Begteginliler Kimlerdir, Tarihi, Özellikleri, Hakkında Bilgi

43

Begteginliler, 1144-1232 yılları arasında merkezi Erbil olmak üzere Şehrizor, Hakkâri, Tikrît, Sincar, Harran, Urfa ve civarında hüküm süren bir Türk beyliği.

Hanedan adını kurucusu Zeynüddin Ali Küçük’ün babası Begtegin’den alır. Ay­rıca merkezlerinden dolayı Erbil Atabeg-liği de denilmektedir. Kaynaklarda Beg-tegin’e dair Türk asıllı olmasından baş­ka bilgi yoktur. Beyliğin kurucusu Zey­nüddin Ali Küçük hakkındaki bilgiler de ancak onun Musul Atabeği İmâdüddin Zengî’nin hizmetine girmesinden sonra artmaktadır. Atabeg Zengî 1144’te Urfa’yı Haçlılar’ın elinden alınca buranın valiliğini Aii Küçük’e verdi ve emrinde yedi kumandan ile kuvvetli bir garnizon bırakarak Urfa’yı imar etmesini, bir hastahane yaptırmasını, halka adaletli dav­ranmasını istedi. Fakat Zeynüddin Ali Kü­çük’ün Urfa valiliği uzun sürmedi. Ata­beg İmâdüddin Zengî’nin Bire (Birecik) Kalesi’ni kuşattığı sırada yanında bulu­nan meliklerden Sultan Mahmud’un oğ­lu Ferruhşah isyan ederek Musul naibi Nasîrüddin Çakır’ı öldürünce Zengî Ali Küçük’e haber yollayıp Musul’daki isya­nı bastırmasını emretti. Böylece Musul’a gelen Ali Küçük isyanı bastırdı ve âsileri cezalandırdı (1145). Atabeg İmâdüddin Zengî ertesi yıl Ali Küçük’ü Fenek Kalesi’nin fethiyle görevlendirdi. Kendisi ise ana kuvvetlerinin başında Ukaylîler’den Ali b. Sâlim’in elinde bulunan Câber Ka­lesi’ni kuşattı. Kuşatmanın devam etti­ği bir sırada Atabeg Zengî kendi hizmet­kârları tarafından öldürüldü. Atabeğin ölüm haberini alan Ali Küçük Fenek ku­şatmasını terkedip Musul’a geldi ve İmâ­düddin Zengî’nin büyük oğlu Seyfeddin Gazi’ye haber göndererek Musul’a gelme­sini bildirdi. Irak Selçuklu Sultanı Mes’ûd b. Muhammed Tapar’a babası tarafın­dan rehin olarak gönderilmiş olan Sey­feddin Gazi bir fırsatını bularak Musul’a geldi ve şehre hâkim oldu. Hizmetinden memnun kaldığı Ali Küçük’ü de Musul nâibliğine tayin etti.

Seyfeddin Gazi 1149’da öldü ve yerine kardeşi Kutbüddin Mevdûd geç­ti. Mevdûd’a muhalif olan bazı emîrler, Suriye’ye hâkim olan kardeşi Nûreddin Zengî’yi Musul’a davet ettiler. Nûreddin Zengî’nin bu davet üzerine Sincar’ı zap­tetmesi iki kardeş arasında gerginliğe sebep oldu. Mevdûd, yanında Ali Küçük olduğu halde Sincar’a doğru harekete geçtiyse de yeterli gücü olmadığı için Sincar’ı kardeşine terketmek zorunda kal­dı ve ancak Musul’da hâkimiyetini ko­ruyabildi.

Irak Selçuklu Sultanı Mes’ûd b. Mu­hammed Tapar’ın ölümünden sonra or­taya çıkan saltanat mücadelelerine katılan Ali Küçük Süleyman Şah’a karşı Muhammed’i destekledi. Hatta Süleyman Şah’ı yakalayarak Musul’da hapsetti. Muhammed’in sultanlığını tasdik etmeyen halifeye karşı da Sultan Muhammed’le birlikte başarısızlıkla sonuçlanan Bağdat kuşatmasına katıldı.

Sultan Muhammed’in 1160’da ölü­mü üzerine Süleyman Şah’ı serbest bıra­kan Ali Küçük ayrıca onun saltanatı el­de etmesine de yardımcı oldu. Süleyman Sah’ın sultanlığı uzun sürmedi. 1161’de tahttan indirildi ve Öldürüldü.

Suriye’nin en kuvvetli Türk hâkimi olan Nûreddin Mahmûd b. Zengî ile Harran emîri olan kardeşi Nusretüddin Mîrimî-ran’in arası açıldı. Harran’a doğru hare­kete geçen Nûreddin Mahmûd’u, Musul Hükümdarı Mevdûd’un tasdikiyle Ali Kü­çük destekledi. Bu sayede kuvvetlenen ve kardeşinin elinden Harran’ı alan Nû­reddin Mahmûd burayı Ali Küçük’e iktâ* etti. Harran seferinden sonra Nûreddin Mahmûd 1163’de Haçlılar’in elinde bulunan Harim üzerine yürüdü. Bu se­fere Artuklular’dan Necmeddin Alpı ve Fahreddin Karaarslan’ın yanı sıra Musul Hükümdarı Mevdûd ile Ali Küçük de ka­tıldı. Sefer sonunda Harim Haçlilar’dan alındı. Nûreddin Mahmûd 1165’de Haçlılar üzerine yeniden yürüdü. Ali Kü­çük’ün Musul kuvvetleri başında katıl­dığı bu sefer sonunda Arka ve Bâniyâs gibi bazı yerler geri alındı.

Ali Küçük ömrünün son yıllarında yaş­lılığı ve hastalığı sebebiyle iktâ bölgele­rinden Tikrît, Hakkâri ve Sincar’ı Musul Hükümdarı Mevdûd’a bıraktı ve Musul nâibliğinden çekilerek Erbil’e gitti; çok geçmeden de öldü ve Musul’­da Eskicami yakınında kendisinin yap­tırdığı türbeye gömüldü. Cesur, âdil, cö­mert ve güze! ahlâklı bir beydi. Meşhur şair Haysa Beysa bir kasidesinde onu övmüştür. Ali Küçük ölümünden önce Mücâhidüddin Kaymaz ez-Zeynî’yi Erbil nâibliğine getirmiş, ayrıca onu iki oğlu Kökböri ile Zeynüddin Yûsuf’un atebeg-liğine tayin etmişti. Ali Küçük’ün ölümüy­le yerine Kökböri geçti. Ancak Atabeg Kaymaz Kökböri’nin idarecilikte yetersiz olduğunu ileri sürerek halifeden onun yerine Yûsuf’un tayin edilmesini istedi. Halifenin bu hususu tasdik etmesiyle Yûsuf Erbil hâkimi oldu. Kökböri ise bir süre hapsedildikten sonra serbest bıra­kıldı. Bağdat’a giden Kökböri istediği desteği burada bulamayınca Musul hâ­kimi II. Seyfeddin Gazi b. Mevdûd’un hiz­metine girdi. II. Seyfeddin Gazi amcası Nûreddin Mahmud’un 1174’te ölme­si üzerine daha önce Musul’a bağlı olan el-Cezîre’deki toprakları geri aldı ve çık­tığı seferde yardımını gördüğü Kökböri’ye Harran’ı iktâ etti.

Nûreddin Mahmud’un ölümü üzerine yerine geçen küçük yaştaki oğlu el-Me-likü’s-Sâlih İsmail’e karşı isyan edip ba­ğımsızlığını ilân eden Selâhaddîn-i Ey-yûbî. başta Dımaşk olmak üzere bütün güney Suriye’yi ele geçirdi. Selâhaddin ayrıca el-Cezîre’deki meselelere de ka­rışmaya başladı. Onun bu müdahaleleri üzerine II. Seyfeddin Gazi harekete geç­ti; ancak yanında Kökböri olduğu halde 1175 yılında yapılan savaşta Selâhaddin’e mağlûp oldu. II. Seyfeddin Gazi’nin 1180 yılında ölmesinden bir süre sonra Kök­böri, gittikçe kuvvetlendiğini gördüğü Seiâhaddin’in tarafına geçti ve onunla birlikte Musul Atebegliği ile Artukoğul-lan’na ait bazı yerleri zaptettikten son­ra Urfa kuşatmasına katıldı. Urfa’yi ele geçiren Selâhaddin Harran’ın yanı sıra bu şehri de Kökböri’ye iktâ etti.

Selâhaddin’in hâkimiyet sahasını Mu­sul Atabegliği aleyhine genişletmesi, Mu­sul Valisi Mücâhidüddin Kaymaz’ın be­ceriksizlikle suçlanmasına, hatta bir ara tevkif edilmesine sebep oldu. Kaymaz görevine iade edildikten sonra Erbil’de asayişi temin etti ve yanındaki kuvvet­lerle Musul Atabegliği kuvvetlerini ye­nerek Erbil’i bağımsız hale getirdi. Bu gelişmeler Seiâhaddin’in dikkatini çek­tiği gibi ayrıca KÖkböri’nin teşvikleri onu Musul üzerine bir sefere çıkmaya zorla­dı. 1185 Nisanında Halep’ten hareket eden Selâhaddin’i Bire’de karşı­layan Kökböri, vaad etmiş olduğu 50.000 dinarı vermeyince Selâhaddin tarafından hapsedildi. Ancak halkın tepkisinden çe­kinen Selâhaddin onu bir süre sonra ser­best bıraktığı gibi Harran’ı da kendisine verdi. Selâhaddin yoluna devam ederek Musul’a geldi. Şehri bir süre kuşattıysa da alamadı. Fakat Musul’u zaptetme ar­zusundan da vazgeçmedi. Durumu de­ğerlendiren ve yeterli kuvvete sahip ol­madıklarını bilen Musul Atabegliği dev­let adamları Harran’da bulunan Selâhad­din’e bir heyet yollayarak ona tâbi ol­mak istediklerini bildirdiler. Böylece Mu­sul’da Irak Selçuklu sultanı adına okunan hutbe Selâhaddin adına okunmaya baş­landı. el-Cezîre’yi tamamıyla hâkimiyeti altına alan Selâhaddin, yardımını gördü­ğü Kökböri’ye Urfa’yı yeniden iktâ etti ve onu kız kardeşi Râbia Hatun’la evlen­dirdi, Selâhaddin Haçlılar’a karşı da başarılı mücadeleler verdi. 1187’de Kerek kuşatması sırasında bütün Haçlı kuv­vetleri birleşerek 23.000 kişilik bir ordu ile Seiâhaddin’in üzerine yürüdüler. Eyyûbî ordusunun sol kanadi KÖkböri’nin, sağ kanadı Takiyyüddin Ömer’in kuman­dası altında idi. Bu kuvvetler Saffûriye’-de Haçlılar’; ağır bir hezimete uğrattı­lar. Kudüs Kralı Guy birçok kont ve şö­valye ile birlikte esir alındı. Bu kesin za­ferden sonra Taberiye, Akkâ, Nablus, Hayfa, Cübeyl, Beyrut, Remle ve Nasıra gibi yerler peş peşe müslümanların eli­ne geçti. Aynı yıl Kudüs’ün fethi İslâm âlemi için büyük bir sevinç kaynağı oldu.

Kudüs’ün fethi Doğu’ya yeni bir Haçlı seferinin yapılması sonucunu doğurdu. Bu üçüncü sefere Alman imparatoru, Fransa ve İngiltere kralları da katıldı. 26 Ağus­tos 1189 tarihinde Philippe Auguste ve Arslan Yürekli Rişar (Richard) kumanda­sındaki Haçlılar Akkâ’yı kuşattılar. Haçlı­lar’a karşı oluşturulan müdafaaya Mu­sul Atabegliği ve Artuklular’a ait askerî birliklerin yanı sıra Urfa ve Harran emîri Kökböri ile kardeşi Erbil Beyi Zeynüddin Yûsuf da katıldı. Fakat sonunda Haçlılar şehri zaptettiler (1191). Yûsuf Akkâ’da iken hastalanmış ve ölmüştü (1190). Onun ölüm haberi Erbil’de duyulunca halk Mu­sul’da bulunan Emîr Kaymaz’ı şehre da­vet etti. Kaymaz Selâhaddin’den çekin­diği için Erbil isine karışmak istemedi. Kökböri şehre gelerek Erbil’e hâkim oldu (1190). Selâhaddîn-i Eyyûbrnin 1193 yı­lında Ölümü üzerine Kökböri Eyyûbf dev­letine karşı bağımsızlığını ilân etti.

Kökböri zamanında Erbil Türk Beyliği’nin Eyyûbîler, Zengîler, bir ara da Azer­baycan Atabegliği ve son zamanlarda Hârizmşahlar ve Moğollar’la münasebeti oldu. Kökböri 1205 yılında Merâga hâki­mi Alâeddin Karasungur Ahmedîlî ile bir­likte Azerbaycan Atabeği Ebû Bekir Öz­bek’in ülkesini istilâ teşebbüsünde bu­lundu. Ancak Rey. Hemedan ve İsfahan gibi yerlere hâkim olan Aydoğmuş’un müdahalesiyle bu faaliyeti neticesiz kaldı.

Gerek Musul Atabegliği’nin gerekse Eyyübîler’in güç kazanmasını önlemek maksadıyla ittifaklar teşkil eden Kökbö­ri, I. el-Melikü’1-Âdii’in Sincar’ı ele geçir­mesine engel olmak için de 1210 yılın­da Anadolu Selçuklu Sultanı I. İzzeddin Keykâvus’a tâbi oldu. Neticede el-Melikü’l-Âdil halifenin de işe karışmasıyla Sincar’ı almaktan vazgeçti. Bu vesile ile Musul’a giden Kökböri, Râbia Hatun’dan doğan iki kızını Nûreddin Zengî Arslan-şah’ın oğulları ile evlendirdi. Erbil Bey­liği ile Musul Atabegliği arasındaki iyi münasebetler Kökböri’nin damadı olan İzzeddin Mes’ûd zamanında da devam etti. İzzeddin Mes’ûd’un ölümünden son­ra diğer damadı İmâdüddin Zengî’nin Musul atabeği olmasını isteyen Kökböri bu sebeple. II. Nûreddin Arslanşah b. İz­zeddin Mes’ûd’u atabeği sıfatıyla iş ba­şına getiren Bedreddin Lü’lü’ ile uzun zaman mücadele etti.

II. Nûreddin Arslanşah’ın ölümü üze­rine yerine Bedreddin Lü’lü’ün yardımı ile kardeşi Mahmud geçti. Mahmud’un çok küçük yaşta olmasından faydala­nan Kökböri ile damadı harekete geçe­rek Musul civarını yağmaladılar. Bu du­rumda Bedreddin. el-Melikü’l-Eşref Mûsâ’nın Nusaybin’deki ordusundan yar­dım istedi. Nusaybin’deki Eyyûbf ordu­sunun kumandanı Aybek bu yardım ta­lebi üzerine Musul’a geldi. Aybek aske­rinin az olmasına rağmen Bedreddin ile beraber Erbil üzerine yürüdü. İki ordu Zap Suyu kenarında Eylül 1219’da karşılaştı ve muharebe Musul ordusunun mağlubiyetiyle sonuçlandı. Gevaş Kalesi de İmâdüddin’in eline geçti.

Erbil 1220 yılında Moğol tehdidine mâ­ruz kaldı. Kökböri ortak düşmana karşı durabilmek maksadıyla Bedreddin Lü’lü’den yardım istedi. Halife Nâsır-Lidînillâh Bedreddin Lü’lü’e Kökböri ile iş birliği yapmasını tavsiye ederek Bağdat’tan bir miktar askerî yardım gönderdi. Bu kuv­vetler Kökböri’nin kumandası altında Dekûka’da toplandı. Ancak Moğollar’ın Hemedan’a dönmeleri üzerine kuvvetler üs­lerine çekildiler. Moğol tehlikesinden he­men sonra Hârizmşahlar Irak’ta görün­meye başladılar. Bu durumdan tedirgin olan halife, Emîr Kuştemir idaresinde 20.000 kişilik bir orduyu Celâİeddin Hârizmşah üzerine yolladı. Ayrıca Kökböri’den 10.000 kişilik bir kuvvetle hare­kâtı desteklemesini istedi. Emîr Kuşte­mir Kökböri’yi beklemeden Celâleddin ile savaşa girdi ve yenilerek Bağdat’a güçlükle kaçabildi. Bu hadiseden sonra Kökböri Celâleddin’in tabiiyetine girmek suretiyle onunla anlaştı ve Eyyûbîler’e karşı bir ittifak oluşturdu.

Kökböri ömrünün sonlarına doğru bir Moğol tehlikesi daha atlattı. Moğollar Celâleddin’i takip ederek Erbil civarına kadar ilerlediler ve bölgeyi yakıp yıktık­tan sonra Azerbaycan’a doğru çekildiler.

Kendisine halef olabilecek bir erkek ev­ladı olmayan Kökböri 29 Haziran 1232’de Erbil’de öldü. Halife Müstansır-Billâh Er­bin halifelik topraklarına katmak isti­yordu. Erbil halkı buna karşı bir süre di­rendi, ancak Bağdat’tan gönderilen Şerefeddin İkbal kumandasındaki kuvvet­lerle başa çıkamayıp şehri teslim etmek zorunda kaldılar. Böylece doksan yıl ka­dar Erbil ve çevresinde hüküm sürmüş olan bu Türk beyliği tarihe karışmış oldu.

Begteginliler devrinde Erbil önemli bir ilim, kültür ve medeniyet merkezi hali­ne geldi. Özellikle Türk – İslâm âleminin mümtaz şahsiyetlerinden biri olan Kök­böri zamanında tarihinin en mâmur ve en parlak dönemini yaşamıştır. Burada kurulan Rabaz, Kale ve Kökböri (Muzafferiyye) medreselerinde çok sayıda âlim, edip, şair ve devlet adamı yetişmiştir. Kökböri devrinde Erbil’de bir cami, bir medrese (Muzafferiyye Medresesi), iki ribât, ayrıca büyük bir misafirhane, bir hastahane, bir dul kadınlar evi, bir yetimler evi, körler ve sakatlar için dört darüla­ceze inşa edildi. Kökböri hayır sever bir insandı. Kimsesiz bebeklere sütanneleri tutar, fakirlere her gün yiyecek dağıtırdı. Her yıl hac seferleri tertipler, onlara mu­hafızlar verir, Haremeyn’deki muhtaçlara para dağıtırdı. Mekke’de de birçok hay­rat tesis etmişti. Arafat’a İlk olarak suyu Kökböri getirtmiştir. Onun ilim adamla­rına büyük değer verdiği, hankahları sık sık ziyaret edip misafir olan sûfî ve fakihlerin tartışmalarını dinlediği kaynak­larda belirtilmektedir. Kökböri Hz. Muhammed’in doğumunu muhteşem me­rasimler ve mevlid törenleriyle kutlayan ilk hükümdardır. Onun düzenlediği dinî törenler müslümanlarca ilgi ile takip edil­miş ve diğer İslâm ülkelerinde de tertip­lenmesi âdet haline gelmiştir.

Kökböri ölümünden önce kendisi için Mekke’de bir türbe de yaptırmıştı. An­cak hac mevsiminde onun naaşını Mek­ke’ye götürmek için yola çıkan kafile be­devilerin saldırısına uğradığından Kûfe’ye dönmek zorunda kaldı; Kökböri’nin naaşı burada Hz. Ali’nin türbesinin ya­kınına defnedildi.

Erbil merkez olmak üzere Hakkâri, Urfa, Harran gibi yerlerde bazan bağım­sız, bazan da Musul Atabegiiği, Eyyûbîler, Anadolu Selçukluları ve Hârizmşahlar gibi devletlere bağımlı olarak hüküm süren Begteginliler bölgenin sosyal ve etnik yapısı üzerinde çok tesirli oldular. Batıda kendilerine yurt arayan Türkmen­ler ile Moğollar’ın önünden kaçıp gelen­ler kendi soylarından olan Erbil beyleri­nin yanlarında toplandılar. Bölge halkı onların idaresi altında rahat ve huzur içinde yaşadı. Muzafferüddin Kökböri’nin ölümünden sonra Abbâsîler’in eline geçen beylik toprakları daha sonra Mo­ğollar tarafından istilâ edildi.

Diyanet İslam Ansiklopedisi

Önceki İçerikMuvakkithane Nedir Ne Demektir Anlamı Ne İşe Yararlar
Sonraki İçerikCebbar Nedir, Ne Demek, Esmaül Hüsna’dan Cebbar İsminin Anlamı