Biset/Bi’set Nedir, Ne Demek, Anlamı, Hakkında Bilgi

0
124

Bi’set, Genel olarak peygamberlikle görevlendirme, özel olarak da Hz. Muhammed’in peygamberlikle görevlendirilmesi anlamına gelen bir terim.            .

“Göndermek, yöneltmek; yaratmak” gi­bi mânalara gelen bi’set Kur’an’da “pey­gamberlikle görevlendirmek”(Bakara 2/129, 213), “ilham etmek”(Mâide 5/ 31), “ölüleri diriltmek”(Bakara 2/56, 259), “uykudan uyandırmak”(En’âm 6/60; el-Kehf 18/12), “musallat kılmak”(İsrâ 17/5) gibi değişik anlamlarda kul­lanılmıştır. Kelâm terimi olarak Allah’ın, kullarından dilediğini nübüvvet ve risâletle görevlendirmesi demektir. Kur’ân-ı Kerîm’de daha çok resulün bi’setinden bahsedildiği için olacak ki Ebü’l-Bekâ bi’setin ne­bilere değil resullere mahsus olduğu­nu belirtir. Ancak ba­zı âyetlerde nebilerin de bi’setinden söz edilmesi, bu terimin resulün yanında nebîye de şâmil olduğunu gösterir. Kur’an’a göre bi’set ilk insan cemiyetinin ortaya çık­masıyla başlamıştır. Allah başlangıçta tek bir ümmet olan insanlara, tarihin en eski dönemlerinden itibaren müjdeleyeci ve uyarıcı nebîler göndermiş, an­laşmazlıkları gidermek maksadıyla veri­lecek hükümlere esas teşkil etmesi için peygamberlerle birlikte kitap indirmiş(Bakara 2/213); insanların kendisine kulluk etmeleri ve azgın şeytandan (tâgöt) uzak durmaları konularında onlara yardımcı olmak, böylece âhirette bir ba­hane (hüccet) ileri sürmelerini önlemek için(Nisâ 4/165) her ümmete resul göndermiş(Nahl 16/36), peygamber gönderilmeyen insanlara azap edilme­yeceğini açıklamıştır(İsrâ 17/15).

Kur’ân-ı Kerîm’de adı geçen peygam­berlerden sadece Hz. Musa’nın bi’setine dair ayrıntılı bilgi verilir. Bir gece ailesiy­le birlikte Medyen’den Mısır’a gitmekte olan Mûsâ mukaddes Tuvâ vadisine ge­lince Tür dağı tarafında bir ateş görür ve ailesini bırakıp ateşe doğru ilerler. Mukaddes yerdeki vadinin sağ yanında bulunan ağaç yönünden duyduğu. “Ey Mûsâ! Şüphesiz ki ben senin rabbinim. Papuçlarını çıkar; çünkü mukaddes bir vadidesin. Ben seni seçtim. Şimdi -sana-vahyedilene kulak ver” sözleriyle başla­yan ilâhî hitapla peygamber olarak gö­revlendirildiği kendisine bildirilir(Tâhâ 20/11-24).

İnsanlara Allah’ın âyetlerini okuyan, “kitap” ve “hikmet”! öğreten, onları kö­tülükten arıtan bir peygamber olarak gönderilen(Âl-i İmrân 3/164; el-Cum’a 62/2) Hz. Muhammed’in bi’setinin nasıl başladığı konusunda Kur’an’da ayrıntılı bilgi yoktur. Hadislerde ise bi’setin sa­dık rüyalarla başladığı anlatılır. Nübüv­vetin ilk müjdeleri kabul edilen ve altı ay süren bu rüyalar süresince Hz. Peygam­ber yalnız kalmak istiyor ve Mekke’nin kuzeydoğusundaki Hira dağında bir ma­ğaraya çekilip tefekküre dalıyordu. Hira’ya son gelişinde “kulluk yapmak” (taab-büd) mânasına gelen tahannüs ile meşgul olduğu naklediiirse de bu ta-abbüdün ne şekilde olduğu hakkında bilgi verilmez. Tahannüsün “putlara tap­maktan uzak durmak ve Hz. İbrahim’in dinine yönelmek” anlamındaki tahannüf karşılığında kullanıldığını kabul edenler de vardır. Hz. Peygamber’e nü­büvvetin gelişinden sonra da bir Hanîf olarak İbrahim’in dinine uyma emrinin verilmesi (Bakara 2/135) bu görüşün doğruluğunu destekler mahiyettedir. An­cak o dönemin Arabistan’ında Hz. İbra­him’in dinine dair doğru bilgiye sahip kimselerin bulunmadığı ve Hz. Muham­med’in peygamberlikten önce “kitap ve imanın ne olduğunu bilmediği”(Şûrâ 42/52) dikkate alınacak olursa, onun sadece putlara tapmaktan uzak durdu­ğunu ve Hira’da günlerini tefekkürle ge­çirdiğini söylemek mümkün olur. Hira’da bulunduğu son gecede sabaha karşı ken­disine melek gelmiş ve ona “oku!” de­miştir(Alak 96/1-5). Böylece ilk vahyi alan Hz. Muhammed’in bi’seti kırk yaş­larında bulunduğu sırada gerçekleşmiş ve yirmi üç yıl devam etmiştir. Bazı âlimler onun bi’se-tini üç devreye ayırır:

1- Ferdî ve gizli davet

2- Yakın akrabasından başlamak üze­re yaptığı açık davet.

3- Medine’de baş­layan ve bütün milletleri kapsayan davet. Bi’set, Hz. Peygamber’in hayatını bi’set-ten Önce bi’setten sonra olmak üzere iki devreye ayırmak için bir esas teşkil etmiştir.

Bi’set Allah’ın fiillerinden biridir. Mu’tezile ve Şîa, kul hakkında en hayırlı ola­nı (aslan) yaratmanın Allah’a vacip oldu­ğu şeklindeki genel prensiplerinden ha­reketle peygamber göndermenin de O’na vacip sayılması gerektiğini, bunun ay­nı zamanda ilâhî bir lütuf olduğunu sa­vunmuşlardır. Eş’arî ve Mâtürîdîler’e göre ise bi’set va­cip değil mümkin* olup Allah’ın hür ira­desinin ve hikmetinin bir sonucudur.

Diyanet İslam Ansiklopedisi