SİYASAL ANTROPOLOJİ

350

 

SİYASAL ANTROPOLOJİ

 

Siyasal antropoloji,
sosyal ve kültürel antropolojinin bir koludur. Antropolojinin ve ana dallarının
son 40-50 yılda süratle ge­lişmesi, bazı karma yaklaşımlara yol açmış­tır.
Siyasal antropoloji de, ekonomik antro­poloji, hukuk ve eğitim antropolojileri
gibi klasik sistem görüşüne ve ilkesine bağlı ka­lan karma yaklaşımlardan biri
olup, siyasal yapıların ve rollerin farklılıkları ve benzer­likleri üzerinde
durarak karşılaştırmalar yapmayı amaçlamıştır.

Önceleri incelemeye
konu olan ilkel top­lumlarda, siyasal kurumların, uygulamala­rın ve rollerin
diğer sosyal kurumlardan, uygulamalardan ve rollerden ayrışmamış olması,
antropologları, siyasal alanı topla­nan ortak verilerden çıkarmaya zorlamıştır.
Karşılanan bu zorluk karşısında, siyasal antropolojinin varlığını bile inkar
edebil­miş olan ünlü siyaset bilimci David Eas-ton’a göre, siyaset bilimi ile
antropoloji ara­sındaki farklılık, siyaset biliminin dikkatini siyasal olarak
tanımladığı sınırlı sayıda ku­rum üzerinde toplamasından, antropoloji­nin ise
çok işlevli (amaçlı) kurumlarda elde edilen verilerden yola çıkarak
kaşılaştırma-lara girmesi ve çeşitli sonuçlara ulaşırken kullandığı formülün
siyasal olarak tanımla­dığı tüm elemanları içermesini beklemesin­den
kaynaklanmaktadır. Siyaset bilimcinin siyasal kurumlan çözümlediği yerde,
anto-polog, siyasal gruplanmalan veya siyasala­rı diğer sosyal faaliyetler
arasından ayırmak durumundadır. Siyasal davranışı diğer sosyal davranış
türlerinden ayırmanın kolay­laşması, ancak, 1930’Iarda, büyük ölçekli,
merkezileşmiş ve kendilerini Avrupalı krallıklara, prensliklere veya cumhuriyet­lere
bağlayan, işlevsel olarak farklılaşmış siyasal birimlere sahip toplumlarla
karşı­laşması sonucu gerçekleşmiştir.

Başlangıçta, siyasal
alanı diğer sosyal alanlardan ayırma zorluğu, antropologları, çok çeşitli
siyasal sistemler için geçerli ola­bilecek bir terminoloji üzerinde çalışmaya
itmiştir. Farklı siyasal sistemleri birbirle­rinden ayıran özellikleri
açıklayarak karşı­laştırmaları için gerekli tipolojileri kurma­ya uğraşan
antropologların ilgisi kaçınıl­maz olarak, siyasal kurumların ideal olarak
oynadıktan rollerin tanımlanmasına kay­mıştır. Dolayısıyla
“anayasalara” ve siyase­tin çatışmacı yönünden ziyade sosyal kont­rol
mekanizmalarına yönelinmiştir. Siyasal antropoloji, özellikle, toplumları
ahlaki sis­temler olarak değerlendiren ve bir topluma bakarken öncelikle, onun
bütünlüğü, de­vamlılığı ve sahip olduğu ortak değerler üzerinde duran Durkheim
okulunun, yoğun teorik etkisi altında kalmıştır. Bu yaklaşıma göre, herhangi
bir toplumun temel amacı, varolan düzenin devamlılığını korumaktır, siyasal
eylem de bu amaca hizmet eden bir harekettir. Sonuçta, 1940-1960 arasındaki
döneme, tipoloji çalışmaları ve siyasal ya­pıların bir denge varsayımı ile
incelenmesi egemen olmuştur.

Antropologları,
siyasetin çatışmacı yö­nünü gözardı ederek, sosyal kontrol meka­nizmalarını
incelemeye yönelten bir diğer önemli faktör ise, üzerinde çalıştıkları top­lumlarda,
sömürgeci güçlerin yerel siyasi kurumlan muhafaza etmekle beraber, onla­rı
kendi istedikleri yönde, farklı çıkarların

çatıştığı ve muhalefetin
ifade edildiği bir araç olarak değil, birer yönetsel mekanizma olarak
kullanmalarıdır.

İkinci Dünya
Savaşı’ndan sonra, sömür­geciliğin çöküşü ile birlikte bu toplumlarda hızla
siyasal partilerin ve yeni siyasal rejim­lerin ortaya çıkması sonucu, siyasal
antro­polojinin çalışma alanı da köklü bir değişik­liğe uğramıştır. 1950’lerin
sonunda, ulusal siyasal partiler ve onlann yerel siyasal olay­lara etkisi
üzerinde çalışmalar yoğunlaş­mıştır. 1960’dan sonraki dönemde ise, sos­yal
değişim, siyasal partiler, hizipler ve si­yasal manevra ile ilgili bir teorinin
gelişti­rilmesine büyük ilgi duyulmuştur. Siyasal gücü ele geçirmek için
yapılan mücadele üzerinde çalışılmaya başlanması ile, siyasal karar alma
mevkilerini ele geçirmek veya denetlemek için yapılan mücadelenin, siya­sal
kararların uygulanması aşamasından ayn olarak ele alınması hayati bir önem ka­zanmıştır.
Michael G. Smith, “Zazzau’da Hükümet: 1800” adlı eseriyle 1960’larda,
hükümet ile geniş anlamda siyaset arasında, işlemsel olarak belirtilmesi
gereken anali­tik farklılığı ilk ortaya koyan antropologlar­dan biri olmuştur.

(SBA)

 

Önceki İçerikSiVİL iTAATSİZLİK
Sonraki İçerikSİYASAL KATILMA