MONOKRASİ

208

 

MONOKRASİ

 

İlk kez Alman sosyolog
Max Wcbcr ta­rafından ortaya atılan, “monokrasi” veya “monokraük
yönetim” kavramı, tek kişinin yönetimi anlamına gelmektedir. Monok­rasi
kavramı, batılı anlamdaki monarşi ile sınırlı olmayıp Uranlığı, diktatörlüğü,
ilkel krallıkları ve doğu despotizmini de içine al­maktadır. Bu kavram, eski
Yunanca’daki monarşi kavramına eşit genellikte bir kav­ramdır. Monarşinin dar
anlamdaki kullanı­mının yaygınlık kazanması, karşılaştırmalı siyaset
bilimcileri diğer kültürlerdeki tek kişi yönelimini de içine alacak yeni bir
kav­ram arayışına sürüklemiş ve böylece “mo­nokrasi” kavramı İleri
sürülmüştür.

Öte yandan, günümüzde
antropologlar monokratik yönetimden söz elliklerinde, genellikle Afrika, Asya
veya Amerika’nın uzak ve ıssız köşelerindeki İlkel kabilelerin yönetim şeklini
dile getirmektedirler. Bu tip monokralların çoğunun kutsal bir kö­kenden
geldiğine inanılmakta ve yetkileri de bu köken aracılığıyla
mcşrulaştırılmak-tadır. Ancak, antropologlar aynı kültürel alana baktıklarında
bile, monokratların ekonomik, siyasal, yargısal ve dinsel işlevler bakımından
büyük bîr çeşitlilik göster­diklerini belirlemişlerdir. Ayırca, antropo­logların
ilgilendiği ilkel krallıklardan daha geniş bir alana bakıldığında, monokratik
yönetimlerdeki genel eğilimin, din adamı -kral karışımı monokratların
otoritelerinin geniş topraklara yayılmasının monokratla-ra bağlı bir
bürokrasinin gelişimini de bera­berinde getirdiği söylenebilir. Tarihte bu tip
bürokrasilerin dinsel ve yönetsel görevlere bir arada sahip çıktığı
görülmüştür. Çin’de, Mısır’da ve benzer yerlerde bu geniş kap­samlı bürokratik
monokrasilcrin, sık sık bir zamanlar Çin’de yönelim kadrolarının dev­rilmesinde
temel kural olarak görülmüş olan Konfüçyus öğretisi gibi resmi bîr dokt­rinle
ilişkilcndirildiği de dikkat çekmekte­dir.

Monokraük yönelimin
Mısır Krallı-ğı’ndan Pers imparatorluğuma kadar uzan­ması, bu yönetim şeklinin
çok farklı kültü­re! yapılarla bir arada görülebileceğini gös­termektedir.
Monokratik rejimlerin kapsa­dığı toprak parçası ve devamlılığı ise, mo­nokratik
yönetimin, çok geniş topraklar üzerinde hükmetmenin geleneksel bir yolu olduğu
izlenimini vermektedir. Bu olgu ile ilişkilcndirilcbilecek bir genel iddia da
şu­dur: insanları monokratik bir yönetime bo­yun eğmeye iten, yaşadıkları zorlu
yaşam mücadelesidir. Yaşamı tehdit eden faktör­ler içsel, ya da dışsal olabilmektedir.
Savaş­lar, isyanlar, ayaklanmalar ve hatta sanayi toplumunun krizleri değişik
tiple monokra­silcrin ortaya çıkışının nedenleri olarak or­taya
çıkabilmektedirler.

II. Dünya Savaşı’ndan
sonra geleneksel monarşilerin çökmesine veya asli nitelikle­rini yitirip
tamamen sembolik bir varlık sür­dürmelerine karşılık, dünyada tek kişinin

yönetimi başlığı
altında toplanabilecek re­jimlerin varlığı, aynı iddianın monokrasi kavramı
için geçerli olamayacağını göster­mektedir. Yönetimin tek bir elde toplanma­sına
yalnız totaliter diktatörlüklerde değil, aynı zamanda askeri, hatta anayasal
rejim­lerde de rastlanmaktadır. Bunun bir nedeni olarak, çağımızda teknolojinin
önem ka­zanmasıyla karmaşıklaşan karar alma me­kanizmasının genişleyen
bürokratik yapı­larda yönetsel gücün önemini arttırdığı ve siyasal
merkezileşmeye yol açtığı öne sü­rülmektedir. Ancak, monokratların seçiliş
biçimlerinden meşruiyetlerinin sağlanma yoluna kadar pek çok konuda büyük
farklı­lıklar gösterdikleri degözardı edilmemeli­dir. Örneğin, totaliter
devletlerde meşrui­yet, parti veya parti ideolojisine dayandı-nlırken, diğer
başka örneklerde askeri başa­rının, ya da desteğin öne çıkarıldığı veyahut
monokratin meşruiyetinin geniş bir plebisi­te dayandırıldığı görülmektedir.
Meşruiye­tin daha da kesinlik kazanmasının bir yolu ise, ekonomik gelişimin
sağlanması ve ya­şam standardının yükselmesidir.

(SBA)