Akıncı Nedir Tarihi, Amacı, Görevleri

0
86

Akıncı

Akıncı, çok seri hareketlerinden dolayı, Osmanlı Türklerinin hafif süvari kuvvetleri bu sı­fatla tanınmışlardı. Akıncılar, iyi binici olan at­lılardan oluşurdu; bunlar, bazılarının zannet­tikleri gibi, sırf çapul için düşman ülkesine saldıran serseriler değillerdi. Akıncılar, ya sınırdaki yerlerde veya sınıra yakın bölgelerde bulunup, bir program ve bir plân dahilinde, yaz ve kış akın yaparlar, mal ve esir alırlar, düş­manın hâl ve vaziyeti, yollar ve düşman kuvveti hakkında mühim bilgiler getirirlerdi. Bunların hepsi de Türklerden seçilmiş olup, babadan oğula geçmek üzere, bir ocak teşkil etmişlerdi.

Akıncılar savaş zamanlarında ordunun keşif kolu hizmetini görüp, düşman arazisini keşf­ederek, orduya yol açarlar ve bu suretle düş­manın pusu kurmasına mâni olurlardı. Bundan başka ordu güzergâhındaki hububatı muhafaza ve aldıkları esirler vasıtası ile, düşmanın durumundan orduyu haberdar etmek ve düşmana ya­rayacak şeyleri imha ile köprü ve geçitleri em­niyet altında bulundurmak ve böylece ordunun sıkıntısızca yürümesini sağlamakta bun­ların esas görevlerindendi. Bundan dolayı akın­cılar, esas ordunun 4—5 gün önünde gider­lerdi. Akıncılar, hafif süvari kuvvetlerinden oluştukları için, düşman topraklarında ina­nılmayacak derecede sür’atle ilerler, düşmana şaş­kınlık verirlerdi. Bunların bindikleri atlar, harp­ten çok koşmağa alışmışlardı. Akıncı kanu­nu göre, bin akıncıya, bir binbaşı, yüz nefere bir subaşı ve on nefere, onbaşı kumanda ederdi. Düşman ile karşılaşan akıncılar, birbir­lerinden belli aralıklarla, arka arkaya gelerek, miktarlarına göre, takımlara ayrılırlardı; hücum eden öndeki kısım direnişle karşılaşırsa, arkadaki takım yıldırım sür’ati ile hücuma geçerdi. Bu hücumlar pek ânî ve sert olduğundan, düşman saflarını sarsarlar ve par­çalarlardı.

Düşman ülkesine yapılan bir akının akın ismini alabilmesi için, o taaruzun mutlaka akıncı beyinin, yani akıncı kumandanının, emri altındaki bütün kuvvetler ile yapılması lâzımdı; eğer akıncı kumandanı bizzat gitmez ve akına gönderdiği kuvvet yüz ve yüzden faz­la olursa, o suretle yapılan akma, haramilik denirdi. Akın kuvveti yüzden az olduğu takdir­de, bunlara çete ismi verilirdi. Akın ve hara­milik akınlarında elde edilen esirlerden, pençîk denilen, beşte bir resim alınırsa da, çeteden alınmazdı. Bu resimleri almak için, akıncı be­yinin yanında akıncı kadısı veya pençikçi başı bulunurdu.

Akıncıların isimlerini, eşkâlini ve bunların içlerinde tımara sahip olanların tımarlarını gös­teren muntazam defterleri vardı; bu defterler­den biri devlet merkezindeki defterhânede, di­ğeri ise, akıncıların bulundukları eyalet veya sancak kadılıklarında (şer’î muhakemelerde) hıfzedilirdi. Lüzumu hâlinde veya her akın ardından işgörmezlerin, malûllerin ve vefat edenlerin yerlerine, akıncı olarak, çevik, iyi bi­nici ve kuvvetli gençler alınırdı. Eğer bunların yetişmiş oğulları varsa, onların akıncı kayd­edilmeleri kanundu. Akıncı ocağına girenler, bulundukları mahalde, kefil göstermek mecburi­yetindeydiler. Akıncıların maaşları yoktu; fa­kat vergilerden muaftılar. İçlerinden bazı­larının da tımarları vardı. Akına çıkmaları emredilince, toplandıkları yerlerden itibaren düşman sınına kadar, kendilerine gereken yiyecek verilir ve oradan sonra ihtiyaçlarını kendi kılıçlarının hakkı olarak elde ederlerdi. Akıncılar arasında tımarlı veya muafiyetli tavcalar vardı; bunlar kıdemli ve fedakâr akıncılardı. Tavcılar, akıncıların kaza­larda bulunan çeri başılarıydılar. Akıncı beyine akın için emir geldiği vakit, bu çeri ba­şılar vasıtasiyle akıncılar haberdar edilirdi.

Akıncılar toplu olarak bir yerde bulunmayıp, Rumeli’nin muhtelif mıntakalarında, kısım kısım hizmete hazır dururlardı. Her mıntakanın ku­mandanı ayrı olup, akıncılar mensup oldukları kumandanların aile isimleri ile anılırlardı: Tür­banlı akıncıları, Mihallı akıncıları ve Malkoçoğlu akıncıları gibi. Bunlardan Turhanlı akıncıları, Mora ‘da, Malkoçoğlu akıncıları, Silistre taraflarında ve Mihallı akın­cıları ise, Sofya ve Semendere taraflarında bu­lunurlardı.

Osmanlı akıncı kuvvetlerinin mevcudunu kat’î olarak bilmiyoruz ; bunların XV. asır ortalarına kadar mevcutlarının 40.000 olduğunu Idrİs Bit­lisi ile Oruç Bey   yatmaktadırlar;  Macar tarihçilerin de bunları teyit eylediğini Hammer beyan ediyor. Birinci Kosova harbinde akın­cı mevcudu 20.000’di. 1559’da yapılan bir yoklamada Mora’daki Turhanlı akıncılarının sayısı 7.000’den fazladır. Ka­nunî Süleyman zamanında yapılan Budin ve Avusturya seferlerinde Mihallı akıncılarının mevcudunun 50,000 kişi olduğunu o zamanın tarihlerinde görüyoruz.

Osmanlı akıncılığı 1595 senesine kadar kuv­vetli olarak, devam etmiştir. Bu sene içinde vezir-i âzam Sinan Paşa’nın Eflâk’ta mağlûp olması üzerine, askerin gerisinde kalan akıncı­ların pek azı kurtulabilmiş ve bundan sonra akıncı ocakları, eski önemini tekrar elde edemeyerek, sönüp gitmişlerdir. 1625 te mevcudu 2—3.000’e düşmüş olan akıncıların yerine hükümet, sınır kalelerindeki serhad kulu teşkilâtına önem vermiş ve bir ta­raftan da Tatar hanlarının akınlarından istifade etmek yolunu tutmuştur.

Akıncıların silâhları kılıç, kalkan, pala, mız­rak ve bir de atlarıma eğer kayışına asılı, bozdoğan denilen, başı toparlak, kısa saplı ağaç topuz idi; bazılarında zırh gömlek de vardı.