ATIYYETÜ’L-AVFÎ KİMDİR? HAYATI VE ESERLERİ

25

Atıyye b. Saîd, Tâbiîn’den Kûfe’li meşhur bir zâttır. Küfe ahâlîsi ara­sında Hazret-i Alî’nin şîasından sayılır. İbn-i Eş’as ile beraber hurûc etmiş, bilâhare ele geçirilerek Haccâc tarafından, Hazret-i Alî’ye sebbetmesi iste­nilmiş, bundan imtina etmesi üzerine kendisine dört yüz değnek vurulmuşr sakalı tıraş edilmiş, bir takrîb oradan Horasan’a çekilib gitmiş, İbn-i Hubeyre’nin valiliğine değin Irak’a avdet etmemiştir. Vefatı (111) târihine müsadif dir.

Mevki-i   İlmîsi:

Atıyeytü’1-Avfî, meşhur bir müfessirdir. Kendisinin tarîki İbn-i Abbâs’a müntehi olan tarîkların yedincisidir. Bu bir zaîf tarîkdır. Fakat vâhî değil­dir. Kendisinden İbn-i Cerîr ile İbn-i Hatim tefsir rivayet etmişlerdir. Kelbî’den telâkki ettiği tefsire âid ma’lûmâtı, diye nakleder, Bunun Kelbî’ye âid bir künye olduğunu bilmeyenler “Ebû Saîdi’l-Hudrî”den nakledildiğine zâhib olurlar. Binâenaleyh bu ta’bîr, telbisden hâlî değildir.

Atıyye, Ebû Hüreyre, İîbn-i Abbâs, İbn-i Ömer, Zeyd b. Erkam gibi Sahâbe-i Güzin’den ve Kelbî’den hadîs rivayet etmiştir. Kendisinden de hem oğulları Hasan, ile Ömer, hem de A’meş ile İbn-i Leylâ gibi bâzı zevat tefsîr ahz etmişlerdir.

İmâm-ı Ahmed Atıyye’yi zaîf saymıştır. Maahâzâ Zeyd b.Erkam’ın Müsned’inde Atıyye’nin rivayet ettiği hadîsleri de tahrîc etmiş bulunuyor. Atıyye,[36] âyet-i kerîmesi’nin sebeb-i nü­zulünü İbn-i Abbâs’dan şöyle rivayet etmiştir  :

Necrân’dan bir hey’et gelip Resûlu’llâh’ın huzuruna kabul olunmuş, ara­larında Seyyid ile Âkıb adında iki şahıs da var idi. “Neden bizim sahibimizi anıb duruyorsun?” dediler. Resûl-i Ekrem de : “Sahibiniz kim?” diye sordu. “Sahibimiz İsa’dır. Sen zu’m ediyorsun ki O, Allah’ın kuludur.” dediler. Resûlullâh : “Evet” deyince, “Sen hiç İsâ’nın mislini gördün mü veya işittin mi?” demeğe başladılar. Sonra da Huzûr-ı Nebevî’den çıktılar. Bunun üzerine Cibrîl-i Emîn nazil olub dedi ki: “Onlar gelince kendilerine şu âyeti oku:

Yâni, “Şüphe yok ki  İsa’nın Allah yanında meseli, Âdem’in  meseli gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra ana: Ol! dedi. O da hemen oluverdi.”

Görülüyor ki, Hazret-i Âdem’in hilkati daha garibdir. Hazret-i Âdem’in babasız, anasız olarak topraktan yaratılması, elbette yalnız babasız olarak bir valideden yaratılan Hazret-i İsâ’nın mümkinü’l-hilka bir insan olduğuna en kuvvetli bir burhandır. Artık, Hazret-i Âdem’in bu bedı’ hilkati, kendisi­nin ubûdiyyetine mâni’ olmayınca Hazret-i İsâ’nın hilkati hiç mâni’ olamaz.

Velhâsıl,  Atıyyetü’1-Kûfî tefsir  târîhi’nde  meşhur   zâttır. Rahmetu’llâhi aleyh.

Me’hazlar: Kitâbü’l-Menkul  fî   Esbâbi’n-Nüzûl, .İman,  Keşfü’z-Zünûn,[37]

KAYNAK: Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi