Ebul ala el-Maarri Kimdir, Hayatı, Eserleri, Hakkında Bilgi

0
32

Ebü’l-Alâ’ Ahmed b. Abdillâh b. Süleyman el-Maarrî (ö. 449/1057} Meşhur Arap filozof ve şairi.

26 Rebîülevvel 363 ta­rihinde Halep’le Humus arasında bulu­nan Maarretünnu’mân’da doğdu. Baba tarafı Tenûh kabilesine mensuptur. De­desi, babası ve amcası bu bölgede kadı­lık yapmışlardır. Anne tarafı ise Halepli Benî Sebîke’dendir. Dört yaşlarında iken çiçek hastalığına yakalanarak gözleri­ni kaybeden Ebü’l-Alâ’nın çocukluk ve gençlik dönemiyle tahsili ve hocaları hak­kında fazla bilgi bulunmamaktadır. İlk öğrenimini babasının yanında yaptı. Bir ara Halep”e giderek İbn Hâleveyh’in ta­lebesi Muhammed b. Abdullah b. Sa’d’-dan dil ve edebiyat, Yahya b. Mis’ar et-Tenühî’den hadis okudu. Günümüze in­tikal eden eserlerinden onun lügat, ede­biyat, gramer, fıkıh ve tarih tahsili yap­tığı anlaşılmakta, ancak bu ilimleri ne zaman, nerede ve kimlerden okuduğu kesin olarak bilinmemektedir. Yirmi ya­şından sonra Irak ve Suriye bölgesinde kendisinden bir şey öğrenecek kimse bulamadığını söylediğine göre bu yaşlar­da tahsilini tamamlamış olmalıdır.

398 (1007) yılı sonlarında Bağdat’a gi­den Ebü’l-Alâ dil, edebiyat, fıkıh ve ke­lâm ilminde tanınmış âlimlerle görüştü. Bir süre Dârülilim’e devam etti. Onun düşünce hayatında fırtınalar koparacak olan felsefî eserleri burada tanıdı. Yak­laşık bir buçuk yıl sonra annesinin vefa­tı üzerine memleketine döndü ve uzlete çekildi. Bundan sonra da hep yalnız ya­şadı; et, süt ve yumurta yemedi. Körlü­ğünün yanı sıra ayrıca münzevi olarak yaşamasından ötürü kendisine “rehînü’l-mahbiseyn” (iki bakımdan mahpus) denil­miştir. Buna rağmen uzak bölgelerden gelen talebeleri ona yalnızlığını hissettir­mediler. Sonraları el-Hamâse sarihi ola­rak tanınan Hatîb et-Tebrîzî bunlardan biridir. Büyük bir yekûn tutan risaleleri de döneminin âlim ve ediplerinin kendi­siyle irtibat halinde olduğunu göster­mektedir.

Ebü’l-Alâ’nın, o dönemde Haçlılar’ın elinde bulunan Antakya ve Trablus’a gi­derek bazı âlimlerden ders aldığına dair haberler asılsızdır. Onun Bağdat’ı ziya­reti esnasında Şerif el-Murtazâ tarafın­dan hakarete uğradığı iddiası da doğru değildir. Zira Şerîf el-Murtazâ gibi edep ve nezaketiyle tanınan bir kimsenin âmâ bir ziyaretçiye hakaret etmesi düşünü­lemez. Ayrıca Ebü’l-Alâ’nın Şerif el-Mur­tazâ’nın babası için söylediği mersiye di-vanındaki en değerli şiirlerinden biri ola­rak kabul edilir.

Maddî sıkıntı içinde olmasına rağmen resmî görev almayan Ebü’1-Alâ Maar­retünnu’mân’da vefat etti. Mezarı başında yetmişten fazla şairin mersiye oku­duğu rivayet edilmektedir.

Ebü’l-Alâ kısa boyu, zayıflığı ve çirkin­liği sebebiyle hayatı boyunca aşağılık duy­gusundan kurtulamadı. Başkalarına gü­vensizliği, hayata karşı karamsarlığı ve bütün eserlerinde görülen aşırı tevazuu bu psikolojinin bir tezahürüdür. Kör ol­duğunu bildikleri halde başkalarının ken­disini görmesini istemezdi. Mağrur, alın­gan ve çabuk öfkelenen bir kişi olmakla birlikte utangaç, ince ruhlu ve yalnızlığı seven bir yapıya sahipti. Kendisinin de belirttiği gibi bu özellikleri hayatını şiirle kazanmasına engel oldu. Bir vakıftan gönderilen yıllık 30 dinarla geçinmek zorundaydı. Esasen dünyaya önem vermediği için değersiz elbiseler giyer, daha ziyade mercimek, incir ve arpa ekmeği yerdi. Ebü’l-Alâ toplumdaki fakih. kelâma, sûfî ve idarecileri ısrarla tenkit eder, on­ların cehaletini ortaya koymaktan bü­yük bir zevk alırdı. Bu tutumu başına birçok dert açmakla birlikte onun İslâm dünyasında tanınmasını ve talebelerinin artmasını sağlamıştır.