Ebû Dâvûd kimdir? Hayatı ve eserleri

Ebû Dâvûd kimdir? Hayatı ve eserleri: Süleyman b. Eş’as b. İshâk el-Ezdiyyi’s-Sicistânî, pek büyük bir muhaddisdir. Hindistan’a mücavir olan Sicistan iklîmine mensubdur. (202) târihinde dünyaya gelmiş, bilâhare Hicaz’a, Şam’a, Mısır’a, Irak’a, Horasan’a, Basra’ya gitmiş; defeâtla Bağdad’da bulunmuş; gittiği yerlerde hadis rivayet ve tedrisiyle iştigal etmiş, nihayet Basra’da ikamet edib (275) târihinde Basra’da vefat eylemiştir. Rahmetu’llâhî aleyh.

Meşâyihi:

Ebû Dâvûd, birçok zevata mülâki olmuş, ez-cümle Müslim b. İbrahim, Süleymen b. Harb, Abdu’llâh b. Mesleme, Yahya b. Maîn, Ahmed b. Hanbel gibi cazımdan hadîs ahzetmiştir. Kendisinden de oğlu Abdu’llâh ile Abdü’r Rahmân en-Neseî, Ahmed b. Muhammed el-Hallâî, Tirmizî gibi meşâhîr ri­vayette bulunmuşlardır.

Ebü’l-Hasen eş-Şîrâzî’nin Tabakaatü’l-Fukahâ’daki beyânına nazaran Ebû Dâvud, İmâm-ı Ahmed’in ashabından bulunuyordu.

Tefsir Ve Hadîs  İlimlerindeki  Mevkii :

Ebû Dâvûd, Kur’ân’ın hakayıkına bihakkın muttali’ bir zât olduğu cihet­le şüphe yok ki, İlm-i Tefsîr’e büyük bir vukuf sahibi idi. Tefsîr’e dâir (Kitâbü’s-Sünen) ünvanlı meşhur eserinde bir hayli ma’lûmat vardır. Ez-cümle cedelden, Kur’ân-ı Mübîn’deki müteşâbihâta ittibâ’dan nehy için tahsis ettiği bâbda Ka’nebî’den, o da üç vâsıta ile Hazret-i Âişe’den şöyle rivayet ediyor:

Âişe-i Şıddîkâ demiştir ki : Resûlu’llah salla’llahu aleyhi ve sellem âyet-i kerîmesini okudu ve buyurdu ki: “Ondan -Kitâb-ı İlâhî’den- müteşâbih olanlara ittibâ’ edenleri gördüğünüz zaman -biliniz ki- Allahu Teâlâ’nın Kalblerinde eğri­lik bulunanlar) diye tesmiye ettiği kimseler işte onlardır; artık onlardan ka­çınınız.”

Yâni : Kur’ân-ı Kerîm’deki muhkemâtı bırakıb da müteşâbih âyetlere tâbi’ olanlar, onları kendi düşüncelerine göre te’vîle çalışanlar, yanlış bir harekette bulunmuş  olacakları cihetle onlara uymaktan hazer  etmelidir.

Hadîs’e gelince : Şüphe yok ki, Ebû Dâvûd, pek yüksek bir muhaddisdir. Zehebî merhum, bu büyük zât hakkında, “Seyyidü’l-Huffâz” demekte­dir.

Muhaddislerden Mûsâ b. İbrahim demiştir ki : “Ebû Dâvûd, dünyâda ha­dîs için, âhiretde de Cennet için yaradılmiştır. Ben ondan efdal bir zât gör­medim.”

Ebû Dâvûd, beş yüz bin hadîs-i şerîf ile hafızasını tezyin etmiş bulunu­yordu. Bunlardan intihâb ettiği dört bin sekiz yüz hadîs-i sahih iîe (Sünen-ı Ebî Dâvûd) denilen meşhur kitabını vücûde getirmiştir. Bu kitab bilhassa ahkâm-ı fıkhiyye için pek mu’teber bir merci’dir. Ebû Dâvûd, bu kitabını İmâm-ı Ahmed b. Hanbel’e arz etmiş, o büyük müctehidin istihsânını celb eylemiştir.

Bu mübarek muhaddis demiştir ki : “Bu kadar ahâdîs-î şerife arasında dört hadîs-i şerîf vardır ki, insana dîni için kifayet eder.” Bunları teberrüken kaydediyoruz :

1 Amellerin hükmü, kıymeti niyyetlere gö­redir.”

2-  İnsanın kendisine fâidesi olmayan şeyleri terk etmesi, İslâmiyyetinin güzelliğindendir.”

3- Bir mü’min,kendi nefsi için isteyib hoşlandığı şeyi kardeşi için de istemedikçe   bihakkın mü’min olamaz.”

4- Helâl de zâhîr, haram da zahirdir. Bunların arasında ise birtakım iştibahlı şeyler vardır.” (Binâenaleyh harama düşmemek için bu şüpheli şeylerden de sakın­mak lâzımdır.)

Basra’da  İkametinin Sebebi:

Ebû Dâvûd vefatına kadar Basra’da ikamet etmişti. Bunun sebebini ken­di hadimi Ebû Bekr b. Câbir şöyle nakletmiştir :

“Ben Ebû Dâvûd ile beraber Bağdad’da bulunuyordum. Bir gün Akşam namazım henüz kılmıştık ki, kapı çalındı, açtım. Gelen zât, Emîrü’l-Mü’minîn Ebû Ahmed el-Muvaffak idi. istizan ederek içeriye girdi. Ebû Dâvûd ‘un yanında oturunca aralarında şöyle bir muhavere cereyan etti :

—   Emîrü’l-Mü’minîn’in böyle bir vakitte gelmelerinin sebebini öğrenebi­lir miyim?

—   Üç şeyi rica için geldim.

—   Buyurunuz.

—  Birincisi, sen Basra’ya rıhlet ederek orada tevattun etmelisin, tâ ki senden istifâde için her taraftan talebe-i ulûm Basra’ya akın edib gelsin de, sayende o şehir ma’mûriyyete yüz tutsun. Bilirsin ki, Zenc isyanı dolayısiyle o şehir harâb olmuş, halk oradan kesilmiştir.

—   Evet, bu biri. Ya ikincisi?

—   İkincisi de, evlâdıma senin Kitâbü’s-Sünen’ini rivayet edersin.

—   Evet., üçüncüsünü îrâd buyurunuz.

—  Üçüncüsü de onlar için husûsî bir meclisde rivayette bulunursun. Çün­kü hulefâ evlâdı âmme ile beraber oturmazlar.

—   Hâ, buna yok yoktur. Çünkü, nâsın şerifi de, gayr-i şerifi de ilim hu­susunda müsavidir.

İbn-i Câbir diyor ki : “Halîfenin çocukları da âmme ile beraber hadis meclisinde hazır bulunmaya başladılar. Şu kadar var ki, kendileriyle nâs arasına bir perde konuluyordu.”

İşte bu taleb üzerine Ebû Dâvûd, Basra’ya gitmiş, o fazilet ve irfan tim­sâli olan mübarek vücûdiyle Basra’ya ebedî bir feyz ve şeref bahsetmişti.

Müellefâtı: Matbu’ iki cilddir; Kütüb-i Sitte’nin, ta’bîr-i aharla Sıhâh-ı Sitte’nin üçüncüsü sayılmaktadır.     hadîs’e dâir olub bu da matbu’ bulunmuştur.

Ma’lûm olduğu üzere Kütüb-i Sitte’nin birincisi Sahîh-i Buhârî, ikin­cisi Sahîh-i Müslim,  üçüncüsü işbu Sünen-i Ebî    Dâvûd,    dördüncüsü Sünen-i Tirmizî,  beşincisi Sünen-i Nesei, atana’ da Sünen-i İbn-i Mâce’dir. Bunların altısına birden Sıhâh-ı Sitte nâmı da verilmektedir.

Me’hazlar: Tezkiretü’l-Huffâz, Tabakaatü’l-Hanâbile,Mevzûâtü’l-Ulûm, Kesfü’z-Zünûn,   El-A’lfim,  Mu’cemü’l-Matbûâti’l-Arabiyye.

KAYNAK: Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi

Ebû Dâvûd, es-Sünen

Müellif muhaddis Ebû Dâvûd Süleyman b. Eş’as Sicistanî, topladığı beşyüzbin hadis içinden 4.800 ka­darım kitabına dercetnıiştir. Eserinin tam bir kritiği­nin yapılmadığını kendisi de itiraf etmiştir. Kitabında daha çok hukuk ve ahkâma ait hadisler vardır. Dört veya büyük iki cilt halinde basılan kitabın en meşhur üç nüshası bulunmaktadır: İbn Dâsse, İbn Arabî ve Lu’luî nüshaları. Bu nüshalar, tam manasıyla ilmî ol­mamakla beraber birkaç kere basılmıştır. Delili, Luck-now ve Haydarabat baskılan dışında, Arap ülkelerin­de, normal harflerle ve numaralı olan baskılarına da Taşlanmaktadır.

202/817 yılında doğan müellif, 275/889 yılında Hakkın rahmetine kavuşmuştur. Ebû Dâvûd; Ahmed b. Muhammed b. Hanbel’in, Ka’nebî’nin, Ebu’l-Velid Tayalisî’nin öğrencisidir. Az önce adı geçen   râvileri olan üç bilgin dışında, oğlu Ebu Bekr’i de hadiste ye­tiştirmiş, sayılı bilginler arasına sokmağa muvaffak olmuştur. İmamın; Mısır, Hicaz, Şam, İran, Horasan, Cezire gibi pek çok İslâm ülkesine ilmî seyahatleri ol­muştur. Abdülaziz Dehlevî şunları söylemektedir: «Sü-nen’i bitirince Ahmed b. Muhammed b. Hanbel’e gö­türdü. Ona arzetti. İmam, baktı; pek beğendi.

Sıddîkî, Sünen’le ilgili olarak şunları yazar, «İs­lâm ibadet ve hukukunun temeli vazifesini görebilecek bütün hukukî hadisleri, o hadis değer ve mevsûkiyet-leri üzerine açıklamaları ihtiva eden bir eser olarak Ebû Dâvûd ‘un Sünen’i umumen en mühim sünen eser olarak kabul edilmişti. Hattâbî; Ebû Dâvûd ‘un Kitâ-bü’s-sünen’i mükemmel bir kitaptır. İlahiyat hakkın­da henüz onun gibi hiçbir kitap yazılmadı, der. Ebû Dâvûd, kendisinden evvel ve kendisinden sonra hiçbir kimsenin derlemediği hadisleri bu kitabında topladı. Bu sebepten o, farklı mezheplere sâlik olmalarına rağ­men Mezopotamya, Mısır, Mağrip ve dünyanın başka birçok kısımlarındaki çeşitli mezhep âlimleri tarafın­dan standart bir hadis eseri olarak kabul edilmiştir.

Kaynak: Hadis İlimleri ve Hadis Tarihi, Ali Osman Koçkuzu, Dergah Yayınları

Ebû Dâvûd  Ve Sünen’i:

Kütüb-i Sitte adı verilen büyük hadis mecmuâlarının Buhâri ve Müslim’den sonra gelen Sünen’in müellifi olan büyük muhaddis. “İmam”, “Şeyhu’s-Sünne”, “Mukaddemu’l-Huffâz” ve “Muhaddisu’l-Basra” gibi ünvanlara sahip olan Ebû Dâvûd, 817’de (202/817-275/888) Sicistan’da doğdu. Tam adı, Ebû Dâvûd Süleyman b. El-Eş’as b. İshak b. Beşir b. Şeddad b. Amr b. İmrân el-Ezdı es-Sicistânı’dir. Büyük dedelerinden İmrân, Sıffin’de Hz. Ali’nin yanında şehid düşmüştür. Oğlu Ebû Bekr Abdullah da meşhur bir muhaddistir.

Ebû Dâvûd, hadis ilimlerinin altın çağında, III. asırda yaşadı. İlim tahsilinde Irak, Şam, Mısır, Ceziretü’l-Arap okulları, Horasan, Rey, Herat, Kûfe, Bağdad, Tarsus, Basra gibi yerleri dolaşmıştır. Hocaları arasında Ahmed b. Hanbel (241/855), Kuteybe b. Saîd (240/854), Yahyâ b. Maîn (233/847), Halef b. Hişâm (227/841) gibi büyük ilim sahibi kimseler görülmektedir. O günün ilim çevrelerinin en mûteber kişileri Ebû Dâvûd ‘un bu saydığımız hocaları idi. Ebû Dâvûd hadis ilminde taklide karşı olmuş, tahkike yönelmiştir. İslâm dünyasında yüzyıllarca okutulan “Kitâbü’s-Sünen” onun araştırmacılığına, münekkidliğine en güzel örnektir. Kitâbü’s-Sünen, hadis ilimlerinde en çok sözü edilen Kütüb-i Sitte’nin üçüncüsüdür. Tirmizî ve Nesâî onun talebeleri arasında yer alır. Ebû Dâvûd ‘u, Şâfii veya Hanbeli mezhebine tâbi gösterilmesine rağmen, müstakil bir muhaddis olarak görmek daha doğru olur. Sünen’ini gerçekte Ahmed b. Hanbel okumuş ve onaylamıştır; ama bu onun Hanbeli olduğunu göstermez. Ebû Dâvud dâima hadisle uğraşmış, mezhebî bir mensubiyeti îmâ eden beyânına rastlanmamıştır. Sünen’i, beşyüzbin hadis arasından seçtiği dörtbinsekizyüz hadisi ihtiva eder. Eserini takdim ederken, “müslümanın din; hayatı için dört hadisin yeterli olduğunu” söyleyebilmiştir. O dört hadis şunlardır:

Gerçekten tam bir İslâmî hayat için temel ilke olabilecek ve bir toplumu ayakta tutabilecek özelliklere sahip olan bu hadis ölçüsü daha sonraları “İslâm ahkâmının üzerinde dönüp durduğu” başlıca esasları teşkil etmiştir.

Ebû Dâvûd 275/888 tarihinde, arkasında on dokuz eser bırakarak Basra’da yetmişüç yaşında vefât etmiştir. Eserlerinden dördü basılmıştır.

Ebû Dâvûd Eserleri:

Concordance’da Sünen, kırk kitap ve bin sekiz yüz seksen dokuz babtan meydana gelmektedir. Bu bölümler şöyledir: et-Tahâre, es-Salât, Salâtu’l İstiska, Salâtü’s-Sefer, Salâtu’t-Tatavvu, Şehru Ramazan, Sucûdu’l Kur’ân, Vitr, ez-Zekât, el-Lukata, el-Menâsik, en-Nikâh, et-Talâk, es-Savm, el-Cihad, el-Edâhî, es-Sayd, el-Vasâya, el-Ferâiz, el-Harac ve’l İmâre ve’l Fev. el-Cenâiz, el-Eymân ve’n-Nuzûr, el-Büyû’, el-Buyû’ ve’l-İcâre, el-Akdiye, el-İlm, el-Eşribe, el-Et’ime, et-Tıbb, el-İtâk, el-Hurûf ve’l-Kırâe, el-Hammâm, el-Libâs, et-Tereccül, el-Hâtem, el-Fiten, el-Mehdî, el-Melâhim, el-Hudûd, ed-Diyât, es-Sünne, el-Edeb.

Sünen’de sülâsi rivâyet yeralmaz. Onaltı tane kutsî hadis bulunmaktadır. Hadisleri altı gruptur: Sahih lizâtihi, sahihe benzer, sahihe yakın, şiddetli vehn olan hadisler, ‘hakkında birşey söylemediklerim sahihtir’ dedikleri, hasen li gayrihi olabilecek hadisler. Buhâri ve Müslim’in birlikte tahric ettiği hadisler kitabın yarısını teşkil eder. Ebû Dâvûd kitabına sahih, hasen, leyyin ve amel edilebilir hadisleri almıştır. Ona göre aşırı derecede zayıf olmayan hadis rey ve kıyastan evlâdır.

Sünen’de yeralan bazı sahih hadisler Sahihayn’da bulunmaz. Şüpheli hadisleri ise, illetlerini açıklayarak almıştır. Sünen, hadis kitaplarının ikinci tabakasına dahildir. Talebelerinden yedisi tarafından rivâyet edilmiştir ki, en sahih ve yaygın rivâyet el-Lu’luî’nin eseridir.

Sünen-i Ebû Dâvûd Kahire (1280), Delhi (1283), Luknov (1840-1888). Haydarabad (1321) Mısır (1935-1950), gibi merkezlerde bir kaç kez basılmıştır. Türkçe’de Ebû Dâvûd ‘un Sünen’i 1983’de yayınlanmıştır. 1987 yılında eserin, tercüme ve şerhi yayınlanmaya başlanmıştır. Sünen’in ilk şerhini “Meâlim Es-Sünen” adıyla Ebû Süleyman Hattâbî (388/998) yapmıştır.

Ebû Dâvûd ‘un diğer eserleri şunlardır:

Ebû Dâvûd Hayatı:

el-İmâm es-Sebt Seyyidü’l-Huffâz Süleymân İbnu’l-Eş’as İbni İshâk es-Sicistânî. 212-275 yılları arasında yaşamıştır. Ceddi İmrân’ın Sıffîn savaşında Hz. Ali (radıyallahu anh) saflarında şehîd olduğu belirtilir. Basra’da yaşadı. Ancak Irak, Hicaz, Şam, Mısır, Cezire, Horasan gibi ilim merkezlerine seyahatler yaptı, pek çok kereler Bağdad’a uğradı. Hadîs aldığı hocalarını sayısı 300’ü bulur. Buhârî ve Müslim’in meşayihinden hadîs aldı. Ebu Seleme, Ebu’l-Velîd et-Tayâlesi, Ahmed İbnu Hanbel, İbnu Ebî Şeybe, Ali İbnu’ Medînî, Yâhya İbnu Ma’în, Kuteybe İbnu Sa’îd, İshâk İbnu Râhuye hocalarının meşhurlarındandır. Iraklılar, Horasanlılar, Şamlılar, Mısırlılar, Cezîreliler hep onun hocaları arasında yer alır.

Kendisinden hadîs alanlara gelince, Ahmed İbnu Hanbel ondan bir hadîs almıştır. Ebû Dâvûd ‘un bunu (iftiharla) zikrettiği belirtilir. Tirmizî, Nesâ oğlu Ebu Bekr İbnu Ebî Dâvud, Ebu Avâne, Ebu Bişr ed-Dûlâbî, el-Lu’luî (Ebu Ali Muhammed İbnu Ahmed İbni Amr), İbnu’l-A’râbî (Ebu Sa’îd Ahmed İbnu Muhammed İbni Ziyâd el-A’râbî), İbnu Dâse (Ebu Bekr Muhammed İbnu Abdirrezzâk) er-Remlî (Ebu İsâ İshak İbnu Musâ İbni Sâid) kendisinden hadîs alanların başında gelirler.

Fazîleti:

Ulema, Ebû Dâvûd ‘u birçok yönüyle övmüş, takdir etmiştir. Hadîs bilgisi, hıfzı, anlayışı, fıkıh bilgisi, verâ ve dindarlığı, ilminde itkânı ayrı ayrı dile getirilmiştir. İlmiyle âmel eden alimlerden olduğu bilhassa belirtilir. Hâl ve hareketlerinde istikâmetinin doğruluğunu ifâde etmek için bâzı âlimler şöyle derler: “Ebû Dâvûd yaşayışında, ahvalinde, huy ve tavırlarında Ahmed İbnu Hanbel’e benzerdi. Ahmed de bu hususlarda Vekî’e benzerdi. Vekî de Süfyân’a benzerdi. Süfyan ise Mansur’a benzerdi. Mansur İbrâhim en-Neha’î’ye , İbrahim de Alkame’ye benzerdi. Alkame ise Abdullah İbnu Mes’ud’a benzerdi. Alkame demiştir ki: İbnu Mes’ud yaşayışında, ahvâlinde huy ve tavırlarında Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a benzerdi”.

Ebû Dâvûd, hadîsi metniyle, senetleriyle illetleriyle çok iyi bilirdi. Onun bu ilimdeki yüksek derecesini ifâde için, Muhammed İbnu İshâk es-Sağânî ve İbrahim el Harbî: “Hz. Dâvud’a demir yumuşatıldığı gibi Ebû Dâvûd ‘a da hadîs yumuşatılmıştır” demişlerdir. Mûsâ İbnu Harun takdirlerini ifade için “Ebû Dâvûd dünyada hadîs, âhirette de cennet için yaratılmıştır” der. Hadîsi iyi bilirdi. Bu sebeple Sünneti, mevzu ve şiddetli zayıflara karşı korumuştur. Ebu Abdillah İbnu Mende, onun bu hizmetini şöyle dile getirmiştir: “Hadîs tahric edip sahîhleri illetli olanlardan, hatâlıları da doğrulardan ayıran dört kişi var: Buhârî, Müslim, bunlardan sonra da Ebû Dâvûd ve Nesâî gelir. Ebu Bekr el-Hallâl takdirde daha da ileri giderek: “Zamanının el-İmâmu’l-Mukaddem’i” (en önde giden İmâm) diye vasıflandıracaktır. El-Hakîm Ebu Abdillah da: “Ebu Dâvud, asrında ehlü’l-hadîs’in rakipsiz imamıydı” der. Hadîs rivayetindeki hayranlarından meşhur mutasavvıf Sehl İbnu Abdillah et-Tüsterî, Ebû Dâvûd ‘u ziyâret eder ve: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın hadîslerini rivâyet eden dilinî çıkar, onu öpeceğim” der. Ebu Davut çıkarır, o da öper.

Hadîs Almada Prensibi:

Ebû Dâvûd, ehl-i hadîs’in başını çekenlerden olması hususiyetiyle, nazarında zayıf hadîs fukahânın kıyasından evlâdır. Bu sebeple bir babta, başka rivâyet yoksa zayıf hadîsi tahrîç etmekten çekinmez. Bu durumda zayıfın terki kıyâsa gitmek mânasına gelir. Ancak, şurası da muhakkak ki, terki hususunda ulemânın ittifak ettiklerinden hadîs olmamıştır. Şu açıklamayı yapar: “Sünen’imde metrûku’l-hadîs olan kimseden hadîs rivâyeti almadım. Kitapta münker bir rivâyet varsa durumunu bildirdim. Bu mevzuda başka rivayet olmadığı için bunu aldım.” Ebû Dâvûd ‘un zayıf hadîsi kıyastan üstün tutma prensibini aydınlatan bir rivâyeti İbnu Hazm, el-Muhalla’da, İmâm’ın oğlu Abdullah’tan kaydeder:

“Babama, “bir beldede, sahîh hadîsi, sakîm hadîsten temyiz etmeden rivayette bulunan bir ehl-i hadîsle bir ehl-i reyden başkasını bulamayan bir kimsenin başına bir iş gelse, ehl-i reye mi, yoksa ehl-i hadîse mi müracaat etmeli?” diye sordum. Babam cevaben: “Ehl-i hadîse müracaat etsin, ehl-i reye değil. Çünkü zayıf hadîs reyden daha kavîdir” dedi.”

Ebû Dâvûd Eserleri:

Ebû Dâvûd, Sünen’i ile meşhur olmuşsa da başka te’lifâtı da var:

1- Er-Reddû alâ Ehli’l-Kader. Bunu kendisinden Ebu Abdillah Muhammed İbnu Ahmed rivâyet etmiştir.

2- Kitâbu’n-Nâsih ve’l-Mensûh. Bunu kendisinden Ebu Bekr Ahmed İbnu Süleymân en-Neccâr rivâyet etmiştir.

3- El-Mesâil. Bunu Ebu Ubeyd Muhammed İbnu Ali el-Âcirî rivâyet etmiştir.

4- Müsnedu Mâlik: Bunu kendisinden İsmâil İbnu Muhammed es-Saffâr rivâyet etmiştir.

5- Es-Sünen, el-Lü’lu’î, İbnu Dâse, İbnu’l-A’rabî, er-Remlî tarafından rivâyet edilen bu eser en meşhur eseridir. Bunu ayrıca tanıtacağız.

Ebû Dâvûd ‘un Bir Uyarısı:

Ebû Dâvûd bir kaç hadîsin ehemmiyetini belirtmek için şöyle der: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’dan 500 bin hadîs yazdım. Onlar arasından, sâdece şu kitabıma koyduklarımı seçtim. Ancak, kişiye, dinini doğru kılması için bu hadîslerden dört tânesi yeterlidir.

Birincisi: “Ameller niyetlere göredir…” hadîsidir.

İkincisi: “Kişinin müslümanlığının kemâli mâlâyâni’yi terketmesine bağlıdır” hadîsidir.

Üçüncüsü: “Mü’min kendisi için istediğini kardeşi için istemedikçe (kâmil) mü’min olamaz” hadîsidir.

Dördüncüsü: “Helâl olanlar açıklanmıştır, haram olanlar da açıklanmıştır. Bu ikisi arasında (durumu açık olmayan) şüpheli şeyler vardır. Bunların (haram mı helal mı olduğunu ) çokları bilemez. Kim şüpheli şeylerden kaçınırsa, dinini ve ırzını korumuş olur. Kim şüpheli şeyi işlerse harama düşer. Tıpkı, sürüsünü, yasak koruluğun etrafında güden çoban gibi.) Koyunları her an koruluğa kayabilir. Bilesiniz! Her melikin bir koruluğu olduğu gibi, (Allah’ın da bir koruluğu vardır.) Allah’ın koruluğu haramlardır. Bilesiniz! Vücudda bir et parçası vardır, bu sıhhatli oldu mu vücudun tamamı sıhhatlidir, bozuldu mu, vücudun tamamı sıhhatini kaybeder. İşte bu parça kalptir” hadîsidir”.

Sünenu Ebû Dâvûd:

Ebû Dâvûd ‘un ismini ebedîleştiren eseridir. Bâzı görüşlere göre Sünen, tarzında ilk yazılan eser olma şerefine de sâhiptir. Ebû Dâvûd eserini şöyle tanıtır: “Ben Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a nisbet edilen 500 bin hadîs yazdım. Onlardan şu Sünen’i seçtim. Kitabımın içerisinde 4800 hadîs mevcuttur”.

Ebû Dâvûd, Sünen’in hadîslerini seçerken, ahkâm hadîsleriyle yetinmiştir. Bu sebeple sünen ve sıhâh müellifleri arasında ahkâm sâhasında ilk eser veren kimse olmuştur. Ebû Dâvûd ‘un Sünen’i, muhtelif beldelerdeki fukahânın istidlâl edip üzerine ahkâm bina ettikleri hadîslerini ihtiva eder. Ebu Süleymân el-Hattâbî, Me’âlimu’s-Sünen adlı şerhinde şöyle der: “Biliniz ki, Ebû Dâvûd ‘un es-Sünen kitabı, kıymetli bir telîftir. İlmu’d-Dîn sâhasında onun misli te’lîf edilmemiştir. (Her mezhebe mensub) âlimlerin kabûlüne mazhar olmuş, böylece muhtelif fırkalar teşkil eden âlimler ve farklı mezheplere mensup fakîhler arasında hakem rolü oynamıştır. Irak, Mısır, Mağrib ahalisi, İslâm âleminin ekseri beldelerinin müslümanları ona sarıldılar. Onun bu kitabı ehl-i hadîs nezdinde hoşlanılan bir makam tuttu. Bu kitap için meşakkatli yolculuklar yapıldı, arandı da arandı”. Gazâlî’nin, Sünen hakkında: “Bir müçtehide, ahkam hadîsleri hususunda kifayet eder” dediği rivayet olunur. Nevevî, Sünen’e yaptığı şerhte: “Fıkıhla olsun, başka şeyle olsun, İslâmî mevzularla meşgul olan herkesin Ebû Dâvûd ‘un Sünen’ine alâka göstermesi, onu iyi bilmesi gerekir. Zira onun içindeki hadîslerin çoğuyla ihticâc edilir ve bu hadîsleri tefrik de kolaydır. Ayrıca hadîslerin (fıkha girmeyen fazlalıklardan) özetlenmiş olması, musannıfının emsaline üstünlüğü ve eserin tehzîbine gösterdiği itina, Sünen’in ehemmiyetini artıran hususlardır.” Sünen’in râvilerinden Ebu Sâd İbnu’l-A’râbî de şunları söylemiştir: “Bir fakîh’in yanında, Allah’ın kelamını ihtiva eden Mushaf’la Ebû Dâvûd ‘un Sünen’inden başka kitap bulunmasa, (fıkhın tedvîni için) bir başka kitaba ihtiyaç duymaz”. Muhammed İbnu Mahled: “Ebû Dâvûd, Sünen’ini telif edip halka okuduktan sonra, kitabı, Ehl-i hadîs için, kendisine uydukları bir “mushaf” oldu” der.

Ebû Dâvûd Sünen’ini yazdıktan sonra Ahmed İbnu Hanbel’e arzeder. Ahmed İbnu Hanbel istihsan ederek takdîrlerini ifâde eder. Ebû Dâvûd, Sünen’i Bağdat’ta rivayet etmiştir.

Sünen’in Sıhhat Durumu:

Bu konuda daha önce, Kütübü Erba’a’nın şartlarıyla ilgili bahiste dört sünen’in her birinde üç çeşit hadîs bulunduğunu, birinci grubu “sahîheyn hadîsleri” nevinden hadîslerin, ikinci grubu “kendi şartlarına göre sahîh olan” hadîslerin, üçüncü grubu da zıddiyet hadîslerinin teşkîl ettiğini belirtmiş ve bunların ne demek olduğunu açıklamıştık. Burada aynı bilgileri tekrar etmeyeceğiz. Ancak Ebû Dâvûd ‘un bir tabiri üzerinde kısaca duracağız: Sâlih tabiri.

Ebû Dâvûd, Sünen’i hakkında bir kısım teknik bilgiler vermek maksadıyla kaleme aldığı Risâletu Ebî Dâvud İlâ Ehli Mekke diye meşhur mektubunda şu açıklamayı yapar:

“Kitabımda yer alan bir hadîste şiddetli vehn (zayıflık) varsa bunu belirttim. Kitapta senedi sahîh olmayan rivâyet de var. Hakkında sükût ettiğim sâlihtir. Bâzısı bâzısından daha sahîhtir”. İbnu Salah, bu söz üzerine şu açıklamayı yapar: “Ebû Dâvûd ‘un kitabında bu şekilde “zayıftır” diye meşruhat verdiği hadîslerden hiçbirisi Sahîheyn’de mevcut değildir. Ayrıca Ebû Dâvûd ‘da “hasen” olarak zikredilen hadîslerden herhangi birisinin, sahîh ve hasen hadîsleri temyiz edenlerce “sahîh’dir” diye hükme bağlandığına da rastlamadım.”

Niçin Sâlih?

Ebû Dâvûd ‘un yukarıda kaydettiğimiz açıklamasıyla ilgili iki noktaya dikkat çekeceğiz:

Birinci nokta: Sâlih’ten kastedilen şey nedir? Yani sükût edilen hadîs, kendisiyle ihticâc etmeye mi sâlihtir (uygundur, elverişlidir) yoksa i’tibâr etme’ye mi sâlihtir? Zira, sâlih tâbiri, kayıtsız olarak, bu mutlak hâliyle kullanılınca şuna sâlihtir diye ulema nezdinde oturmuş bir ıstılah değildir. Bu sebeple normalde böyle kullanılmaz. İşte belirttiğimiz bu durum, Ebû Dâvûd ‘un sâlih tâbirinden neyi kasteddiği sorusuna sebep olmuştur. Bazı muhaddîsler “ihticâc’ı kasteddiği”ni söylerken bâzıları da “itibar’ı kasteddiğini” söylemiş ve ihtilaf etmişlerdir. Son Osmanlı muhaddislerinden Zâhidu’l-Kevserî de bu mevzuya mesâî sarfedenlerden biridir. O, özetle, bu çeşit hadîslerin hepsini aynı kategoriye sokmanın yanlış olduğu kanaatindedir. Yani ona göre bâzıları ihticâca, bazıları da itibâra sâlihtir. Hangisine salîh olduğunu tâyin de hadîsin incelenmesiyle elde edilecek karîne’ye bağlıdır. Bu da hadîsten hadîse değişebilir. O sözünü şöyle tamamlar: “Bundan maksad sâdece ihticâcâ salâhiyettir” diyen kimse Ebû Dâvûd ‘u keyfine göre konuşturmuş olur”.

İkinci Nokta’ya gelince, bu temâs edeceğimiz husus, en az önceki kadar ehemmiyet taşır: Ebû Dâvûd ‘un hakkında sükût ettiği bütün hadîsler “sâlih” midir?

Yukarıda iktibas ettiğimiz pasajdan şu mâna çıkmaktadır: Salâhat ister itibâr’a ister ihticâc’a olsun, her hadîs sâlihdir, ifâdeden anlaşılan bu. Halbuki, mudakkik hadîsçiler, Ebû Dâvûd ‘un sükût ettiği hadîsleri tahlîl edince şu neticeye varmışlardır: Durumu (ehli nezdinde) çok açık olan bir kısım fazla zayıf hadîslerin zaafına dikkat çekmeyi zâit addederek açıklama yapmadan geçmiştir, yâni haklarında sükut etmiştir.

Biz, ehemmiyetine binânen, bu mevzuya tahsis edilen genişçe bir tahlîli, kitabımızın Hadîsle İlgili Bâzı Meseleler bölümünde sunacağız.

Sünen’in Tertîbi:

Ebû Dâvûd tertib yönüyle Buhârî’ye benzerlik arzeder. Öncelikle fıkha ve dolayısıyla metne ehemmiyet verir. Bu sebeple, hadîsin fazla turuk’u varsa bir kısmını verir, her birinde vâki ihtilaf ve ziyâdelerini kaydeder. Onun esâs gâyesi, hadîslerde mevcut olan fıkhî ahkâmı bildirmektir. Bu sebeple, bir babta zikredeceği hadîslerin, senedce en sahîh olanını önce kaydeder. Bâzı kereler muallel senedleri hiç kaydetmez. Mekke ehline hitâben yazdığını belirttiğimiz kıymetli Risâle’sinde eserinin tertib yönünü de aydınlatan şu teknik açıklamayı yapar:

“Siz, benden Sünen kitabındaki hadîsleri soruyor ve: “Bunlar, bu mevzuda bildiğin hadîslerin en sıhhatli olanları mı?” diyorsunuz. Biliniz ki, bir kısmı hâriç hepsi öyledir. Hâriç olanlar da iki vecihle gelmiştir. Bunlardan hangisi senedce âli ise, diğerine takdîm edilmiştir. Diğeri de hıfz yönüyle daha kuvvetli bir râvinin rivayetidir…

Bir babta çok hadîs bulunmasına rağmen bir veya iki tanesini yazdım. Zira hepsini yazmak kitabı uzatırdı. Böyle yapmakla (hacmi daraltıp) istifâdeyi kolaylaştırmayı düşündüm… Eğer bir babta hadîsin iki üç  vechine yer vermiş isem, bu davranışım rivâyetlerdeki bâzı ziyâdelerden dolayıdır. İkinci rivâyette, birinciye nazaran ziyâde bir kelime bulunabilir. Bazan uzun bir hadîsi kısalttığım da olmuştur. Zira tamamını yazacak olsam onu dinleyen kimselerden bir kısmı, bundaki fıkhî yönü anlamayacak ve bilemiyecekti. Buna meydan vermemek için kısalttım…

Sana benim kitabımda bulunmayan bir sünnet zikredilecek olursa bil ki o, vâhi (zayıf bir hadîstir. Aksi takdirde kitabımda bir başka tarîkle gelmiş olmalıdır. Zira ben, okuyucuya uzun kaçmasın diye bütün tarîkleri vermedim.”

Farklı Nüshaları:

Ebû Dâvûd ‘un Sünen’ini, kendisinden tahammül edîp rivâyet izni olan yedi kişi mevcuttur. Bunlardan dört tânesi ulema arasında yaygınlık kazanmıştır. Nüshalar arasında bazı farklar mevcuttur. Bu nüshalar şunlardır.

1- Ebu Ali Muhammed İbnu Ahmed İbn-i Amr el-Lü’lü’î (333/944) nüshası: Bu nüsha en ziyade şöhret ve yaygınlık kazanan nüshadır. Bilhassa Meşrik memleketlerinde yazılmıştır. El-Lü’lü’î, Sünen’i, Ebû Dâvûd ‘dan bir kaç sefer dinleme fırsatı bulmuştur. Son defa, müellifin vefat ettiği sene olan 275’te dinlemiş olması, bu nüshaya ayrı bir itibâr kazandırmıştır.

2- Ebu Bekr Muhammed İbnu Bekr İbni Abdirrezzâk İbni Dâse et-Temmâr (v. 346/957) nüshası: Kısaca: İbnu Dâse nüshası diye bilinir. Bu nüsha Mağrib beldelerinde şöhret yapmıştır. İbnu Dâse nüshası el-Lü’lü’î nüshası’na muhteva itibariyle benzerlik arzeder. Farklı yönleri bir kısım takdîm ve te’hirlerdir. Hadîslerin ziyâde-noksanlığı söz konusu değildir.

3- Ebu Îsa İshâk İbnu Mûsa İbn-i Sâ’îd er-Remlî (320/932) nüshası. Bu da er-Remlî nüshası olarak yâdedilir.

Bu zât, Ebû Dâvûd ‘un verrâkı (hususî kâtibi) dir. Bunun rivayeti tertîb itibâriyle İbnu Dâse nüshasına benzer.

4- İbnu’l-A’râbî nüshası. Daha çok sûfi olan Ebu Sa’îd Ahmed İbnu Muhammed İbni Ziyâd İbni’l-A’râbî’nin (vefat tarihi 340/951) dir. Bunun nüshası diğerlerine nazaran eksik bir nüshadır.

Ebû Dâvûd Üzerine Çalışmalar:

Sünenü Ebî Dâvud el-Münzirî [Ebu Muhammed Abdülaziz İbnu Abdilkavî (v. 656/1258)] tarafından ihtisar edilmiştir. İhtisarın ismi el-Müctebâ’dır, bir kaç baskısı mevcuttur. İbnu Kayyîm el-Cevziyye (v. 751 / 1350) Sünen üzerine bir tehzîb çalışması yapmıştır. Tehzîbu Süneni Ebî Dâvud adını taşıyan bu eser de basılmıştır.

Belli başlı şerhleri şunlardır:

1- Me’âlimu’s-Sünen: İlk Buhârî şârihi diye daha önce takdim ettiğimiz Ebu Süleyman el-Hattâbî (v. 388) tarafından yapılmış muhtasar bir şerhtir, matbudur.

2- Avnu’l-Ma’bud Şerhu Süneni Ebî Dâvud: Ebu’t-Tayyîb Muhammed Şemsülhak el-Azîmâbâdî tarafından te’lif edilmiştir. 14 ciltlik bir şerh olup açıklamaları son derece basit, yabancılar için anlaşılması kolaydır. Hadîs metninde geçen kelimeler lügat gibî açıklanır. Bir kaç kere basılmıştır.

3- El-Menhelü’l-Azbi’l-Mevrûd Şerhu Süneni Ebî Dâvud: Mahmud Muhammed Hattab es-Subkî ( 1352/ 1933) tarafından yapılmıştır. Hadîslerden dört mezhebin ne gibi hükümler çıkardığı belirtilen geniş muhtevalı bir şerhtir, ne var ki, Sünen’in tamamı aynı şekilde bitirilememiş, yarıda kalmış bir şerhtir.

4- Mirkâtu’s-Su’ûd ilâ Süneni Ebî Dâvud: Suyûtî’nin şerhidir.

5- Bezlu’l-Mechûd fi Hallî Ebî Dâvud: Bu şerh Hanefi mezhebini esas alır. Halil Ahmed es-Sehârenfûrî (v. 1346/1927) te’lîf etmiştir. Muhammed Zekeriyya el-Kandehlevî tâlikte bulunmuştur. 20 cilttir, matbudur.

Ebû Dâvûd ‘a bunlar dışında, Nevevî, İbnu Mulakkin, Kutbuddîn Ebu Bekr İbnu Ahmed el-Yemenî, Veliyyüddin Ebu Zür’a Ahmed İbnu’l-Hâfız Ebî’l-Fadl Zeyniddîn el-Irâkî, Alaeddin Moğoltay İbni Kılıç. Şihâbuddin İbnu Raslân, Bedruddîn el-Aynî ve Sindî gibi muhtelif âlimler tarafından çoğu yarım kalmış başka şerhler de yapılmıştır.

Ebû Dâvûd ‘un Sünen’i Türkçemize de tercüme edilmiştir.

Kaynak: Hadis Tarihi, Abdulvahid Metin

Süleyman İbnu’l-Eş’as İbnu İshâk el-Esedî es-Sicistânî ilim almak için seyahatler yaptı. Hadis cemetti ve pekçok eser te’lif etti. Irak, Şam, Mısır ve Horasan ulemasından hadis yazdı. 202 yılında doğup, Basra’da 275 yılında Şevval ayının 16’sında vefat etti. Hadisi, Buhârî ve Müslim’in meşâyihinden aldı: Ahmed İbnu Hanbel, Osman İbnu Ebi Şeybe, Kuteybe İbnu Saîd gibi hadis imamları; kendisinden de oğlu Abdullah, Ebu Abdirrahmân en-Nesâî, Ebu Alî el-Lü’lü’î vs. pekçokları hadis aldı.

Kitabı es-Sünen’i, Ahmed İbnu Hanbel’e arzetti. Ahmed, beğendi ve istihsan etti. Ebû Dâvûd (rahimehullahu teâla) der ki: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’dan beşyüzbin hadis yazdım. Bunlardan 4800 hadis seçtim ve bu kitaba koydum. Kitapta sahih, sahihe benzeyen ve sahihe yakın olan rivayetler mevcuttur. Kişinin dinini doğru tutması için bu hadislerden dört tanesi kâfidir. Biri “Ameller niyetlere göredir….” hadisi, ikincisi: “Kişinin İslâm’ının güzel oluşu mâlâyani’yi terketmesine bağlıdır” hadisi, üçüncüsü: “Kişi kendisi için istediğini kardeşi için de istemedikçe gerçek mü’min olamaz…” hadisi, dördüncüsü de: “Helâl olan şeyler açıklanmıştır, haram olan şeyler de açıklanmıştır…” hadisidir.

Ebû Dâvûd, ilim, ibadet ve verâ’da en yüce bir derecede idi. Rivayet edilir ki cübbesinin bir yeni çok geniş diğer yeni dar idi. Kendisine bunun sebebi sorulunca: “Geniş olan, kitaplar için, diğerinin ise geniş olmasına hâcet yok” diye cevap verir. Hattâbî der ki: “Din ilminde Ebû Dâvûd ‘un Sünen’inin bir misli daha te’lif edilmemiştir. Mezhepleri farklı olmasına rağmen, bütün ulemanın hüsn-i kabûlüne mazhar oldu.” Ebû Dâvûd: “Kitabıma ulemanın terk hususunda ittifak ettiği tek hadisi almadım” demiştir. İbnu’l-A’rabî de: “Bir kimsenin yanında -Ebû Dâvûd ‘un Sünen’ini kastederek- şu kitapla Kur’ân’dan başka birşey olmasa bile başka bir ilme ihtiyaç duymaz” der.

Hadis uleması, Ebû Dâvûd ‘dan önce Câmi’ler, Müsned’ler vs. te’lif ettiler. Bu kitaplar, sünen ve ahkâma varıncaya kadar herşeyi ihtiva eden ahbâr, kasas, mev’îze, âdâb vs. bütün rivayetleri cemederler. Onlardan hiçbiri sâdece, Sünen hadislerini (merfu olan ahkâm hadislerini) müstakil bir eserde toplamayı düşünmedi. Ebû Dâvûd ‘a nasîb olan, kimseye nasib de olmadı. İbrâhim el-Harbî, Ebû Dâvûd bu kitabı te’lif ettiği zaman: “Hz. Davud (aleyhisselam)’a demir yumuşatıldığı gibi, Ebû Dâvûd ‘a da hadis yumuşatılmıştır” demiştir.

Kaynak: Hadis Tarihi, Abdulvahid Metin