Ashabı Suffa Nedir, Ashabı Suffa Kimlerdir,

41

Mekke’den, Medine’ye hicreteden müslümanların çoğu, Medineli müslümanların evlerine yerleştiler. Lâkin bunların içlerinden bazıları müslüman kardeşlerine yük olmamak için ilk fırsatta misafir edildikleri evlerini terkettiler. Bir kısmı da bekâr oldukları için hayatlarını Kur’ân ve Peygamber yolunda birer hizmete bağlamak istiyorlardı. Mescid-i Nebi’de bu gayeyi taşıyanlar için özel bir suffa yapıldı. Suffa, binanın bitişiğinde güneşe karşı yapılan gölgelik demektir. Üstü kapalı, etrafı açıktı. Hz. Muhammed’den feyz alarak yetişmek isteyenler burada ikamet ettiler. Bu bakımdan onlara Suffa Sakinleri-Arkadaşları denildi.

Mescid-i Nebi’nin bir ilavesi olarak yapılan suffa, yavaş yavaş İslâm âleminin bir mektebi, İlim ve hikmet merkezi haline geldi. Burada, en ince akaid konuları ve meseleleri görüşülür; hukuk fikri verilir, cemiyet ve siyaset konuları ileri sürülür ve Kur’ân’ın’in tefsiri yapılırdı.

İlk suffa sakinlerini, çoğunlukla kimsesizlerdendii. Bunların başında Bilâl-i Habeşi, Suheyb-i Rumi. Ammar bin Yasir, Habbab bin Eret ve Enes bin Malik geliyordu.

Ashab-ı Suffa arasından Abdullah bin Mes’ud. Ubeyy bin Kaab, Bilâl-i Habeşi gibi en büyük Kur’ân öğretmenleri ve en büyük müfessirler; Ebu Hureyre ve Enes bin Malik gibi en büyük muhaddisler, müctehidler ve müftiler; Ammar bin Yasir gibi kumandanlar, Selman-ı Farisî gibi idareciler yetişmiştir. Bütün bunların bir kısmı vahy kâtibi, bir kısmı da mescidin ve Peygamberin hizmetkârı idiler, Günlerini ibadetle, Kur’ân okuyup ezberlemekle geçirirlerdi. Çoğunlukla gündüzleri oruç tutarlardı.

Ashab-ı Suffa Hz. Muhammed’in yanında vakitlerini geçirdiklerinden, O’nun tüm konuşmalarında hazır bulunurlar ve sözlerini ezberleyip diğer ashaba naklederlerdi. Bu bakımdan suffa sakinlerinin İslâm dinine hizmetleri pek büyüktür.

Suffa sakinlerinin aile derdi ve geçim endişeleri yoktu. Yemekleri, ya Hz. Muhammed’in sofrasından, veya ashabın evlerinden gelirdi. Çoğu zaman -Peygamber sadaka almadığından- bunlara devredilen sadakalar ve Hz. Muhammed’e gönderilen hediyeden ayrılan paylar, günlük nafakalarını temin ederdi. Buna rağmen bazen birkaç gün aç kaldıkları da olurdu. Fakat bunu, hiç kimseye söylemezlerdi. Onların hallerini ancak Hz. Muhammed bilir düşünürdü.

Ashab-ı Suffa’dan evlenen olursa, derhal suffadan ayrılırdı. Suffa Sakinlerinin yetişenleri, gerektikçe çeşitli bölgelere öğretmenlik görevlendirilirdi. İslâm âleminde her caminin yanında bir Darü’l-Kurrâ yapılması, buradan kaynaklanmaktadır.

Ashab-ı Suffa’nın sayısı, zaman geçtikçe çoğalmış ve kırk kişi kadar yükselmişti. Bunlar hakkında Bakara Sûresi’nin 273. Ayeti nazil olmuştur.