TEK PARTİ SİSTEMİ

329

 

TEK PARTİ SİSTEMİ

 

Meşru siyasal
faaliyetin tek bir partiye tanındığı, meşru muhalefete yer verilmeyen ve
günümüzde daha çok sosyalist ülkelerde uygulanan siyasal-yönetsel sistem.

Sadece tek bir partinin
iktidara gelmek için girişilen siyasal faaliyetine, toplumu örgütlemesine,
topluma belli bir ideoloji doğrultusunda yön vermesine, değerleri ve kaynaklan
dağıtmasına izin verilen “tek parti sistemi”, yapısal ve düşünsel
bakım­dan kendine özgü bazı niteliklere sahiptir. Teoride ve uygulamada tek
parti sisteminin tek bir biçiminin olmadığı görülür. Örgüt­lenme biçimi ve
ideoloji dikkate alındığın­da bu sistemin günümüzde totaliter-ihtilâlci
(komünist) tek parti sistemi ile rekabete da­yalı çok partili sisteme geçiş
öncesinde, bil­hassa bağımsızlıklarını yeni kazanan Afri­ka devletlerinde
görülen, modernleştirici-hazırlayıcı tek parti sistemi şeklinde bir tas­nifi
yapılabilir. Çağımızda Sovyetler Birli-ği’nde, Nazi Almanyası’nda, Mussolini
İtal-yası’nda ve az-gelişmiş Afrika ve Asya ül­kelerinin bazısında uygulama
imkânı bul­muş olan tek parti sistemi, fonksiyonlun ve ortaya çıkış şartları
birbirinden farklı ol­makla birlikte yapılan ve ideolojileri ara­sında ilginç
bir benzerlik bulunmaktadır. Özellikle komünist partilerin hem örgütlen­me
biçimleri hem de ideolojileri arasında tek bir form dikkat çekmektedir.

Bir toplumda tek parti
sisteminin kurul­ması süreci, birkaç merhaleden geçerek gerçekleşmektedir,
iktidara gelmeden ön­ceki ilk safhada, genellikle gizli olarak ih­tilâlci bir
siyasal parti ortaya çıkmaktadır. İkinci safhada gizli ihtilalci parti,
iktidarı ele almakta ve rejime egemen olmaktadır;

partinin oturması,
bürokratik şekilde örgüt­lenmesi bu safhada gerçekleşmektedir. Ar­dından bir
kişinin (Stalin, Hitler, Mussolini vd.) her şeye egemen olduğu sadece onun
sözünün geçtiği safha gelmektedir. Dör­düncü safhada da kişi iktidarı zirveye
ulaş­makta, muhalefet şiddet ve terörle ezilmek­te ve susturulmaktadır.
Zirvedeki kişinin ve partinin egemenliğinde totaliter bir devlet ortaya
çıkmaktadır.

Genellikle toplumu
kökünden değiştirip yeniden örgütlemek amacının güdüldüğü tek parti sisteminde,
herşeye egemen olan totaliter ve ihtilâlci parti, tek parti oluşunun meşruiyet
temelini siyasal ideolojiye da­yandırmakladır. Sovyet doktrinine göre, çok
partili I ik kapitalist oligarşiyi gözden sakladığından hürriyeti ve
demokrasiyi gerçekleştirmek için tek parti gereklidir. Partiler sosyal sınıflan
temsil etmektedir­ler. Toplumda çatışmaların kaynağı olan sosyal sınıfları
ortadan kaldırmak ve sınıf­sız bir toplum kurmak için işçi sınıfının ön­derliğine
ihtiyaç vardır. Bu durumda işçi sı­nıfının bir partisi olmalı ve bu parti
toplumu sınıfsız hale getirmelidir. Böylece Marksist -Leninist ideoloji tek
parti sistemine meşru­iyet zemini oluşturmaktadır. Benzer anlayı­şı, farklı
formlarda olsa bile, Nazizmde ve Faşizmde görebildiğimiz gibi Afrika ve As­ya
ülkelerinde görülen tek parti sistemlerin­de de görmek mümkündür. Meselâ, Türki­ye’de
1945 Öncesinde uygulama imkânı bulmuş olan tek parti yönetimi döneminde
toplumun geriliği, karşı devrim girişimleri, Batılılaşma ve resmi ideolojiye
düşmanlık gibi gerekçeler bu sisteme meşruiyet zemi­ni oluşturmada
kullanılmıştır.

Tek parti sisteminin
en önemli özelliği, her şeye rağmen egemen olan partinin bir

ideolojiyi temsil
etmesi bu ideolojiye göte toplumu yeniden kurmağa, ona yeni ve farklı bir biçim
vermeğe çalışmasıdır. Bu sistemde hem parti tekeli, hem de ideoloji tekelinin
en belirgin nitelik olarak ortaya çıkağı görülür. Parti, ideolojinin isteğine
uygun bir toplumu kurmak için toplumu te­melden değiştirmeyi hedef al ir ve bu
alanda büyük idealler, ihtiraslar peşinde koşar. İdeolojinin çerçeveyi çizdiği
resmi düşün­me biçimi ve resmi doğrular yaratılır; ve bu yapının kurulması ile
resmi doğruların dı­şındaki düşüncelere yer verilmez. Resmi düşünme biçimi
dışında düşünmek ihanet olarak telakki edilir. Amaçların gerçekleşti­rilmesi
için sistemin totaliter olması bir zo­runluluk olarak ortaya çıkar. Bu sebeple
muhalefet şiddetle ve terörle susturulur. Korku ve inanç sisteme egemen olan en
Önemli nitelikler olur. İdeolojinin partiye ruh ve güç verdiği bu sistemde
devlet ve parti ideolojiyi yayma fonksiyonunu yük­lenmiş olup her türlü kamusal
İmkânlar bu iş için kullanılır. Kitle iletişim araçları ve eğitim kurumlan bu
amaca hizmet eden başlıca araçlardır. İdeolojiye ve onun uygu­lamalarına karşı
ciddi muhalefet oluşturan geleneksel-dinsel kurumların şiddetle orta­dan
kaldırıldığı gözlenmektedir. Sovyetler Birliği’ndeki uygulamada binlerce mabet
kapatılmış, din adanılan zecri, şekillerde ce­zalandırılmışlardır. Benzer
uygulama Çin Halk Cumhuriyeti’nde ve Arnavutluk’ta da yaşanmıştır.

Tek parti sisteminde
meşru siyasal faali­yette bulunan partinin toplumun bütün alanlarına egemen
olması ve her şeye sahip bulunması, bir başka Önemli özellik olarak
değerlendirilebilir. Partinin mutlak iktida rina karşı gelecek bir güç yoksa da
zaman zaman ortaya çıkan muhalefet girişimleri kolayca saf dışı edilmektedir.
Bu sistemde parti, resmi ideolojiye uygun bir toplum ye­tiştirme amacı gütmesi
sebebiyle “sultacı öğretmen” rolündedir. Bu amaca ulaşmada bir başka
güce yer verilmemektedir. Toplu­mun bütün alanlarına egemen olan bürokra­siye
partinin hakim olmasa, bürokrasiyi par­tinin uygulama aygıtı haline getirmekte
olup politize bir örgüt şeklinde ortaya çık­masını sağlamaktadır. “Yeni
Sınır olarak etkinliğini iyice artırmış olan ve sınıfsız toplum yaratma
idealine rağmen güçlü bir sınıf olarak ortaya çıkan bürokrasi, partinin emrinde
ve denetiminde bulunmaktadır. Si-yasal-yönetsel sistemde kuvvetli bir merke­ziyetçilik
gözlenmektedir. Siyasal, top­lumsal ve ekonomik her türlü karar, mer­kezde,
partinin zirvesinde bulunanlarca alınmakta ve aşağıya akta 1 maktadır. Bu
sistemde gelecek ve vanln k istenen hedef önemli olduğundan toplumsal ve
kişisel farklı talep ve istekler kolayca gözardı edi­lebilmektedir.

Tek parti sisteminde
siyasal parti tekeli tek partide olduğundan devlet, bu partiye sıkıca bağlı
bulunmakta olup partizan bir devlettir; partiler devleti değil partizan bir
devlet söz konusu olmaktadır. Devlet, tek parti ideolojisini mutlak doğru
olarak orta­ya koyduğundan, ideolojinin tartışılması mümkün olamamaktadır. Bu
sistemde ikti­darın ve devletin kimin elinde olduğu da ay­rı bir sorundur.
İktidar bir oligarşide mi, yoksa bir monarkta mıdır? Genelde parti hi­yerarşisinin
zirvesinde bulunan ve kutsal-laşonlmış bir kişinin iktidara egemen oldu­ğu
gözlenmektedir. Zirvedeki bir numaralı kişi, karizmatik bir lider
görünümündedir. Toplum ona olağanüstü nitelikler atfetmektedir. Bir numaralı
kişinin – buna biz mo~ nark da diyebiliriz- aldığı kararlara, yakın çevresinde
bulunanların bile muhalefeti imkânsız gibidir. Zirvedeki bir numara kişi,
kararları arkadaşlarına tasdik ettirmede zorluk çekmemektedir. Sovyetler Birli­ğinde
Yüksek Sovyetlerdeki kararların alı­nışı ilginç bir örnek teşkil etmektedir.
Her türlü tasan ittifakla kabul edilmekte ve top­lu alkışlarla kutsanmaktadır.
Zaten kariz-matik liderin kararlarda yanılabileceği de pek düşünülmemektedir.
Sisteme egemen olan korku, kararların aleyhinde olanların kanaatlerini ifade
etmelerine imkân verme­mektedir. Bu sistemde toplumsal taleplerin rahatça ifade
edilmesi, iktidara ulaştırılma­sı ve bu talepler doğrultusunda kararların
alınması mümkün değildir. Zaten ideolojik olarak toplumun farklı toplumsal
tabakalar­dan meydana geldiği kabul edilmemekte ve tek boyutlu bir toplum
ütopyası ile gerçek­ler gizlenmektedir. Aslolan toplumun yu­karıdan harekete
geçirilmesi, belli bir şekle sokulmasıdır; bu sebeple sulta temel esas olarak
karşımıza çıkmakladır.

Tek parti sisteminde,
demokratik anlam­da bir seçimden de söz etme imkânımız yoktur. Seçilecek
kişilerin parti tarafından belirlenmesi, tek liste halinde seçime gidil­mesi,
seçmenlerin tercih yapma haklarının bulunmaması ve sadece önlerine konulan
listeyi onaylamak zorunda olmaları, seçim­den çok plebisit görünümü
vermektedir. Bu uygulamaya her ne kadar meşruiyet kazan­dırıcı ideolojik
gerekçeler bulunmaktaysa da bu seçim biçiminin hürriyet ve demokra­si için
uygun olduğunun savunulmasının hiçbir anlamı bulunmamaktadır.

Tek partili totaliter
sistem denince ne men Sovyetler BirliğTndeki komünist partinin egemen olduğu
sistem akla geliyorsa da Nazi Almanyası, Mussolini İtalyası, Fran-ko İspanyası
ve Afrika’daki çeşitli devlet­lerde farklı uygulamalar da bulunmaktadır.
Türkiye’de 1945’ten önceki tek parti sistemi ile C. Abdülnasır döneminde
Mısırdaki tek parti sistemi örgütlenme ve ideolojik nite­likler bakımından
farklı örnekler olarak gö­rülebilmektedir. Değişik toplumlarda uy­gulanan tek
parti sistemleri arasında genel­de bir benzerlik bulunmakla beraber top­lumsal
– kültürel yapı farklılığı sebebiyle hem örgütlenme hem de ideoloji alanında
önemli ayrılıkların varlığı gözlenmekte­dir.

Davut DURSUN