Cemalizade Tekkesi Tarihçesi, Mimari, Özellikleri, Hakkında Bilgi

19

Cemâlîzâde Tekkesi, İstanbul’da Eğrikapi dışında bulunan bir Halveti-Uşşâki tekkesi.

Halvetiyye – Uşşâkıyye’nin şubelerinden Cemâliyye tarikatının âsitânesi ve pîr evi olan tekke, İstanbul’un kara surlarındaki kapılarından Eğrikapı’nın hemen dı­şında. Kırkçeşme su şebekesine bağlı Eğrikapı savaklarının karşısında yer alır. Kaynaklarda Cemâleddin Halvetî. Cemâ­leddin Uşşâkî, Cemâli, Cemâlî Efendi, Sa­vaklar, Seyyid Cemâleddin, Seyyid Cemal Efendi, Şalcızâde gibi çeşitli isimlerle anılmaktadır.

Vezir Hırâmî Ahmed Paşa tarafından XVI. yüzyılın son çeyreğinde bir mescid-zâviye olarak kurulan tekkenin başlan­gıçta hangi tarikata bağlı olduğu tesbit edilememiştir. Muhtemelen XVIII. yüzyı­lın başlarında Halvetiyye’ye intikal etmiş, 1742’de postnişin olan Uşşâkıyye’nin Ce­mâliyye şubesinin kurucusu Edirneli Şeyh Mehmed Cemâleddin Efendi’nin (ö 1164/ 1751) buraya gömülmesi üzerine adı ge­çen tarikatın âsitânesi ve pîr evi vasfını kazanmıştır. Mehmed Cemâleddin Efen­di’nin oğlu ve halefi Şeyh Mehmed Nizâmeddin Efendi mescid-tevhidhânenin dârülkurrâ olarak da kullanılması için bir vakıf yapmış ve bu görevi Ayvansaray’daki Toklu Dede Mescidi’nin imamı Şeyh Halil Efendi’ye (ö. 1167/1753-54) havale etmiştir. Cemâlîzâde Tekkesi’nin bundan sonra geçirdiği merhaleler ara­sında, tahvil kesedarı Sabih Ali Efendi’­nin (o. 1183/ 1769-70) mescid-tevhidhâneye minber koydurması ve tekkenin ya­kınında bir mektep inşa ettirmesi, Sad­razam Silâhdar Seyyid Mehmed Paşa’nın (ö. 1788) ahşap minarenin yerine tuğla­dan bir minare yaptırması, Cemâleddin Uşşâkî’nin torunlarından Mevleviyye’ye mensup Seyyid Mehmed Nuri Efendi ile yakınlığı olan ünlü Halet Said Efendi’nin 1817’de türbeyi tamir ettirmesi zikredi­lebilir. Tekke son olarak 130S (1887-88) yılında İl. Abdülhamid. türbe ise 1905’te padişahın bendegânından olduğu anla­şılan Hamdi Bey tarafından yenilenmiş­tir. Tekke ve zaviyelerin kapatılmasın­dan sonra mescid-tevhidhânesi cami ola­rak kullanılmaya başlanan tekke 1958’den az Önce yanındaki türbeyle birlikte onarım görmüş, bu tarihten sonra ise cami harimi ile türbe arasına duvar çe­kilerek yapının en önemli mimari özelli­ği yok edilmiştir. Söz konusu bölümler dışında kalan tekke birimleri tamamen yok olduğu gibi son yıllarda cepheleri se­ramik karoları ile kaplanan türbe de ta­nınmaz hale gelmiştir.

Cemâlîzâde Tekkesi’nden artakalan ve aynı çatı altında toplanan mescid-tevhidhâne ile türbe bölümleri bugünkü şe­killerini son devirde almış olduklarından tekkenin daha önce sahip bulunduğu yerleşim düzeni ve mimari özellikleri aydınlatılamamaktadır. Yine de önceki mes­cid-tevhidhânenin bugünkü ile aynı yer­de bulunduğu, aşağı yukarı aynı boyut­lara ve tasarım özelliklerine sahip oldu­ğu, derviş hücreleriyle diğer tekke bö­lümlerinin de bunun kuzeyinde muhte­melen şadırvanlı bir avlunun çevresinde sıralandığı tahmin edilebilir. Birbirine bitişik tasarlanmış olan mescid-tevhid-hâne ile türbe dikdörtgen planlan, mo­loz taş ve tuğla örgülü duvarları, ahşap çatılarıyla son devir Osmanlı mimarisi­nin özelliklerini sergileyen alelade me­kânlardır. Mescid-tevhidhâne kapalı son cemaat yeri. kuzey duvarının eksenin­deki girişi, doğu ve batı duvarları boyun­ca sıralanan yuvarlak kemerli pencere­leri, zemindeki erkek mahfilleri ve son cemaat yerinin üstüne rastlayan kafesli kadın mahfilleriyle herhangi bir geç de­vir mescidinden farksızdır. Silindir göv­deli bodur minarenin kesme köfeki ta­şından örülü kaidesiyle prizmatik üçgen­lerden oluşan kürsü kısmı günümüze kadar değişmeden gelebilmiştir. Meh­med Efendi ve haleflerine ait altı adet ahşap sandukayı barındıran türbenin pencereleri sepet kulpu biçiminde ke­merlerle taçlandırılmış, doğu yönünde de mekâna müstakil bir giriş tasarlan­mıştır. Eğrikapı yönüne bakan güney cephesinin ekseninde üst üste yerleştirilmiş ta’lik hatlı iki manzum kitabeden alttakinin nâzımı ve hattatı Yesârîzâ-de Mustafa İzzet Efendi’dir. 1232 (1816-17) tarihli olan bu kitabe türbenin Halet Efendi tarafından yenilendiğini belge­ler. Tekkenin 1905’te Hamdı Bey tara­fından yeniden inşa ettirilmesi sırasın­da konmuş olan üstteki kitabenin ise nâ­zımı Ahmed Bahâf Efendi, hattatı Meh-med Hulusi Efendi’dir. Hemen önünde ilk mescidzaviyenin banisi Hırâmî Ah­med Paşa ile oğlu Mustafa Bey’in gömü­lü oldukları türbe kapısı da metni Şeyh Ali Fakrî Efendi’ye (ö. 1929) ait olan ve tekkenin II. Abdülhamid eliyle yenilen­diğini belgeleyen talik hatlı bir kitabe ile taçlandırılmıştır.

Cemâiîzâde Tekkesi’nin tasarımında dikkate değer yegâne mimari özellik, mescid-tevhidhâne ile türbenin duvarla ayrılmayıp aynı mekân içinde birbirleri­ne kaynaştırılmış olmalarıdır. Türbenin mescid-tevhidhânenin kıble yönünde yer alması ve zemininin harime göre yük­sekte tutulmuş olması söz konusu kay­naşmayı daha da anlamlı kılmaktadır. Birtakım başka tekkelerde de görülen bu durum, tarikat ehlinin velîlere duy­duğu bağlılıktan kaynaklanan telakkile­rin mimariye yansıması olarak değerlen­dirilmelidir.

Diyanet İslam Ansiklopedisi