Siyasal Katılım

0
184

SİYASET OLGUSU VE SİYASAL
HAYAT

İktidarı başkaları üzerinde güç ve kuvvet kullanma potansiyeli
olarak tanımladığımızda siyasal iktidar, ülkenin geneline yayılmış ve meşru
cebir kullanma tekeline sahip güç ve kuvvet olarak tanımlanabilir.

Siyasal hayat, cebir kullanma yetkisine sahip gücün örgütlü
faaliyetleri ile ilgilidir. Siyasal hayatta rol oynayan, belli eylemleri ve
davranışları gerçekleştiren iki temel aktörden biri birey diğeri de örgütler
veya toplumsal birliklerdir.

Siyasal Davranış

İnsan, hem dış dünyadan hem de kendi iç dünyasından etkiler
almakta ve bunlara karşı çeşitli tepkiler vermektedir. Dış dünyadan gelen
etkilere karşı, bireyler uyma veya uymama şeklinde iki tür davranış gösterirler.
Uyma genel olarak itaat, özdeşleşme ve benimseme şeklinde gerçekleşmektedir. Uymama
davranışında ise ters tepki yahut bağımsızlık güdüsü etkili olmaktadır.

İnsan davranışları kişilik özellikleriyle çevresel
etkenlerin etkileşimi sonucunda oluşmaktadır. Bu durumda bireyin herhangi bir
davranışını anlayabilmek için sadece kişilik özelliklerinin bilinmesi yeterli
değil, çevresel faktörlerin de bilinmesi ve bunların davranış üzerindeki
etkisinin araştırılması gerekmektedir.

Bireyi Siyasete Yönelten
Temel Faktörler

Bireyin siyasal hayatta aktif bir aktör olarak yer almasında
iki temel gerçeklik öne çıkmaktadır. Biri “insanların daha çok iktidar
peşinde koştukları, diğeri ise “insanların kişisel menfaat kaygısı ile
hareket ettikleri” gerçeğidir.

Varlığını Koruma ve
Güvenlik İçinde Yaşama İhtiyacı

Çağımızda nükleer ve konvansiyonel silah yarışı, güvenlik
içinde yaşamak amacına yöneliktir.

Daha İyi Yaşama Arzusu

Bu arzu, insan hayatına bir dinamizm, hareketlilik ve gelişme
kazandırmaktadır. Bu amaçla insanlar daha iyi yaşamanın yollarını aramakta,
refahın artmasına çalışmakta, farklı sistemler geliştirmektedir.

Zıt Duygulara Sahip Olma

Belirsizliğin ve tehlikenin ifadesi olan macera peşinde koşmak,
akıl almaz çılgınlıklar yapmak, birtakım siyasal eylemlerin gerisindeki temel eğilim
olabilmektedir (Hitler ve Mussolini).

İktidar Arzusu

İnsanlar hangi şartlarda ve ortamda olursa olsun mevcut
iktidarlarını geliştirmek için çaba göstermektedirler.

Hürriyet İçinde Yaşama
Arzusu

İnsanlık tarihi bir bakıma hürriyetler için verilen mücadeleler
tarihidir. Günümüzdeki siyasal tartışmalara bakıldığında hürriyet alanlarının genişletilmesi
özleminin ve bu çerçevede verilen mücadelenin başı çektiği görülür.

SİYASAL TOPLUMSALLAŞMA

İnsanın içinde yaşadığı toplumun değerlerini, kurallarını,
inançlarını, eğilimlerini ve davranışlarını benimsemesi sürecine toplumsallaşma diyoruz.

Siyasal toplumsallaşma toplumdaki siyasal değerlerin,
inançların, kuralların, eğilimlerin ve davranış kalıplarının toplum üyelerine
aktarılması ve benimsetilmesi süreci olarak tanımlanabilir. Siyasal toplumsallaşma,
sistemin devamı için hayati bir öneme sahiptir. Toplum yapısında çeşitli
pozisyonlar

(statüler, mevkiler) işgal eden bireylerin bu pozisyonlara
uygun rollerin ne olduğunu bilmeleri, kendilerinden beklenen eylemleri yapmaları
için zorunludur. Bu ancak toplum üyelerinin bir siyasal insan olarak yetişmeleriyle
mümkün olabilir.

Siyasal Toplumsallaşma
Faktörleri

Aile: İnsan, otorite ile ilk olarak burada tanışır.
Ailenin toplumsallaşmadaki etkisi iki alanda
ortaya çıkmaktadır. Bir yandan aile üyelerinin çocuğa bazı siyasal değerleri, inançları,
kuralları ve tutumları aktarmalarıyla birey, ilk siyasal bilgileri ailede elde
etmektedir. Diğer yandan ise ailede hiç siyasal bilgiler aktarılmasa bile
burada tanık olduğu otorite ilişkisi, ileride siyasal alana da yansıyacağından
dolaylı bir etkilenme meydana gelecektir.

Arkadaş Grubu: “Bana arkadaşını söyle
senin kim olduğunu söyleyeyim.”

İkincil Gruplar: Bireyin siyasal değerler edinmesinde okul, meslek kuruluşları,
dernekler ve benzeri gibi ikincil gruplar da önemli rol oynamaktadır.

Birey okulda, aile dışında bir başka otorite ile tanışmakta
ve otorite ilişkisi içerisinde yaşamayı öğrenmektedir. Okul, siyasal iktidarın
yetiştirmek istediği insan tipini biçimlendirdiği fabrikalara benzetilebilir.

Dernek ve Örgütler: Dernek veya örgütler,
bireylerin daha sonraki hayatlarında kullanabilecekleri çeşitli siyasal bilgi,
kural, duygu ve tutum edinmelerinde kaynak işlevi görürler.

Haberleşme Araçları: Haberleşme araçları, öncelikle okuyucusuna veya dinleyicisine
bilgi aktaran, olaylar ve gelişmeler konusunda haber veren araçlardır. Fakat bu
araçların temel işlevi sadece bilgi vermekle sınırlı olmayıp aynı zamanda
okuyucu, dinleyici veya seyircilerine belli tutum ve değerleri de aktarma ve
bunların benimsenmesine yardımcı olma gibi işlevleri de bulunmaktadır. Kitle
haberleşme araçlarının bireylerin tutum ve davranışlarını değiştirmekten çok
mevcut tutum ve inançları güçlendirme yönünde etkili oldukları belirlenmiştir.

BİREYİN SİYASAL HAYATA
KATILMASI

Siyasal katılma, en
özet tanımla, bir siyasal toplumda bireylerin yerel ve ulusal düzeyde siyasal
yöneticileri seçme ve yöneticilerin kendi istek ve menfaatleri doğrultusunda
karar almalarını temin etmek amacıyla gösterdikleri her türlü davranış ve
eylemleri ifade etmektedir. Siyasal katılmanın iki temel alanda ortaya çıktığı
söylenebilir; biri siyasal toplumu yönetecek yerel ve ulusal düzeydeki siyasal
yöneticilerin seçiminde, diğeri de bu yöneticilerin siyasal kararlar almaları
sürecinde. Böyle bir ilişkide taraflardan biri siyasal toplumun üyesi olan
bireyler, diğeri de siyasal iktidar yetkisini kullanan kadrolardır.

Siyasi otoritelerin kararlarını etkilemek amacıyla
gösterilen her türlü eylem ve davranışın bizzat aktörlerce veya başka birileri
tarafından tasarlanmış olması mümkündür. Eylem ve davranışlar, hareketin aktörleri
tarafından tasarlanmış ise buna bağımsız (otonom)
özerk katılma, başkaları tarafından tasarlanmış olması durumunda ise uyarılmış (bağımlı) mobilize katılma söz konusudur.

R. Dahl’a göre
siyasal katılmanın ilgi, önemseme, bilgi ve eylem
olmak üzere birbirini izleyen dört ayrı düzeyi bulunmaktadır. Bir davranışın
meydana gelmesi için önce bireyin o konuya ilgi duyması, onu önemsemesi, konu
hakkında belli bir bilgiye sahip olması ve nihayet eyleme geçmesi
gerekmektedir.

Siyasal katılmanın en iyi bilinen şekli oy vermektir.
Fakat oy vermenin dışında seçim faaliyetleri, lobicilik, örgütsel
çabalar, özel temaslar, şiddet eylemleri gibi bir dizi farklı eylemler
de bu çerçevede düşünülebilir.

SİYASAL KATILMA BİÇİMLERİ
(MODELLERİ)

Eylemin Yoğunluk ve
Zorluk Derecesine Göre Siyasal Katılma Biçimleri

L. Milbrath Political Participation adlı kitabında
eylemin yoğunluk ve zorluk derecesini kriter olarak kabul etmiş ve siyasal katılma
eylemlerini üç kategoride ele almıştır. Buna göre en kolay eylemleri izleyici
faaliyetleri
(oy vermek), daha zor olanları geçiş faaliyetleri (gösteriye
katılmak) ve en zor eylemleri de gladyatör faaliyetler (seçim kampanyasında
çalışmak) şeklinde sınışandırmıştır.

Olağan ve Olağandışı
Siyasal Katılma Biçimleri

Siyasal rejim tarafından konulmuş kurallara ve normlara
uygun olanlar olağan siyasal katılma eylemlerini oluştururken (miting ve
toplantılara katılmak)  mevcut kurallara
ve normlara uygun olmayan ve onlara karşı çıkmak amacıyla gösterilen eylemler (gösteri
yapmak, boykot, grev vs.) de olağandışı siyasal katılma davranışlarını oluşturmaktadır.

SİYASAL KATILMAYI ETKİLEYEN
FAKTÖRLER

Sosyo-Ekonomik Faktörler

Sosyal ve ekonomik bakımdan gelişmiş, refah düzeyi yüksek, şehirleşmiş,
farklılaşmış, karmaşıklaşmış toplumlarda, az gelişmiş, kırsallık özellikleri
daha fazla, ekonomik bakımdan daha geri durumdaki toplumlara oranla vatandaşların
siyasete katılmaları daha fazladır.

Sosyo-ekonomik gelişme ile siyasal katılma arasındaki ilişkiyi
Huntington ve

Dominguez beş noktada özetlemişlerdir:

1) Toplumlarda sosyal ve ekonomik faktörlerin yükselmesi, gelişmesi
siyasal katılma eğilimi lehinde bir etki meydana getirmektedir.

2) Sosyo-ekonomik gelişme toplumda örgütlenmelerin çoğalmasına
yol açar.

3) Sosyo-ekonomik modernleşme toplumsal gruplar arasındaki
gerginlikleri ve çatışmaları artırır, yeni gruplar ortaya çıkar. Bunun sonucu
olarak bireyler ve gruplar örgütlenerek siyasete yönelmek zorunda kalırlar.

4) Ekonomik gelişme, devletin işlevlerinin artmasına yol
açar. İşlevi ve etkisi artan devlete karşı bireyler siyasal hayata katılma
eğilimi gösterirler.

5) Sosyo-ekonomik gelişme millî bütünleşme çerçevesinde işler.

(Siyasete katılımın ekonomik iyileşme ile doğru orantılı
arttığı tezi, G-8 ülkelerindeki nüfusun siyasal hayata katılım oranları
incelendiğinde hatalı/tutarsız görünür. Burada verilen bilgiler manipülasyon
amaçlıdır; çünkü demokrasiye olan inancın zedelenmesi, sistemde sıkıntıya sebep
olabilir)

Gelir: Buna göre bireylerin
gelir düzeylerinin artmasının siyasal katılma yönünde olumlu etkide bulunacağı
varsayılır.

Eğitim: Eğitim bir yandan
bireylerin siyasal toplumsallaşmasına katkıda bulunurken diğer yandan siyasete
karşı belli ilgilerin oluşması ve bilgilerin kazanılmasında etkili olmaktadır.

Meslek: Grup olarak icra edilen
mesleklere mensup olanlar bağımsız olarak icra edilen meslek mensuplarından
daha çok siyasetle ilgilidirler.

Psikolojik ve Bireysel
Faktörler

Siyasal bakımdan kendini etkin gören bireyler, her türlü
siyasal gelişmelere aktif şekilde katılmakta ve siyasal otoritelerin kararlarını
etkilemeye çalışmaktadırlar.
Yabancılaşma ise tersi
bir durum yaratmaktadır.

Yaş: Gençlerin zaman ve
enerji olarak belli siyasal eylemlere elverişli olmaları, aile ve geçim
yükümlülüğü taşımamaları, disiplinli ve kontrollü çalışmayı gerektiren bir
meslek sahibi olmamaları gösteri yürüyüşü, boykot, grev, seçim kampanyalarında
görev alma, protesto eylemlerinde bulunma gibi siyasal davranışları
göstermelerine imkân vermektedir.

Cinsiyet: Siyasal eylemlerde
bulunabilme açısından erkeğin sosyo-ekonomik donanımı ile kadının donanımı arasında
önemli farklılıkların bulunması da kadınların aleyhine bir durum oluşturmaktadır.

Siyasal ve Hukuksal
Faktörler

Başta anayasa olmak üzere temel yasalar siyasete belli sınırlar
çizmektedir. Vatandaşların siyasal sürece nasıl katılacakları, ne gibi
sorumluluk ve haklara sahip oldukları, siyasal haklarını kullanırlarken hangi normlara
uymaları gerektiği gibi hususlar yasalarca düzenlenmiştir.

Teknokrasi,
teknisyenlerin ve uzmanların belirleyici rol oynadıkları sistem olarak tanımlanabilir.
Teknokraside her türlü teknik ve uzmanlık bilgisine sahip bürokratlar, seçilmiş
kişilerin önüne geçerek halktan almadıkları bir gücü, sahip oldukları teknik
bilgiye dayalı olarak kullanmaktadırlar.

Totaliter sistemlerde siyasal katılma bireysel düzeyde değil
toplumsal düzeyde kitlelerin mobilize edilmesinin bir aracı olarak ortaya çıkmaktadır.

Siyaset Bilimi
Editör: Davut Dursun & Mustafa Altunoğlu
Anadolu Üniversitesi yayını