Büyük Valide Hanı Tarihçesi, Mimari, Özellikleri, Hakkında Bilgi

Büyük Valide Hanı, İstanbul’da XVII. yüzyılda yapılan şehrin en büyük ticaret ham.

Ana cephesi Sultanhamam’dan Beyazıt’a çıkan Çakmakçılar Yokuşu boyun­ca III. Sultan Mustafa Camii hizasından başlayıp yokuşun üst tarafına kadar de­vam ederek arka taraftan da Uzunçarşı’da İbrahim Paşa Camii yanına kadar geniş bir alanı kaplar. Halic’e hâkim bir sırt üzerinde bulunmaktadır. Ölçüleri bakımından İstanbul’un en büyük tica­ret hanı olan Büyük Valide Hanı, Sultan IV. Murad’ın (1632-1640) saltanat yılları içinde padişahın annesi Valide Kösem Sultan tarafından başta Üsküdar’daki Çinili Cami olmak üzere çeşitli yerlerde­ki hayratına gelir sağlamak gayesiyle yaptırılmıştır. Evliya Çelebi’nin yazdığı­na göre hanın yerinde evvelce Cerrah Mehmed Paşa’nın sarayı bulunuyordu. Yıkılmış veya yanmış olan bu sarayın ye­rinde inşa edilen bu “şeddadî” hanın bir tarafında da dört köşe bir cihannümâ kule yükseliyordu. Naîmâ’nın ifadesine göre Kösem Sultan’ın yirmi sandık florin altını olan şahsî serveti bu kulede sak­lanıyordu. Sultanın ölümünden sonra bu muazzam hazine devlete kalmıştır.

Büyük Valide Hanı’nın bir köşesinde gerçekten kare planlı bir kule bulunmak­tadır. Schneider’in görüşüne göre bu ku­le Bizans çağından kalmıştır. İmpara­torun saray muhafızının (Drungarios tes Biglas) makamı olan Vigla’nm da (Bigla) bu çevrede olması muhtemeldir. Bir ih­timale göre kule bu Vigla’ya aittir. Anlaşıldığına göre kule Büyük Valide Hanı’­nın inşasından önce de vardı. Nitekim 1544-1555 yılları arasında İstanbul’da topografya ve arkeoloji incelemeleri ya­pan Fransız, Albi’li Pierre Gilles bu kuleyi Eirene Kulesi olarak adlandırır. 1553-1555 yıllarında İstanbul’da bulunan ve Galata sırtlarından şehrin büyük bir pa­norama manzarasını çizen Alman, Flensburglu Melchior Lorichs de (Lorck) bu bü­yük resimde Uzunçarşfdaki İbrahim Pa­şa Camii’nin az berisinde bu kuleyi bü­tün heybetiyle göstermiştir. O sıralarda hayli yüksek olan kule sonraları alçalmıştır. XIX. yüzyıl sonlanna doğru Sebah-Joaillier fotoğrafhanesi tarafından Ga­lata Kulesi’nden çekilen resimlerde ku­le kare şeklindeki kitlesiyle belli olmak­tadır. Bugün ise artık çevredeki yük­sek yapılaşma yüzünden daha az belir­gindir.

Büyük Valide Hanı’ndaki odalarda ge­nellikle bekârlar yaşıyordu. Bunlardan bazıları sonradan Osmanlı tarihinin ta­nınmış kişileri olmuşlardır. Fakat handa büyük ölçüde İranlılar ve Şiî Âzerîler barınıyordu. Bunların arasında bazı Ermeni tüccarların da varlığı bilinmekte­dir. J. de Thevenofdan öğrenildiğine gö­re İstanbul’a gelen bazı yabancılar da XVII. yüzyılda bu handa kalıyorlardı. 1652’de, yani Valide Hanı’nın inşasından pek az sonra İstanbul’a gelen Fransız sey­yahı, padişahın annesi tarafından yaptı­rılan bu hanın şehirdekilerin en güzeli olduğunu belirterek yabancı tüccarların burada daima barınacak ucuz bir oda ile mallarını koyacak bir ardiye bulduklarını yazar. Burada o yıllarda her yolcuya bir yatak, örtüler, halı ve yastıklar verilmek­teydi. Ancak İranlı Şiîler Büyük Valide Hanı’nı bir merkez yapmışlar ve muhar­rem âyini bu hanın birinci avlusundaki Mescid-i îrâniyân’ın etrafında cereyan eden büyük bir gösteri durumuna gir­miştir. Hatta kanlı ve sert bir mahiyeti olan, bu sebeple bilhassa yabancıların görmeye gittikleri bu gösteri seyahatna­melerde ve seyyah rehberlerinde önem­le yer almıştır. Geçen yüzyılın sonlarında İstanbul’da yaşayan G. des Godins de Souhesmes, Büyük Valide Hanı’nda şahit olduğu böyle bir âyini anlatır. O gece bu­rada toplam 8000 seyirci arasında ol­dukça çok sayıda Avrupalı sosyete kadı­nının bulunduğunu belirtir. Valide Hanı basın tarihi bakımından da önemli bir yerdir. R. Ekrem Koçu’nun Cevdet Paşa’-dan naklen işaret ettiğine göre İranlılar ilk Kur’ân-ı Kerîm baskılarını kaçak ola­rak Büyük Valide Hanf ndaki basımevlerinde yapmışlardır. Yine burada bulu­nan matbaalarında çok tutulan kitapla­rın korsan baskıları gerçekleştirilmiş ve İstanbul’da ilk olarak resimli dinî kitap ve levhaları da burada basmışlardır. Ha­nın Çakmakçılar Yokuşu kenarında bu­lunan birkaç Ermeni kitapçı dükkânı ise Batı’dan özellikle Fransa’dan getirilen kitapları satıyorlardı. Bunlardan son iki­si 1950’li yıllara kadar mevcuttu.

Büyük Valide Hanı’nın Çakmakçılar Yo­kuşu üzerindeki dükkanlı cephesi mun­tazam kesme taştan ve tuğladan yapıl­mıştır. Bu cephedeki kapısı üstünde her biri dört kademeli yedi konsol üzerine oturmuş bir köşkü andıran pencereli bir çıkması vardır. Esasında inşaatının çok temiz bir işçilikle yapıldığı görülen içeri­deki sivri revak kemerleri de taş paye­lere oturmaktadır. Aslında kubbelerin kurşun kaplanmış olduğu anlaşılıyor. Fa­kat son devirde bunlar harap olduğu için tamamen sökülmüştür. Büyük Valide Hanı eğimli bir arazi üstünde ve kurul­muş bir şehir dokusu içine yerleştirildi­ğinden planı muntazam değildir. Ana kapıdan üçgen biçiminde küçük bir av­luya girilir. Bunu takip eden ikinci avlu ise hemen hemen kare biçimli olup 63 x 66 m. ölçüsündedir. Bu avlunun orta­sında mescid bulunur. Avlunun bir köşe­sindeki dar bir dehlizden geçilen üçüncü avlu dikdörtgen biçimli olup bodrumun­da arazi meylinden faydalanmak suretiy­le ahırlar yapılmıştır. Birinci ve ikinci av­luda 153, üçüncü avluda 37 olmak üze­re toplam 210 odası olduğu ileri sürül­mektedir. Alt kat odaları beşik tonozlu, üst kat odaları kubbeli, revakiarı ise to­nozludur. İkinci ve üçüncü avlulara açı­lan geçit dehlizleri çapraz tonozludur. Her odanın hem dışarıya hem de revaklara açılan pencereleri olduktan başka içlerinde ocakları ve dolap nişleri var­dır. Üçüncü avlu köşesindeki 25 m. ka­dar yüksekliğe sahip kule 12 x 12 m. ölçüsündedir ve bugün harap durumda­dır. Orta Bizans devrinde yapılmış oldu­ğu tahmin edilen kule hanla birleştirilir­ken Türk duvar tekniğine göre dışı kıs­men yenilenmiş, katlar ihya edilirken içi­ne de kubbeli bir oda yapılmıştır. Kule bugün Karaköy Köprüsü üstünden bakıl­dığında görülebilmektedir. Yakından in­celendiğinde de taş ve tuğla dizileri ha­linde yapıldığı, bazı pencerelerinden baş­ka top lumbarları gibi yuvarlak menfez­leri olduğu tesbit edilmektedir. Büyük Valide Hanı tarihî ve mimari değerinin çok büyük olmasına rağmen son bir yüz­yıl içinde bakımsızlık ve keyfî değişiklik­lere kurban edildiğinden bazı kısımları yıkıldığı gibi esas mimarisini bozan de­ğişikliklere uğramış, bir taraftan da av­luların içlerine yapılan çirkin ilâvelerle tahrip edilmiştir. Halbuki 1905’e doğru C. Gurlitt’in beraberindekiler tarafından çekilen fotoğraflarda, avlu revakiarı Ön­lerine eklenen yapıların hanın güzel ka­gir kemer düzenini bir dereceye kadar gizlemekle beraber çok çirkin olmadık­ları, belirli ahşap ve kagir bir estetiğe sa­hip bulundukları görülür. Avludaki mes­cid 1952’de yapılan şekliyle minaresiz, dikdörtgen, altında bir sıra dükkân bu­lunan kâglr bir binadır. Dışı taşı taklit eden bir sıva ile kaplıdır.

Büyük Valide Hanı’nın 1906 yılı yazın­da bir kısmının yıkıldığı ve bazı kısımla­rının da tehlikeli görülerek boşaltıldığı bir gazete haberinden öğrenilmektedir. Fakat herhalde İstanbul’da büyük tah­ribat yapan 1894 zelzelesinin sonucu olarak bu bölümler Önce çatlamış sonra da yıkılmış olmalıdır. Valide Hanı’nın Han-ı Sagir (küçük han) denilen arkada­ki bölümünün 21 Mart 1926’da yıkıl­ması üzerine şehremaneti (belediye) ta­rafından tehlikeli görülen bölümleri yık­tırılmıştır. Bundan sonra tamamen ba­kımsız kalan Büyük Valide Hanı bir ta­raftan bir harabe haline gelirken diğer taraftan da aslî bünye ve mimarisini bo­zan inşaatlarla tarihî karakterine aykırı düşen bir biçime sokulmuştur. Hanın bü­yük avlusu ortasında bulunan ve Mes­cid-i îrâniyân adıyla tanınan fevkanî ah­şap mescid 19S0’li yıllarda bir yangın sonunda tamamen harap olmuş, 1951’de İranlılar Yardım Derneği tarafından şimdiki biçimiyle yeniden yaptırılmıştır. İkinci avludan üçüncüye geçit sağla­yan tonozlu dehlizin sol duvarında 1320 (1902-1903) tarihli bir çeşme ayna taşı mevcuttur. Sokaktan birinci ve oradan ikinci avluya açılan kapıların ağaç üzeri­ne iri başlı dövme çivilerle çakılmış de­mir levha kaplı kanatları henüz durmak­tadır. Dış kapı halen tatil günlerinde ka­patılmakta ve üzerinde yer alan küçük kapı kullanılmaktadır. 1989 Ekiminde birinci avlu çok kötü durumda idi. İkinci avluda revak kemerleri önlerine yapılan yeni inşaatla kapatılmış, yalnız sol taraf­ta bazı kemerlerin sadece üstleri görü­lebilmekteydi. Üçüncü avlu ise içini dol­duran yeni inşaatla kapatılmıştı. Hanın uç kısımlarında yıkık bölümler vardı.

Diyanet İslam Ansiklopedisi