Bozdoğan Kemeri Tarihçesi, Mimari, Özellikleri, Hakkında Bilgi

0
38

Bozdoğan Kemeri, İstanbul’da Geç Roma-Erken Bizans dönemine ait su kemeri.

Bozdoğan Kemeri, şehrin üçüncü ve dördüncü tepeleri olan Fatih ile Beyazıt arasındaki çukur sahada uzanıyor ve dı­şarıdan gelen suyun Beyazıt’taki başhavuza akmasını sağlıyordu. İlk yapılışı hak­kındaki bilgiler kesin değildir. Roma İm­paratoru Hadrianus zamanında 123 yı­lına doğru İstanbul’da birtakım su te­sislerinin yapıldığı bilinmekte, fakat Boz­doğan Kemeri’nin bunlarla ne derecede ilgili olduğu açık şekilde anlaşılmamak­tadır. I. Constantinos tarafından şehir 300’de yeniden kurulduktan sonra te­sisler de yenilenmiştir. Genellikle keme­rin Valens (364-378] tarafından yaptırıl­dığı kabul edilir ve bu sebeple “Valens su kemeri” adıyla da anılır. Belki Hadria­nus tesislerinden de faydalanılarak 368-378 yıllan arasında doğu tarafındaki ucu­na, şimdiki İstanbul Üniversitesi merkez binası bahçesinin olduğu yerde, praefec-tus (belediye başkanı) Clearchus tarafın­dan “Nymphaeum majus” veya “Mymphaeum maximum” olarak adlandırılan büyük bir başhavuz ve çeşme binası yap­tırılmıştır, Bozdoğan Kemeri’nin yapımın­da, bir ayaklanma denemesinden dolayı cezalandırılan Khalkedon (Kadıköy) şeh­rinin surlarının yıktırılması suretiyle el­de edilen malzemeden faydalanıldığı yo­lundaki iddiayı destekleyen inandırıcı bir dayanak yoktur. Kemerin Hadrianus ve daha sonra I. Theodosius (378-395) ta­rafından yaptırılan şehir dışı su tesisle­rine bağlandığı muhakkak olmakla be­raber bu şebekenin genellikle sanıldığı gibi Belgrad orman bölgesinden değil batı tarafındaki sulardan beslendiği an­laşılmaktadır. Nitekim Trakya’da Erken Bizans dönemine ait irili ufaklı birçok su kemeri kalıntısı bugün hâlâ görüle­bildiği gibi Türk devrinde de kullanılan Ma’zul (Mazlum) Kemer’in de üzerindeki işaretlerden ve yapı tekniğinden bir Geç Roma – Erken Bizans eseri olduğu anla­şılmaktadır. Avarlar’ın 626’da tahrip et­tiği Valens su kemeri, surlardan içeri giremediklerine göre Bozdoğan Kemeri olmayıp şehrin dışındaki tesisler olma­lıdır ve böylece bunların bütününe VII. yüzyılda “Valens tesisleri” denildiği tah­min edilebilir. Bu su yolları ve herhalde kemer de 758’den sonra V. Konstanti-nos (741-775] tarafından çok sayıda işçi toplanarak tamir ettirilmiştir. Bozdoğan Kemeri Bizans devrinde başka tamirler görmekle beraber bunların ne derecede oldukları bilinmemekte, yalnız II. Basileios tarafından 1019’da yaptırılan bir bölüm tanınmaktadır. Bizans’a batıdan gelen kuşatmalar sırasında şehrin dış şebekesi tahrip edildiğine göre Bozdo­ğan Kemeri’nin aralıklı olarak çalıştığı­na ihtimal verilebilir. Bizans’ın son yılla­rında kemerin etrafındaki bağ ve bahçelerin sulanmasına yardımcı olduğu, 1403’te İstanbul’dan geçen İspanyol el­çisi Ruy Gonzales de Clavijo’nun seyahat­namesinden öğrenilmektedir.

Fetihten sonra şehrin su sıkıntısı için­de olduğunu gören Fâtih Sultan Mehmed’in acele bir su şebekesi ihya ettir­diği ve bu arada Bozdoğan Kemeri’nin de devreye girdiği anlaşılmaktadır. Fâ­tih vakfiyelerinde sadece Kemer adı ile belirtilen eserin bugünkü adını ne za­man ve ne münasebetle aldığı henüz ay-dınlatılamamıştır. Bazı kaynaklarda gö­rülen ve Bozdoğan adının bir çeşit do­ğan kuşundan yahut bu adı taşıyan ar­mut veya ona benzer gürzden gelmiş olduğu yolundaki görüşler, bu su keme­riyle aralarında ilgi kurulamadığından inandırıcı sayılmazlar. II. Bayezid (1481-1512) ve Kanunî Sultan Süleyman (1520-1566) zamanlarında yapılan su tesisle­rinde de Bozdoğan Kemeri üzerinden yeni su yolları (Halkalı suyu) geçirilmiştir. Kemerin Şehzade Camii yakınındaki kıs­mının, öteden beri sanıldığı gibi cami­nin Haliç tarafından görünümünü ka­pattığı için yıktırılmadığı artık anlaşıl­mıştır. Bu kısmın büyük bir depremde, muhtemelen “kıyâmet-İ suğrâ” denilen 1509 yılı depreminde yıkıldığı 1607 ta­rihli bir su yolu haritasından öğrenilmek­tedir. Bu haritaya dayanarak kemerin Türk devrinde aldığı Bozdoğan adının bu yıkılma ile İlgili olduğu ve haritada gö­rülen Bozulgan Kemer adının zamanla Bozdoğan Kemeri şekline dönüştüğü ile­ri sürülmektedir. Bu yıkılma sonunda Şehzadebaşı-Vefa bölgesinde bir süre su toplandığından bir gölcük meydana gelmiş ve buna “büyük batak” denilmiş­tir. İlk Kırkçeşme sularının şehre geti­rilmesine yardımcı olan kemer Süley-maniye su yolu yapıldığında (964/1556-57) bu şebekeye hizmet etmiş ve bilhas­sa Sarây-ı Âmire’nin suyunun nakline ya­ramıştır.

Bozdoğan Kemeri’nin doğu bölümü Sultan II. Mustafa tarafından 1109’da (1697-98) tamir ettirilmiş ve bu müna­sebetle, tarih beyti, “Şâd-âb kılıp âlemi izzile Sultan Mustafâ / Bâlâ-yı tâk-ı ser-bülend mâü’l-hayâta nâvedan” olan beş satırlık bir kitabe kuzey cephesinde 45. payenin yüzüne konulmuştur. Bundan sonra da zaman zaman ufak tamirle­rin yapıldığı bilinmektedir. 23 Ağustos 1908’de İstanbul’un bu bölgesini mah­veden büyük yangının sabahında çevre­deki bütün cami ve mescidler yandığın­dan ezanın kemerin üstünden okunduğu o günleri yaşayanlar tarafından söy­lenmektedir. II. Dünya Savaşı’ndan önce­ki yıllarda İstanbul’un nâzım planını ha­zırlayan H. Prost, şehri Galata – Beyoğ-lu’na bağlayan ana caddenin (Atatürk Bul­varı). Bozdoğan Kemeri’nin heybetini be­lirtecek şekilde onun altından geçirilme­sine özen göstermiştir.

Bugünkü haliyle Bozdoğan Kemeri ta­mam olmayıp her iki ucundan ve doğu­daki bölümünün içinden bazı parçaları eksiktir. Fatih tarafındaki ucundan 50 metrelik bir parçasının yakın tarihlerde eksildiği bilinmektedir. Kemerin bugün mevcut olan parçalarının Fatih tarafın­dan itibaren 1’den 40’a ve 46’dan 51 “e kadar olan gözleri Roma devri yapısıdır: 52-56. gözler Kanunî Sultan Süleyman. 41-45. gözler ise II. Mustafa devirlerin­de tamir ettirilmişlerdir. Şehzade Camii ile Delikanlı sokağı arasındaki parçasın­dan ise toprak üstünde hiçbir iz kalma­mıştır. En üst kenarı deniz seviyesinden 61 m. yüksekte olan kemerin, 1-17. göz­leri tek sıra, 18-73. gözleri ise çift sıra halindedir; diğer uçta gözlerin yine tek sıraya indikleri görülür. Kemerin geniş­liği Fatih tarafı ucunda 3,40 m. ile baş­lamakta, gözlerin çift kat olduğu yerde 5,65 metreyi bulmakta ve doğu ucuna yaklaşırken 4,30 metreye inmektedir. Aslında su kemerin üstünden açık bir kanal içinde geçirilmekte iken sonraları künkler döşenmiş, daha sonra da demir borular konulmuştur. Bu borulardan ge­len su yakın tarihlere kadar Süleymaniye Camii’ne ve Beyazıt’tan itibaren yer altı kanalı ile Ayasofya taksimine ve ora­dan da Topkapı Sarayı’na gidiyordu. Ke­merin zeminden şimdiki yüksekliği bazı kısımlarda 28-29 metreyi bulmaktadır. Uzunluğu ise Fatih’ten Şehzade Camii’ne kadar olan parçası 592,40 m., Beyazıt tarafındaki parçası 199,28 m. olduğuna göre, bu uzunluğa aradaki eksik kısım ve batı ucunda yıkılan parça da eklendi­ğinde 971 metreyi bulmaktadır; şüphe­siz ilk yapıldığında her iki ucunda da bi­raz daha ileri uzanıyor olmalıydı.

Muntazam kesme taşlarla inşa edilen Bozdoğan Kemeri’nin orijinal teknik özel­likleri, en iyi durumda kalabilmiş olan 25. gözde görülmektedir: bazı kısımlar­da ise tuğladan yapılmış yamalar dik­kati çeker. 1988’de belediye tara­fından büyük bir onarım faaliyetine giri­şilerek Atatürk Bulvarı üzerinde uzanan en göze çarpıcı kısmında cephelerinin temizlenip takviye edilmesine çalışılmış, bu arada zeminde yapılan kazılarla da temel taşlan meydana çıkarılmıştır. Yan­gınlardan ve tabiat tesirlerinden zarar görmemiş olan alt kısımlarda taşların çok düzenli bir biçimde kesilmiş ve bağ­lanmış olduğu görülmektedir.

İstanbul’un en eski eserlerinden biri olan Bozdoğan Kemeri, Geç Roma ve Bi­zans devirlerinde şehrin su ihtiyacının karşılanmasına yardım etmiş ve bütün Osmanlı devri boyunca da Türk su şe­bekesinin bir parçası olarak bu hizmeti­ni sürdürmüştür; bunun için de devam­lı bakım görmüştür.

Diyanet İslam Ansiklopedisi