Çukur Hamam -İstanbul- Tarihçesi, Mimari, Özellikleri, Hakkında Bilgi

29

Çukur Hamam, İstanbul’da Fâtih Sultan Mehmed Külliyesi’ne ait hamam.

867-875 (1462-1470) yılları arasında yapılan Fâtih Külliyesi’nin hamamı ola­rak bu manzumenin güneyinde inşa edil­miştir. Fâtih vakfiyesinde, “Havâyic-i halk için hamamlar bina edip cümlesini mesâlih-i hayrât-ı şerîfeleri için vakıf bu­yurdular” cümlesinden sonra adları ve­rilen hamamlardan, “biri dahi müceddeden bina buyurdukları câmi-i şerifleri kurbünde vâki hamamdır” kaydı ile kas­tedilen Çukur Hamam’dır. Sultan Bayezid su yolu haritasından anlaşıldığına göre, Karadeniz Başkurşunlu Medresesi’nin kuzeyinde ve 100 m. kadar aşağı­sında bulunuyordu. En ufak izi kalma­yacak surette yıktırılmış olduğundan yerini daha açık şekilde belirlemek mümkün olmamıştır. Hamamın, Geç Roma ça­ğından kalma üstü açık bir su haznesi­nin içinde yapıldığından bu adı aldığı ka­bul edilir. Hatta bu su haznesinin Modestus Sarnıcı ola­bileceği de iddia edilmiştir. Eski bir su haznesinin içinde olmasa da çukur bir yerde bulunduğu anlaşılan ve İstanbul’un en büyük hamamlarından biri olan Çu­kur Hamam, Evliya Çelebiye göre Irgat­lar, Azebler. Vefa ve Eyüp hamamların­dan sonra yapılmıştır. Fâtih Külliyesi’nin bir parçası olduğuna göre, Bizans’tan alınan şehre geniş çapta Türk damgası­nı vuran ilk büyük külliyenin tamamlan­dığı 1470 tarihi civarında bitmiş olması gerekir.

1544-1547 yıllarında İstanbul’da bu­lunan ve şehrin topografyasına dair çok önemli Latince bir eser yazan Fransız Albi’li Pierre Gilles, yal­nız erkekler bölümünü gördüğü anlaşı­lan bu çifte hamama dair önemli bilgi­ler vermiştir. Evliya Çelebi, “gayet mu­sanna” ve rûşen” olduğuna işaret ettiği bu hamamın diğerlerinden daha büyük, 110 kurnalı ve yalnız camekânının 5000 kişi aldığını yazar. Bunun arkasından, “Nısfı bölünüp keçecilere tahsis olun­muştur” cümlesiyle, hamamın XVII. yüz­yılın ilk yansı içinde artık bütünüyle kul­lanılmayıp keçe imalâthanesi veya depo vazifesi gördüğünü belirtir.

Çukur Hamam, İstanbul’da çok tahri­bat yapan ve Fâtih Camii’nin yıkılması­na yol açan 12 Zilhicce 1179 zelzelesinde büyük ölçüde zarar görmüş ve tahminlere göre bir daha ta­mir edilmemiştir. 1799’dan itibaren kı­sa bir aralıkla 18O6’ya kadar Avusturya elçiliğinde görevli olarak bulunan Joseph von Hammer, İstanbul hakkında yazdığı kitabında “şehrin en ünlü, en güzel ha­mamı olan” Çukur Hamam’ın harap bir durumda olduğuna işaret etmiştir. Ha­mamın Arcadius Sarnıcı’nın teşkil ettiği çukurda inşa edildiği için bu adla anıl­dığını bildiren Hammer, sarnıcın duvar­larından hâlâ bazı eski kalıntılarla hama­mın kapısı önünde İki eski sütun başlığı görüldüğünü de belirtir. Rum patrikle­rinden Konstantios, 1824’te Rumca ola­rak basılan İstanbul hakkındaki kitabın­da hamamdan önce. “şimdi bazı hara­beleri duran ve bugün Çukur Hamam denilen Büyük Konstantin Hamamı” ola­rak kısaca bahseder. Kitabın başka bir yerinde ise Fâtih Camii yakınında Çukur Hamam veya Acı Çeşme denilen yerdeki büyük sarnıç kalıntısına işaret eder. Ah-med Lutfî Efendi, 1245 (1829-30) yılın­da İstanbul’da erzak kıtlığı vesilesiyle çe­kilen sıkıntıyı anlatırken, yıllardan beri “Fâtih Câmi-i Şerîfi civarında Çukur Ha-mam’da mahfuz olan” ve orada kokmuş, çürümüş, âdeta külçeleşmiş darı. çavdar vb. şeylerin fırınlara dağıtıldığını haber verir[285]. Bu bilgi. Sultan II. Mah-mud yıllarında hamamın bir depo veya ambar olarak kullanıldığını gösterir.

Çukur Hamam geçen yüzyılın ortala­rında, İstanbul’da olduğu günlerde Fran­sız mimar ve araştırmacısı Charles Texier tarafından araştırılmış ve 1864’te bası­lan Bizans mimarisine dair kitabında pla­nı ve kesitiyle yayımlanmıştır. Fâtih dev­rinin ve İstanbul’un Türk dönemi tarihi­nin bu başta gelen eserinin mimarisi hakkındaki en değerli belge. Texier’nin bu belki de bazı hususlarda hatalı çizim­leridir. Daha o tarihlerde Texier, kapıla­rı örülmüş ve terkedilmiş durumda olan bu hamamın yerini uzun araştırma ve soruşturmalara rağmen bir türlü tesbit edememiş, ancak iki sene sonra bir te­sadüf sonunda bulabilmiştir.

Bakımsız ve kullanılmaz halde, kub­beleri delinmiş, mermerleri sökülmüş, kapıları örülmüş durumda olan hamam XIX. yüzyıl sonlarında iyice yıkılmıştı. J. Strzygowski de İstanbul’un Bizans devri su tesislerine dair 1890’larda yaptığı in­celemelerde bu hamamı bütün uğraşma­larına rağmen bulamamıştır. İstanbul hamamlarına dair bugün artık son de­rece değerli olan bir inceleme yapan H. Glück, 1917’de yarım gün boyunca so­ruşturma ve araştırmadan sonra ancak ikinci çalışmasında hamamın yerini ca­minin güneydoğusunda bulabilmiş ve bu­rada hamamın kalıntıları olduğunu tah­min ettiği bazı duvar parçalarına rast­lamıştır. Bu kalın duvar parçalan içinde künklerin de bulunması, Glück’e göre bunların hamamın kalıntıları olduğunu gösterir. Etrafındaki kalın enkaz yığını ile üzerine yapılan yeni inşaat, kalıntıla­rın planının çıkarılmasına imkân bırakmamıştır. 1918’deki büyük Cibali Fatih yangınından sonra bu bölge şehir planlaması ile tamamen eski dokusunu kaybettiğinden Çukur Hamam’ın bütün izleri de bir daha bulunamayacak şekil­de silinmiştir.

Çukur Hamam büyük ölçülerde bir çif­te hamam olarak inşa edilmiştir. Aslın­da bir Bizans hamamı iken Fâtih devrin­de bir Türk hamamına dönüştürüldüğü yolundaki iddiaya inanmak zordur. Evli­ya Çelebi, yine Fâtih evkafından olan Un-kapanfnda Azebler Hamamı’nı, “Kefere tarz-ı mi’mârîsinden tahvil ile İslâm âda­bı üzre yapılmıştır” cümlesiyle tarif et­mesine karşılık Çukur Hamam İçin böy­le bir ifade kullanmaz. Çukur Hamam’ın Bizans eseri olduğu yolundaki iddia, bu yapıyı Rum patriği Konstantios’un İmpa­rator Konstantin Hamamı olarak adlan­dırmasından ve Texier’nin Bizans mima­risine dair kitabında bu esere yer ver­mesinden kaynaklanmıştır. Eğer içinde yapıldığı çukur gerçekten eski bir su haz­nesi ise zaten Bizans devrinde böyle bir yerde hamam inşa edilmesi ihtimal da­hilinde değildir.

Gilles, yalnız erkekler kısmını gördü­ğü Çukur Hamam hakkında etraflı bilgi verir; bu arada şehrin en büyük hama­mı olarak nitelendirdiği binanın ölçüle­rini de kaydeder. Mermer döşenmiş olan camekânın ortasında bir şadırvan var­dır; Gilles’e göre sıcaklık kısmında ikin­ci bir şadırvan bulunur. Texier tarafın­dan çizilen plana göre kadın ve erkek kı­sımları ölçü bakımından hemen hemen eşit olmakla beraber plan bakımından farklıdır. Kadınlar kısmı olduğu anlaşı­lan sol kanadın bitişiğinde, başka ha­mamlardan değişik olarak su haznesiyle külhan bulunur. Bu yüzden sıcaklık­lar daha küçük ölçülerde kalmıştır. Burada Osmanlı hamamlarından değişik bir durum, kadın ve erkek kısımlarına dışa­rıdan girişlerin aynı sokak üzerinde oluş­larında görülür. Genellikle girişler ayrı sokaklarda bulunurken burada her ikisi de aynı sıradadır. Zeyrek’te Sinan’ın ya­pısı Barbaros Hayreddin Paşa’nın evka­fından Çinili Hamam’da da böyledir. Camekân, Texier’nin planı doğru ise içten 16,50 m. ölçüsünde olup üstünü bu çapa yakın bir kubbe örtüyordu. Geçiş tromp­larla sağlanmıştı. Hamamın erkekler bö­lümünün ılıklık ve halvet kısımları, 871′-de (1466-67) yapılan Mahmud Paşa Ha-mamı’nın halen mevcut kısmına şaşıla­cak derecede benzemektedir. Burada camekânı geniş bir ılıklık takip eder. Bu­nun ortasında büyük kubbeli kare bir mekân, köşelerde biri helalara ait olmak üzere kubbeli küçük hücreler vardır. Mah­mud Paşa Hamamı’ndaki kubbelerin zen­gin biçimde bezenmiş olmasına karşılık Çukur Hamam’da geçişler çok sadedir veya en azından Texier’nin plan ve kesi­tinde öyle gösterilmiştir. Erkekler kısmı halvetinin orta mekânı, daha çok kaplı­ca mimarisinde rastlanan bir orta bölü­me açılan yıldız şeklinde nişlerdir. Bu­nun iki yan nişi kubbeli eyvanlar halin­dedir. Köşelerde ise kubbeli halvet hüc­releri bulunur. Böylece Mahmud Paşa Hamamı ile benzerlik tamamlanır. Çu­kur hamamın erkekler kısmı kaplıca mi­marisinden gelen. İstanbul’un bu çeşit en eski tesislerinden Mahmud Paşa, Tahtakale, Çardaklı hamamlarında da rast­lanan bir plana sahiptir.

Texier’nin planına göre, camekân bö­lümü erkeklerin kine eşit hacimde olan kadınlar kısmında çok dar bir ılıklığın ol­masına karşılık birbirini takip eden iki halvet vardır ki bu da başka hamamlar­da rastlanmayan bir özelliktir. Böylece iki göbek taşı olan çifte sıcaklıklar, kö­şelerinde hücreier olan dört eyvanlı Türk mimarisinin klasik şemasına uygundur.

Çukur Hamam’ın iç süslemesi hakkın­da elde hiçbir bilgi yoktur. Yalnız Texier ve Pullan’ın kitabında, bazı duvarların çi­nilerle kaplı olduğuna dair bir cümleye rastlanır. İstanbul’un fethinin hemen ar­kasından şehrin en büyük hamamların­dan biri olarak Fâtih Sultan Mehmed ev­kafından yapıldığı bilinen bu tarihî ese­rin yok edilmesi tarih ve sanat bakımın­dan büyük bir kayıptır. İstanbul’da Fâ­tih evkafından bütün hamamların İrgat, Azebler, Çukur, Vefa, Galata’da Kapıiçil yık­tırılarak ortadan kaldırılması, şehrin mu­kadderatına sahip olanların ne derecede sorumsuz davrandıklarını gösterir. Halbuki XV. yüzyılın eseri Çukur Hamam, plan özellikleri ve bilhassa kadınlar kıs­mındaki plan düzenlemesi bakımından benzeri olmayan bir örnek teşkil edi­yordu.

Diyanet İslam Ansiklopedisi