Azapkapı Camii Nerede, Tarihi, Mimari, Özellikleri, Hakkında Bilgi

Azapkapı Camii, İstanbul’da Unkapanı Köprüsü’nün Şişhane tarafındaki ayağı yanında XVI. yüzyıla ait cami.

Kapılarından birinin üstünde bulunan, ancak kırıldığı için 1941’de eski kalıbı­na göre Reîsülhattâtîn Kâmil Akdik ta­rafından yeniden yazılan manzum kita­besine göre 985 (1577-78) yılında Sad­razam Sokullu Mehmed Paşa tarafından yaptırılmıştır. Bu sebeple Sokullu Meh­med Paşa Camii adıyla da anılır. Mimarı Koca Sinan’dır. Cami fevkanî olarak ya­pıldığından altında gözler halinde geniş bir bodrum bulunmaktadır. Vaktiyle Ga­lata surlarının Tersane’ye komşu ucun­da ve sur duvarlarının hemen dış tara­fında deniz ile sur arasındaki dar kıyı üzerinde inşa edilen cami, buradaki ka­pıdan dolayı Azapkapı Camii adıyla ta­nınmıştır. Cenevizliler devrinde Porta di San Antonio olarak adlandırılan bu ka­pı, XVI. yüzyılda Tersane’nin Kasımpa­şa’ya gelmesiyle Tersane hizmetindeki Türk asıllı Bahriye azeblerinin (azebân-ı Tersane) kışlasının o çevrede olmasından dolayı Azapkapısı adını almıştır. Daha sonraları Yenikapı olarak adlandırılmış, XIX. yüzyılda köprü yapılmasından sonra da Köprükapısı olarak tanınmıştır. Her­halde köprü ile birlikte gayet süslü bi­çimde geçen yüzyılın Batı üslûbunda ye­niden yapılan ve bir zafer takını andı­ran bu kapı, Galata surları yıktırılıncaya kadar durmuştur.

Azapkapı Camii Galata ile İstanbul ara­sındaki bağlantı iskelesinin başında ya­pıldığından şehrin en hareketli ve kala­balık yerlerinden birinde bulunuyordu. 1222 (1807) yangınında zarar gören ve minaresi de kısmen yıkılan cami kürsü kısmından itibaren yeniden yapılmıştır. Balkan ve I. Dünya savaşlarından az ön­ceki yıllarda Azapkapı Camii’nin tami­rine başlanarak birçok kısımları sökül­müş, fakat peş peşe gelen felâketler yü­zünden çalışmalar durdurularak bu çok değerli sanat eseri uzun yıllar bir hara­be halinde kaderine terkedilmiştir. Ca­minin bir ara tamamen yıktırılıp temellerinin yeni yapılan Unkapanı Atatürk Köprüsü’ne destek olması bile düşünülmüş­tür. Ancak 1938’e doğru başlayan büyük çapta bir tamir ile cami ihya edilerek 1941 ‘de tekrar ibadete açılmış, 1955’te minare şerefesi yeniden yapılmıştır. 1941 tamirini belirten Latin harfli bir kitabe sol taraftaki girişin üstünde bulunmak­tadır.

Azapkapı Camii, Haliç kıyısında pek sağlam olmayan bir zemin üstünde ku­rulduğuna ve bugüne kadar önemli bir hareket göstermediğine göre büyük bir ihtimalle zemine çakılmış sağlam ve uzun kazıklarla emniyete alınmış olmalıdır. Kayıkların ve insanların yoğun bi­çimde toplandıkları bir yerde bulundu­ğundan alt katında tonozlu mahzenler yapılmış, böylece cami yükseltilmiştir. İki merdiven son cemaat yerine çıkışı sağlar. Bu kısım bir sıra pencere ile ay­dınlanan, üstü tek meyilli çatı ile Örtülü, dikdörtgen biçimli kapalı bir mekân ha­lindedir. Ancak son cemaat yerinin esas cephesinin Mimar Sinan’ın tasarısında ne biçimde olduğu bugün anlaşılmamak­tadır. Buranın aslında galeri biçiminde sütunlu ve açık olduğu da düşünülebi­lir. Cami harimi hemen hemen kare şek­linde olup yalnız mihrap kıble tarafında dışarı taşkın bir çıkıntının içindedir. Mi­mar Sinan burada Edirne Selimiye Camii’ndeki sistemi daha ufak ölçüde uy­gulamış, orta kubbeyi sekiz payenin taşı­dığı kemerler üzerine oturtmuştur. Kub­be baskısı dört tromp ve dört yarım kub­be ile karşılanır. Kubbeyi çevreleyen se­kizgen ile dış beden duvarları arasında küçük ana bölümler yer almıştır.

Azapkapı Camii otuz yıldan fazla ha­rabe halinde kaldığından zengin süsle­mesinin büyük kısmını kaybetmiştir. Ka­pıların mermer söveleri geçmeli renkli taşların kullanılması ile ahenkli yapıl­mıştır. Kapı ve pencere kanatları da gü­zel ahşap eserlerdir. Ajurlu olarak mer­merden işlenen minber, kapısı, yan kanatları ve külahı ile kendi cinsinin en gü­zel örneklerindendir. Çevre mekânlarının içindeki mahfiller ile mermer mihrap da aynı itinalı ve ahenkli işçiliğe sahiptir. Önceleri cami içinde çinilerin bulunduğu da bilinmektedir. Bunların çoğu çalındı­ğından, 1941 tamirinde yeni Kütahya çi­nileri konulduğu gibi kalem işi nakışlar da tamamen yeniden yapılmıştır. Kub­be yazısı son devir hattatlarından Ha­lim Efendi’nin eseridir. 1936’da bir kıs­mı hâlâ duran renkli alçı pencerelerin yerlerine de yenileri konulmuştur.

Azapkapı Camii’nin değişik bir özelli­ği de minaresinin yerleştirilişidir. Son cemaat yerinin kuzey tarafında yükse­len bir mekândan, sivri kemerli ve yük­sek bir köprüye oturan kapalı bir geçit­ten minare kürsüsüne geçilir. Sonradan yapılmış olması mümkün olmayan böy­le bir mimari çözüme niçin lüzum görül­düğü da anlaşılamamaktadır. Çünkü Ev­liya Çelebi de minareyi böyle gördüğü­ne göre en azından XVII. yüzyıl başların­da da bu kemer vardı. Zaten köprünün altındaki kısımda görülen yapı eleman­ları (kum saati, kemerin nisbet ve biçimi), bunun klasik devre ait olduğunu açık­ça göstermektedir. 1826’dan sonra, yal­nız pabuç kısmından itibaren minarenin gövdesi ve şerefesi XIX. yüzyıl zevkine göre, çok ince olarak ve şerefe çıkma­sı boğumlu biçimde yapılmıştır. 1955’te bu gövde yıktırılarak yine aynı incelikte fakat şerefe altı mukarnasl: (stalaktitli) olarak yeniden inşa edilmiştir. Böylece şerefe caminin mimarisine uydurulmuş, fakat gövde hatalı bir biçimde Sinan devrine göre ince kalmıştır. Azapkapı Camii minaresi altında eski bir de çeş­me vardır. Caminin tam arkasında, bel­ki onun evkafından olarak kagir iki dük­kân dizisi bulunuyordu. Bunlar 1985’te tamamen yıktırılmıştır. Bu cami evka­fından olan az ilerideki Yeşildirek Ha­mamı ise birçok değişikliğe rağmen gü­nümüzde hâlâ ayaktadır.

Diyanet İslam Ansiklopedisi