KONVANSİYONALİZM

0
438

 

KONVANSİYONALİZM

 

Konvansiyonalizm
terimi, kişiler veya partiler arası uzlaşma, uyuşma; hukuken uygulanabilir
uzlaşma, anlaşma üzerinde uzlaşılan ilke, yaygın şekilde kabul gören kural,
gelenek, teamül, inanç; bilimde te­mel kavramlar ve İlkeler (örneğin geomet­rik
aksiyomlar) üzerinde apriori yargılara ve fiziksel deneylere dayanmaksızın
sağla­nan gönüllü uzlaşma veya anlaşma anlam­larına gelen konvansiyon
(convention) ke­limesinden türemiştir. Konvansiyonal te­rimi geleneğe, teamüle,
yaygın şekilde ka­bul gören ilke, kural veya inanca dayalı şey demektir.
Konvansiyonalizm ise bu durumda konvansiyonlar (gelenekler, te­amüller,
kurallar veya inançlar) gözlemle­me eğilimi ve konvansiyonlar bulmaya ça­lışma
tavrı ya da teamülü; conventiona da­yalı, ondan yola çıkan uygulama veya
faaliyet; bilimde mantığın, matematiğin ilkele­rini convention’lar olarak
dikkate alan te­ori anlamına gelir.

Bilimsel yasaların ve
teorilerin, doğal dünyayı tanımlamanın alternatif tarzların­dan aşağt-yukarı
bağımsız seçime (terci­he) tabi convention’ lar olduklarım öne sü­ren ve
savunan teoriyi dile getiren konvan­siyonalizm, seçilen alternatiflerin diğer
al­ternatiflerden daha fazla doğruluğa sahip bulunmadıklarını; yalnızca
diğerlerinden daha elverişli veya kullanışlı olduklarını öne sürer. Böylece
doğrular yoktur, kon­vansiyonlar vardır; bilimsel bilgiler kon­vansiyonlardır;
yani bilimsel bİlgİ konvan-siyoneldir. Konvansiyonalizm, kendileriy­le doğal
dünyayı tanımladığımız yönte­min dilsel konvansiyonlara bağlı olduğu­nu; saf
matematik ve mantık önermeleri­nin bu konvansiyonlara binaen” doğru”
sa­yılabileceklerini iddia eder; böylece kendi içinde tutarlı olan herhangi bir
matema­tik ve mantık sistemini doğaya uygulamak mümkündür.

Konvansiyolanizm’in
kaynağında Kant vardır; ancak Kant konvansiyonalist değil­dir. Kant doğa
tanımlamalarımızı, birey­sel seçim veya tercihten çok, temelde in­san zihninin
evrensel Özelliklerine göre seçtiğimizi söyler. Kant açıkça konvansi-yonalizme
götürecek bir yorumu önle­mek amacıyla, dünyada bulduğumuz dü­zenin kendisinin
zihinlerimizin karakteri­ne bağlı bir düzen olmadığını söyleyerek düzeltmiştir.

Konvansiyonalizm,
genellikle, Kant’a çok şey borçlu olduğunu belirten Poinca-re’ye bağlanır. Aynı
şekilde Ernst Mach ve Pierre Duhem de konvansiyonalisttir-ler. Hem Mach, hem de
Duhem bilimsel teorilerdeki “resimsel” (pictoral) veya
“a-çıklayıcı” unsurla, bağıntıya dayalı unsuru birbirinden ayırırlar;
ilk unsur Önemsiz­dir; esas olan ikincisidir. Mach’a göre, te­oriler, mümkün
mertebe basit ve güçlü tahminde bulunulacak şekilde inşa edilen tahmin
araçlarıdır yalnızca. Gizli olayla­rın tanımlayıcıları gibi görünen bu teori
parçaları, gerçekte göründükleri gibi de­ğildirler. Bize tahminde bulunma
imkanı veren, teorilerin ihtiva ettikleri matema­tiksel bağıntılardır.
Teorilerin bağmtısal parçalan doğrudan doğruya doğrulana­nı az; açıklayıcı
parçalar ise hiçbir şekilde doğrulanamazlar. Hangisini kabul etmiş olursak
olalım, kabul ettiğimiz “resim” konvansiyoneldir. Esas olan matematik­sel
bağıntıların doğru tahmine imkân ver­mesidir.

Duhem de benzer bir
görüşü savunur ve matematiği bilimlerde kullanırken hipo­tezler içinde, keyfi
biçimde bir hipotezi di­ğerine bağladığımız matematiksel sem­bollerle tamamen
konvansiyonel tarzda ölçülebilir özellikler ortaya koyarız der. Sözkonusu
hipotezler, saf matematiğin yöntemlerine göre birbilerine bağlanırlar ve
sonuçlar tahminler olsunlar diye fizik terimlerine tercüme edilirler.

Poincare, bilimsel
teori ve yasaların ya­pısıyla ilgili görüşlerine, hem saf durum­da, hem de
bilimsel teorilerde kulanıldık-ları sırada matematik ve özellikle farklı
geometri sistemlerini dikkate alarak ulaş­mıştır. Eskiden Euclid’in paralel
postula­tının -bir noktadan verili bir doğru çizgiye yalnızca ve yalnızca bir
tek paralel çizilebi­lir- kendi aksiyomlarından mantıki olarak çıkartabildiği
kabul ediliyordu. XIX. yüz-yüm ilk yıllarından itibaren bu tümdenge­limin
Lobachevski ve Farkas Boylai tara­rından imkânsız olduğu ispatlandı. Eğer
Euclid postulatı aksiyomlarından mantıki olarak çıkarılabiliyor ise, bu
çelişkilerin,

aksiyomların
kabulünden ve postulatın reddinden çıkabilecekleri anlamına geli­yor demektir.
Lobechevski ve Boylai’nin çalışmaları matematikçileri, Euclid aksi­yomlarından
ve paralel postulatının red­dinden yola çıkan tutarlı çeşitli geometri
sistemleri geliştirmeye şevketti. O aynı şe-kîlde, fiziksel dünyada tek bir
doğru ge­ometri bulunmadığı ve postulatlar olmak­sızın herhangi bir geometrinin
İnşa edile­bilme imkanının şüpheli olduğu sonucu­na da yol açıyordu. Zamanla
Euclid’çi ol­mayan geometriler geliştirildi. Poincare çeşitli geometri
sistemleri arasındaki fark­ları ortaya koymak amacıyla Lobachevski ve Boylai
geometrilerinin popüler bir yo­rumunu yaptı. Bu yoruma göre, çeşitli sis­temlerde
kullanılan terimlerin, bir sistem­de yer alan teoremlerin bir başka sistem­deki
teoremlere tercüme edilmesine im­kan verecek şekilde bir “sözlük” ünü
yap­mak mümkündü. Bu yüzden ne Euclidçi geometri, ne de diğer geometriler
çelişki­ye götürmüyorlardı. Bu, Poincare’yi, Euc­lidçi geometrinin zorunlu tek
geometri olamayacağı ve Euclidçi olmayan geomet­riler imkansız olacağı için,
geometri aksi­yomlarının sentetik a priori olmadıklarını söylemeye götürüyordu;
böylece onlar, geometri sürekli tashihe (düzeltmeye) açık olacağı için deneysel
doğrular diye ni­telendirilemezlerdi. Geriye kalan biricik ihtimal onların
konvansiyonlar (uzlaşım-sal şeyler) olduklarıydı. Biz belirli konvan­siyonları
kabul ederiz, çünkü deney bize onların kullanışlı olduğunu gösterir.

Eğer biz Euclidçi
olmayan bir geometri­ye göre organize edilmiş kavramlarla dü­şünmeyi
öğrenmişsek, ilgili geometriye fi­ziksel evrenin doğru bir tasviri olarak bak­ma
eğiliminde oluruz. Geometrik düzen zihinlerimize dünya tarafından yüklenmez;
aksine, zihinlerimiz dünyaya geo­metrik bir düzen yüklerler. Bizim uzay
kavramlarımız, duyumlarımızın kendileri vasıtasıyla başka yasalar keşfettiği
yasalar üzerinde dururlar. Bu yasalar tanımları­mızı keyfi tanımlar olmaktan
çıkarırlar. Fakat bunlar farklı geometriler ile de uyu­şabilirler.

C.I.Lewisa/7/7on’nin
bilime, tanım, tas-nîf ve bir bilimsel realitenin kriterinin zım­nen kabul
edilmesiyle girdiğini öne sür­müştür. “Zihin deneye düzen, tasnif, kate­gori
ve tanım unsurlarım ilave eder”. Ona göre yorumun bulunmadığı yerde bilgi
de yoktur; fakat eğer yorum daha sonraki bir deneyin kontrolüne bağlıysa, bu
durum­da biz sonsuz bir geri çekilişle yüzyüze ge­liriz ve bilgi İmkansızlaşır.
Yorum, daha sonraki deneyin belirli bir düzen yüklen­mesini sağlayan a
priori’ye bağlıdır. Ger-çek, a priori tarafından buyurulan düzen içinde görülen
veridir.

Diğer ünlü
konvansiyonalistler arasında A.S.Eddington, Arthur Pap gîbi isimler vardır.
Konvansiyonalizm Moritz Sch-lick, K.R.Popper ve Ernst Nagel gibi dü­şünürlerin
eleştirisine maruz kalmıştır. Ancak, konvansiyonalistler irrasyonel çiz­gi
üzerinde yer alırlarken, yukarda adları sayılan eleştirmenler pozitivist ve
rasyona­list çizgide yer alırlar. Bu durumun, söz-konusu düşünürlerin
eleştirisinin gücünü zayıflattığı söylenebilir. Son yıllarda, kon-vansiyonalist
bilgi ve bilim yorumu, kendi­leri konvansiyonalist etiketiyle
isimlendi-rİlemeseler bile, Wittgenstein ve Kuhn’un çalışmalarıyla yeni bir güç
ka­zanmıştır. Konvansiyonalizm, nihai nok­tada, bilimi, irrasyonel olanla
açıklama te­şebbüsüdür, bu yüzden de en açık ve doğ­rudan çağrışımları
irrasyonel olan yönün­dedir. Bu anlayışın günümüzde, “Bilginin

her durumda
konvansiyonel” olduğunu öne süreri sosyolojik anlayışlarla destek­lenmekte
ve bilimcilik (scientism)’in dün­yadaki üstünlüğüne gölge düşürmektedir.
Hüsamettin ARSLAN Bk. Bilim; Mantıkçı Pozitivizm.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here