’ndeki tarihsiz iki belgeden öğrenilmektedir; bu keşif rapo­runda camideki tahribat şu şekilde özet­lenmiştir: “Câmi-i şerîf-i Firûz Ağa der Meydân-ı esb der İslâmbol – Câmi-i mez­kûrun minaresinin peteği harab olmağ-la hedm olunup müceddeden yapılmağa muhtaç ve câmi-i mezkûrun derûnun-da ve taşrasında bazı mahalleri tamire muhtaç.”

Alemdar Vakası sırasında 1223 (1808) yılında çıkan kargaşada caminin kuru­cusunun türbesiyle sıbyan mektebi ha­rap olmuştur. Eski fotoğraflarda görül­düğü gibi caminin etrafı yoğun biçimde evlerle sarılmıştı. Bunların sonuncuları 1938’e doğru istimlâk edilince mabedin etrafı bütünüyle açılmıştır.

Fîruz Ağa Camii basit mimarili, fakat klasik dönemin ahenkli orantılarına sa­hip zarif bir yapıdır. Geniş bir avlunun içinde olmakla beraber önce 1865’i ta­kip eden yıllarda, sonra da 1938’de et­rafı açıldığında avlu duvarının biçimi de­ğiştirilmiştir. Mukarnaslı başlıklı dört mermer sütuna oturan üç bölümlü sivri  kemerli bir son cemaat yeri vardır. Bu bölümler kubbelerle örtülüdür. Temiz bir işçilikle işlenmiş kesme taş duvar­larla inşa edilen ana mekân kare biçi­minde olup her cephesinde altta iki, üst­te iki pencere vardır. Hafifçe daralan bu karenin üstünde basık on iki kenarlı bir kasnak bulunmakta, bunu da kurşun kapiı bir kubbe örtmektedir.

Çift renkli taşlardan yayvan kemerli giriş muhteşem bir taçkapı nişi İçinde­dir. Kemerin üstünde sekiz kartuş içinde Şeyh Hamdullah hattı İle yazılmış ki­tabesi yer almaktadır. Nişin yukarı kıs­mında beş sıra mukarnas sıralanır. Bun­ların en altında madalyonlar içinde sat­rançlı hatla “Muhammed” adı işlenmiş­tir. İçerideki alçı mihrap da mukamas-lıdır. Mihrabın etrafı, dört büyük kemer ve kubbenin iç yüzeyi klasik üslûpta fa­kat yeni kalem işi nakışlarla bezenmiş­tir. Ahşap minber kısmen, kürsü bütü­nüyle eskidir. Kareden kubbeye geçişi sağlayan köşe pandantiflerinin içleri de mukarnaslıdır.

Binanın solda bulunan minaresinin as­lında sağda iken Alemdar Vak’asfnda harap olduğundan şimdiki yerinde ye­niden yapıldığı yolunda İbrahim Hakkı Konyalı tarafından ileri sürülen iddia inandırıcı değildir. Minare orijinaldir ve esas yerindedir. Kesme taştan minare­nin kürsü kısmı on iki kenarlı olup bu­nun üstündeki pabuç kısmı kısa ve bak-lavalıdır. On altı kenarlı olan gövde ol­dukça kalındır. Bu bakımdan erken dö­nem minare mimarisine uygundur. Mukarnaslarla süslü şerefe çıkması üstün­de XVII. yüzyılda yenilendiği bilinen kısa bir petek görülür.

Hadîkatü’l-cevâmi’de bildirildiğine göre kurucusu Fîruz Ağa’nın türbesi ca­minin hazîresinde idi. İhsan Erzi tarafından bir yazma nüshada tesbit edildi­ğine göre yanında Bâbüssaâde ağala­rından İsmail Ağa’nın türbesi bulunuyor­du. Bugün her iki türbeden de hiçbir iz kalmamıştır. 27 Rebîülâhir 1282’de (19 Eylül 1865) Hocapaşa yangınından sonra kurulan Islâhât-ı Tarîk Komisyonu Divanyolu caddesini genişletirken caminin duvarı geri alınmış, bu arada harap tür­be de yok edilmiştir. Caminin çevresi dü­zenlenirken 1938’de ortadan kaldırılan hazîredeki mezarlarda kitabesi olmayan bir mermer sanduka caminin doğu ta­rafında toprağın bir set teşkil ettiği ye­re monte edilmiştir. Bunun caminin ba­nisi Fîruz Ağa’ya ait olduğu sanılmakta­dır. Yine bu düzenleme sırasında bura­daki tonozlu bir çeşme haznesi de res­tore edilerek korunmuştur.

Fîruz Ağa vakıflarından olan ve Hadîkatü’l-cevâmi’de bildirildiğine göre Şeyh Hamdullah’ın ilk meşk hocalığını yaptığı sıbyan mektebinden bir iz kalmadığı gi­bi yeri de belli değildir. Evvelce avlu du­varına bitişik olan sebil de günümüze kadar gelmemiştir.

Müştemilâtından mahrum bugünkü haliyle bile Fîruz Ağa Camii tek kubbeli camiler tipi içinde Osmanlı dönemi Türk yapı sanatının en tanınmış ve en güzel eserlerinden biridir.

TDV İslâm Ansiklopedisi

Önceki İçerikLatife Uşaklıgil Kimdir, Hayatı, Hakkında Bilgi
Sonraki İçerikCarl Bergbohm Kimdir, Hayatı, Eserleri, Hakkında Bilgi