Ali Şir Nevaî kimdir? Hayatı ve eserleri

59

Ali Şir Nevaî kimdir? Hayatı ve eserleri hakkında bilgi: (1441 – 1501) Türk ozan. Yapıtlarıyla Çağatay Türkçesi’ni edebi bir dil durumuna getirmiştir. 9 Şubat 1441’de Herat’ta doğdu, 3 Ocak 1501’de aynı yerde öldü. Uygur Türklerinden Gıyaseddin Kiçkine Bahşi’nin oğludur. Ataları uzun yıllar Timurlular’a hizmette bulunmuşlardı. Ali Şir Nevaî, Mirza Baykara’nın torunu Hüseyin Baykara ile birlikte büyüdü. Her ikisi de, Şahruh’un 1447’de ölümünden sonra Horasan’a egemen olan EbuTKasım Babür tarafından korundular. 1459’da başa geçen Ebu Said’e de hizmet eden Ali Şir Nevaî daha sonra öğrenimini tamamlamak için Semerkant’a gitti. Hüseyin Bayka­ra’nın 1469’da tahta çıkmasına değin burada kaldı. Bu sırada birçok ozan ve düşünürle tanıştı. 14 Nisan 1469’da Hüseyin Baykara’nın çağrılısı olarak Herat’a gitti ve törenle karşılandı. Hemen ardından Hüseyin Baykara’nın mühürdarlığına atandı ve onun en güven­diği adamlarından biri oldu.

1470’te Herat’ta çıkan bir kargaşa üzerine Hüse­yin Baykara kenti bırakıp çekilmek durumunda kalmıştı. Bunu fırsat bilen Şahruh’un oğullarından Yadigâr Mehmed, Akkoyunlu Uzun Hasan’ın yolladığı güçle Herat’a girdi. Bir süre sonra Hüseyin Baykara da ordusu ile Herat önlerine geldi. Çatışma sonunda Hüseyin Baykara Herat’ı geri aldı. Ali Şir Nevaî de divan beyliğine atandı.

Ali Şir Nevaî, büyük dostu Câmi’nin irşadı ile 1476’da Nakşibendî tarikatına girdi. Ali Şir Nevaî’nin gerçek anlamda edebi çalışmaları bu tarihten sonra başladı. Bu arada devlet yönetimindeki yolsuzluklar gittikçe artmakta, sultan olaylar karşısında ilgisiz davranmaktaydı. Ali Şir Nevaî’nin tüm uyarıları etkisiz kalıyordu. 1487’de 15 ay süre ile Esterâbad’a vali olarak gönderilip başkentten uzaklaştırıldı. Ama bu gözden düşme uzun sürmedi. Ali Şir Nevaî, Esterâbad’dan dönünce yeniden divan beyli­ğine atandı ve bu görevi kendi isteğiyle ayrıldığı 1490 yılına değin sürdürdü. Bundan sonra da Hüseyin Baykara nın nedimi olarak yaşadı.

Ülkenin ve yönetimin içinde bulunduğu zor koşullara karşın Nevaî yazınsal çalışmalarını sürdür­dü. Son yıllarında Lisanü’t-Tayr; Muhakeme-tü’l-Lugateyn (1499); Siracü’l-Müslimin (1499); Mahbubul-Kulub (1500) gibi yapıtlarını bitirmeyi başardı. 3 Ocak 1501’de Herat’ta öldü.

Ali Şir Nevaî, küçük yaştan beri edebiyatla ilgilenmişti. Babasının Herat’taki evi ozan, ressam ve müzikçilerin toplantı yeri gibiydi. Burada Doğu’nun ünlü klasiklerini okuma olanağı buldu. 12 yaşında iken, ünlü ozan Mir Şahi ile mektuplaştı. 14 yaşında, genç bir ozan olarak kendisini çevresinde tanıttı. İlk şiirleri Farsça’ydı. Çünkü o dönemde gençler arasında Farsça şiir yazmak bir hüner sayılıyordu. Daha sonraları yazdığı Muhakemetü’l-Lugateyn’de bu ola­yı “bilinçlenince Türkçe yazmaya başladığı” biçimin­de açıklamıştır. Dört divan dolduran şiirlerini Hazai-nü’l-Maani adı altında topladı (1496).

Bu dört divan şu adları taşır.

Ali Şir Nevaî şiirlerini sistemli bir biçimde toplayıp divan haline getirmiştir. Başka ozanlarda olduğu gibi 28 harfle değil, 32 harfle gazeller yazmış­tır. Her harf altında topladığı şiirlerini de konularına göre bölümlemıştir. Böylece divanlarını bir kuyumcu gibi özenle işlemiştir. Dört divanındaki beyit sayısı 55.000’in üzerindedir. Bu dört Türkçe divandan başka bir de Farsça divanı vardır. Farsça divanında yaşamı boyunca Farsça olarak yazdığı gazelleri ile yine aynı dilde yazılmış 6 kaside, 1 müseddes, 1 terci-i bent (mersiye), çeşitli kıtalar, rubailer ve tarih kıtaları yer alır. Farsça divanın beyit sayısı 12.000’dir.

Ali Şir Nevaî kaside ve gazelde üstad olarak Türk ozanlarından Lütfi ve Sekkaki’yi göstermiştir. Fars şairlerinden Emir Husrev Dehlevî, Hafız Şirazî ve Câmi’yi övmüştür. Ali Şir Nevaî’nin hamsesi de büyük önem taşır.

Hamse yazmak eski şairlerce ustalığın ve başarının ölçüsü sayılmıştır. Ali Şir Nevaî hamse yazma işine 1483’de girişmiştir. 46.000 beyit tutan hamsesini iki yıl gibi kısa bir sürede 44 yaşında iken bitirmiştir. Bu hamsede yer alan mesneviler, daha önce yazılmış mesnevilere birer karşılık niteliğindedir. Bu mesnevi­lerden Hayretü’l Ebrar (1483), Nizamî’nin Mahzenü’l- Esrar’ına karşılık olarak kaleme alınmıştır. İçinde 20’yi aşkın öykü vardır. Ali Şir Nevaî, ele aldığı konulan işlerken çağının toplumsal yaşamını da eleştirmiş, zamanın iki yüzlü softalarını, bilgiyi kü­çümseyen, bilgisizi değerli sayanları yermiştir. Göre­vini kötüye kullananlara çatmış, büyüklük taslayan mevki sahiplerini uyarmaya çalışmıştır. Bu öykülerde alçakgönüllüğü övmüş, sözü düşünerek söylemeyi salık vermiştir.

Ali Şir Nevaî’nin ikinci mesnevisi olan Ferhad ü Şirin de Nizamî’nin Hüsrev ü Şirin’ine ve başka mesnevilere yanıt olmasına karşın, özgün bir yapıttır. Ali Şir Nevaî yalnız konu ve kahramanların adını almış, olayları büsbütün değiştirerek yepyeni bir yapıt yaratmıştır. Ferhad’a efsanevi bir kişilik vermiş, onu önce masal çerçevesi içinde ejderle dövüştürmüş, ölümle karşı karşıya getirmiş, sonra yaşam sahnesine çıkarıp vefalı bir dost, içli bir âşık, zavallılara yardım eden bir insan, zalimlerle çarpışmaktan yılmayan bir yiğit olarak betimlemiştir. Böyle bir tip Ali Şir Nevaî’nin kişiliğine ve eğilimine uygundur. Şirin ise, Ali Şir Nevaî’de ince, vefalı, içli bir kadındaki tüm üstünlükleri taşır, düşünce ve davranışlarında abart­maya kaçmaz, çelişkilere sürüklenmez. Ali Şir Nevaî böyle bir tip yaratmak isteği ile Şirin’i özenle işlemiştir.

Leyli vü Mecnun (1484), Arabistan’dan kaynak­lanan bir aşk öyküsüdür. Kays adlı içli bir ozanın sevgilisi Leylâ için yazdığı şiirler sonradan bir divan biçimine dönüşmüş, Kays umutsuz aşkın temsilcisi olmuştur. Iran edebiyatında bu olayı ilk kez planlı bir öykü biçimine sokan Nizamî’dir. Ali Şir Nevaî ise öyküye oldukça doğal bir biçim vermiştir.

Seb’a-i Seyyar (1484-1485), Ali Şir Nevaî’nin hamsesinde yer alan dördüncü mesnevidir. Nizamî’ nin Heft Peker ve Emir Hüsrev Dehlevî’nin Heşt Bihişt mesnevilerine yanıttır. Ali Şir Nevaî bu mesne­visini, konuyu Nizamî’den alarak ve Emir Hüsrev’ den yararlanarak yazmış; ama olayları ve olayları birbirine bağlayan nedenleri hayli değiştirerek, kendi düşüncesine uygun yepyeni bir yapıt ortaya koymuş­tur. 5.000 beyit tutan bu mesnevinin en büyük özelliği olayın içindeki masalların yama olmaktan çıkartılıp belli bir gerilim çizgisine oturtulmasıdır.

Sedd-i İskender’i (1484-1485), Ali Şir Nevaî’nin hamsesindeki beşinci mesnevidir. Nizamî’nin İskendername’siyle Emir Hüsrev’in Ayine-i İskenderî’s’ine karşılıktır. Yapıt, Makedonya Kralı İskender’in ya­şam öyküsünü ve serüvenlerini kapsar. Ancak isken­der, İslam düşünü içinde ele alınmıştır. Öykü bölüm­lere ayrılmış, her bölümün sonuna konu ile ilgili bir düşünce eklenmiştir. Ayrıca İskender’in Aristoteles’le konuşmalarını içeren ve daha önce yazılmış İskendername’lerde bulunmayan dört bölüm eklenmiştir. Ali Şir Nevaî bu yapıtında adalet, af, doğruluk gibi hükümdarlarda bulunması gereken özelliklerin Hüse­yin Baykara ve oğlunda da bulunmasını dilemiş, verdiği öğütler ve anlattığı öykülerde onlara ders vermek istemiştir. Aristoteles’in İskender’in sorularına verdiği yanıtlar da birer ders niteliğindedir. Gerçekte Aristoteles Ali Şir Nevaî’yi temsil eder. Yarattığı İskender de, taşıdığı niteliklerle bir Türk hakanıdır; insanların iyiliği ve mutluluğu için çalışan, halkı zulümden koruyan adaletli ve yüksek bir hükümdar, olgun bir düşünürdür. Tüm bunlar dışında Ali Şir Nevaî iskender’i olanaklar ölçüsünde tarihi çerçeve içine oturtmak istemiştir. Ali Şir Nevaî’nin öykücü­lükteki gücü bu yapıtta öteki mesnevilerden daha çok göze çarpmaktadır.

Ali Şir Nevaî, bir değişim döneminin yetiştirdiği bir sanatçıdır. Görüşlerini özellikle mesnevilerinde ortaya koymuştur. Timurlu saltanatının bunalım ge­çirmekte olduğunu görmüş, buna önlemler düşün­müştür. Türk dili ve yazınının Orta Asya’da yüzyıl­larca kendi gidişme bırakılmasına karşı çıkmış, bu dili canlandırmak için çaba göstermiştir. Çağatayca onun elinde üstün bir yazın dili durumuna gelmiş, Çağatay yazını onunla ilk doruğuna ulaşmıştır.

Hamse:

Divan:

Farsça divan:

Kaynak: Türk ve Dünya Ünlüleri Ansiklopedisi, 5. cilt, Anadolu yayıncılık, 1983