Burmalı Minare Cami ve Türbesi Tarihi, Mimari, Özellikleri, Hakkında Bilgi

24

Burmalı Minare Cami ve Türbesi, Amasya’da XHI. yüzyıla ait olduğu kabul edilen cami ve türbe.

Burmalı Minare Camii, kapısı üstünde bulunan ve oldukça girift bir hatla yazıl­mış olan kitabesine göre Selçuklu Sultanı Keykubad oğlu Gıyâseddin II. Keyhusrev zamanında (1237-1246) onun emirlerin­den Ferruh (veya Ferah) b. Selçuk tara­fından yaptırılmıştır. İ. Hakkı Uzunçarşılı’nın okuyuşuna göre kitabede ayrıca kardeşi hazinedar Yûsuf un da adı var­dır. Kitabedeki “amere” kelimesini ta­mir anlamında kabul eden bazı yazarlar, Burmalı Minare Camii’nin Ferruh Bey tarafından tamir ettirildiğini sanmışlar­dır. Halbuki bu kelime yeni yapılan, imar edilen her türlü eser için kullanılır. V. Cuinefnin, bu caminin esasının Komnenos sülâlesi devrine ait bir Bizans kili­sesi olduğunu yazdığına dair Hüseyin Hüsâmeddin Bey’in verdiği bilgi yanlış­tır. Adı geçen yazarın eserinde Burmalı Minare Camii’ne hiçbir atıfta bulunul­madan sadece Amasya’da Komnenos sü­lâlesi devrine ait bir kilise kalıntısının bahsi geçer.

Hüseyin Hüsâmeddin Bey’in bildirdi­ğine göre Ferruh Bey’in damadı İzzeddin Mehmed Pervane Bey 699’da (1299-1300) bir vakfiye tanzim ettirmiştir. Yi­ne onun bildirdiğine göre mütevelliik daha sonra Müeyyedzâdeler’e geçmiş ve cami 999’da (1590-91) zelzeleden zarar görmüş. 1011’de (1602-1603) yanmış, ancak mütevelli Müeyyedzâde Pîrî Çele­bi mabedi ihya ettirerek bir ahşap mi­nare yaptırmıştır. Cami 1143’te (1730-31) tekrar yandığında da Hacı Ahmed Efendi tarafından yeniden tamir ettiri­lerek taştan bir minare yaptırılmıştır. Bu tamirden az sonra 1147’de (1734-35) Hıfzızâde Hacı Osman Faik Efendi camiye bitişik türbenin üst katını kü­tüphane haline getirmiş, fakat sonrala­rı buradaki kitaplar dağılmıştır. Evliya Çelebi 1646’ya doğru Amasya’yı ziyaret ettiğinde gördüğü ahşap çatılı, minare­si de ahşap, “hücre içindeki tabutların­da bittamam endamlanyla duran birçok kadidler”  olan   Mahkeme  Camii’nden bahseder. Bunun Burmalı Minare Camii olduğu ileri sürülmektedir. Ancak bu teş­his yeteri kadar inandırıcı değildir.

Burmalı Minare Camii uzun süre terkedilerek harap olmaya bırakılmış, 1930’lu yıllarda da Ziraat Bankası’nın tarım aletleri ambarı olarak kullanılmıştır. 1962’de esaslı surette tamir edildiği gi­bi minaresi tamamlanmış, ihya edilerek ibadete açılmıştır. 1974’te ise kub­beleri bakırla kaplanmıştır.

Burmalı Minare Camii, kıble istikame­tinde uzanan dikdörtgen bir esasa gö­re yapılan erken devir eserlerindendir. Orta eksen üzerinde peş peşe sıralanan kiremit örtülü üç kubbeye sahiptir. Ör­me payelere oturan kemerlerle ayrılan bu bölmeler dışında üç taraftan daha dar mekânlar ortadaki nefı çerçeveler. Giriş cephesinin daha itinalı bir işçilikle kesme taştan yapılmasına karşılık diğer cepheler moloz taşlardan örülmüştür. Burmalı Minare Camii plan bakımından, Amasya’daki Torumtay Camii ile Divriği Ulucamii gibi eserlerde uygulanan plan tipinin daha küçük ve sade bir örneği­dir. Girişin bulunduğu duvarda açılan bir kapı bitişik türbenin üst katına ge­çit verdiği gibi buradan bir merdivenle de girişin hemen içindeki bölümün üs­tündeki mahfile çıkılır.

Burmalı Minare Camii’nde önemli bir mimari süsleme yoktur. Yalnız evvelce ahşap bir sundurma ile korunduğu ki­riş deliklerinden anlaşılan giriş cephe­sinde taş kapının sivri kemeri kabartma-oyma bir süsleme ile çerçevelenmiştir. Girişin iki yanında birer mihrap biçimin­de niş ve köşelerde 3/4 kalınlığında sü-tuncuklar vardır. Kapı açıklığı ise yay ke­merlidir. Ayrıca mihrapta lâcivert çiniler­den bir çerçeve görülür. Bunun tepesin­de dikdörtgen bir çerçeve içinde “amel-i Muhammed b. Mahmûd el-Errânî” ya­zısı okunmuştur. Ancak Gabriel’in kana­atine göre bu şahsın caminin mimarı mı, sadece mihrabın yapıcısı mı, yoksa çini­leri yapan usta mı olduğu anlaşılama­mıştır.

Caminin giriş cephesinin sağ tarafın­da ayrı olarak yapılmış olan minarenin, Hüseyin Hüsâmeddin Bey’in verdiği bil­gilerin ışığında, 1143 yılında (1730-31) Hacı Ahmed Efendi tarafından yaptırıl­dığı kabul edilmektedir. Ancak Orta As­ya Türk minare geleneklerinin devamı olan gövdesi burmalı böyle bir minare­nin, Osmanlı sanatına Batı tesirlerinin sızmaya başladığı geç bir dönemde ya­pılmış olabileceğine inanmak zordur. İyi bir tarihçi olmakla beraber hiçbir hu­susta kaynak göstermeyen Hüsâmed­din Bey’in bu cami ite Evliya Çelebi’nin Mahkeme Camii’ni aynı bina olarak ka­bul etmesi yanlışlığa sebep olmuş ola­bilir. Bizim kanaatimize göre Burmalı Minare Camii’nin minaresi XVIII. yüzyı­lın değil, devrinin veya erken Osmanlı döneminin yapısıdır.

Minare eski Selçuklu kümbetlerinde olduğu gibi köşeleri üçgen pahlı, kesme taştan bir kürsü üzerinde yükselir. Pa­buç kısmında uçları aşağıya dönük sivri kabartmalar halinde başlayan yanm yu­varlak çubuklar ve aralarındaki yivler, bü­tün gövdede helezonlu biçimde büküle­rek şerefe çıkmasına kadar yükselir. Şe­refe ve korkuluğu sadedir. Petek kısmı da daha ince çubuklu ve burmalıdır. Son­raları yıkılan bu petek kısmı son tamir­de tamamlanmış, üstüne de kurşun kap­lı ahşap külah konulmuştur. Bu mina­renin en yakın benzerleri Filibe’de Muradiye, Afyonkarahisar’da Gedik Ahmed Paşa, Adana’nın Bahçe ilçesinde Ağca Bey camileriyle İstanbul Şehzadebaşı’n-da Burmalı Mescid’in minareleridir.