Ana Sayfa Sosyoloji İsmet Özel – Şiir Okuma Kılavuzu

İsmet Özel – Şiir Okuma Kılavuzu

0

İsmet
Özel – Şiir Okuma
Kılavuzu


…omuzlarının üzerinde kafa taşıyan bir adam…

Şiirden yoksun bir edebiyat ortamının
yokluğunu hiçbir dahiyane açıklama gideremez.

Ekmek nasıl yenir?

Ayağındaki pabucu nasıl giydin?

Bu sorular önemli, ciddi sorulardır ve
cevapları şiir nasıl okunur sorusunun cevabı kadar çetindir.

Niçin şiir okuruz?

Bir doyum sağlamak için.

Çünkü insan ne yaparsa hep bunun gibi
muharrikler itkisiyle yapar.

İnsanlar öteki canlılar gibi davranışlarını
güdülerinin peşi sıra yalıncak sürüklenmiş olsalardı hiçbir zaman kendi
dışlarında nesnellik kazanmış olan sanattan, soyutlama düzeyinde bağımsız bir
kimlik sahibi olan düşünceden bahsedemeyecektik.

İnsanoğlu, yaşama güdüleri ile yaşama
biçimi arasındaki uyumu kendisi kurmak zorundadır.

İnsan dışındaki canlılar yaşamak için ne
yapacaklarının bilgisine peşinen sahiptir.

İnsanın herhangi bir şeyi bilebilmesi için
bilgi denilen bir soyutlukla ilinti kurması gerekir.

İnsan olmak yahut insan kalmak ancak bir
bilgi dağarcığıyla yani birtakım soyut uzlaşma alanlarıyla mümkündür.

Sağlıklı ve dolaysız bildirişim şiirin
doğmasını gerektiren pürüzleri ortadan kaldırır.

Şiir okuma isteği duymamız, yokluğunu
hissettiğimiz bir şeyleri tamamlamak, bir zorluğu gidermek ve nihayet bir doyum
sağlamak içindir.

“Bütün”

İnsanoğlunun yaşaması, bir parçası olduğu
bu bütüne sıkı sıkıya bağlıdır.

İnsanın kendisinin de bir parçası olduğu
bütünün açıklamasına değil, benimsenmesine giden yol üzerinde şiir vardır.

Şiir her insanın bütüne olan hasretini
kamçılar.

İnsanoğlunun en sahici dili şiirdir.

İnsan, kendi insanlığını tartışmak istediği
zaman,

Kendini çevreleyen nesnelerle olan
bağlantısının vehametini kavradığı zaman şiir canlılık kazanır.

19. yüzyılda Avrupa’da şiirin çok canlı
oluşu Batı medeniyetinin eline geçirdiği ile ne yapacağını bilemeyişi
yüzündendir.

İnsan (…) kendini bir başkasına yansıtarak
görmek istiyorsa (…) başkasına söyleyerek (…) kendini öğrenmek istiyorsa şiire
başvurur.

İnsan (…) en sahici dilini (…) devreye
sokabilirse şimdi içinde bulunduğu durumdan çıkabilir.

Dilin çok anlamlılığı gerçek olduğu için
şiir gerçeğe sahip çıkar.

Sözler (…) şiirde (…) sırf kelime oldukları
için önem kazanırlar.

İnsan mısralarda, şiirlerde hiç kimsenin
elinden alamayacağı bir yurt bulur.

Şiir ancak kendi onuruna sahip çıkarak bize
kadar gelirse şiirdir. Başka bir etkinlik içinde şiir aramak fanteziden öte
anlam taşımaz.

Hangi metnin bir dünya görüşünün kaynağı
olduğunu söylerseniz, o metnin artık şiir olmadığını söylemiş olursunuz.

Cesar Vallejo’nun bir şiiri:

Umuttan
Söz Etmek İstiyorum

Yalnızca acı çekiyorum bugün.

Öyle derin ki acım bir sebebe bağlanamaz,
sebepsiz de olamaz. Sebep ne olsun ki? Ona sebep olabilecek önemdeki şey nerde?
Hiçbir şey sebebi değil, hiçbir şey ona sebep olabilecek güçte değil… (s.
32-33)

…sanat bize hakikati anlamayı öğreten
yalandır.

Şiirde kelimeden vazgeçilmez ama şiir
kelime sanatı değildir.

Şiir dil aracılığıyla dilin anlatım
olanaklarının aşılmasıdır.

…özgürlüğün şiire ihtiyacı vardır.

Şiirin yeri ve işlerliği insanların
yaptıklarının muhteva kazanışındadır.

Değerli olan eylemdir ama eylemin hangi
değerde olduğunu ve giderek değerli olup olmadığını öğreten şiirdir.

Ucunda ölüm olmayan şeyi ciddiye almak
zorunda değiliz.

Ayak sürüyen şiir dünya düzeninin ölgün
ruhunda yuvalandığı için hesaba katılmaz.

…ayak direyişin örnekleri (…) iyi bakıldığında
Türk şiirine varan yolun iki ana çizgiden oluştuğu farkedilecektir. Bunlardan
biri ethos ağırlıklı Fikret-Akif-Nâzım çizgisi, diğeri pathos ağırlıklı Yahya
Kemal-Ahmet Haşim çizgisidir.

Birincisi (…) ulaşılacak bir yer

Yeri, zamanı, insanı yoğurmayı gözeten bir
çizgidir.

(İkincisinde) estetik yapı dildeki içkin
özelliklerde aranır.

Onlarınki, devletten gelen bir şiirdir.

Türk şiiri modernleşmesini ethos ağırlıklı
kanaldan değil de daha ziyade pathos ağırlıklı kanaldan akarak
gerçekleştirdiyse bunun sebebini geçen zaman içinde şairlerin devlete milletten
daha fazla yaslanmakta sakınca görmeyişlerinde bulabiliriz.

Dünyanın i’tizâli insanla varoluş arasında
bir boşluk bırakır.

Bu yeryüzünde insanoğlu şairane mukimdir.

…insan bu “yalan” dünyada gerçekten şairane
ikamet eder.

İnsanlık durumunun neliği hakkında bize
bilimin öğreteceği hiçbir şey yoktur.

Neyi andı isek kendi insanlık durumumuzla
varlık arasındaki bağlantıya açılırız.

Şiirin ayırıcı vasfının vezin, kafiye,
mısra düzeni, musiki gibi biçime bağlı bir öğe olmadığını bilmemiz iyi olur.

Musiki ve onu mümkün kılan sanatlı sözler
şiirin belkemiğini teşkil etseydi, tıkanık, ayrıntılardan kurulu Divan
edebiyatını şiir için vazgeçilmez saymamız gerekirdi…

Şair, şiir, okuyucu

Aralıkta bir boşluk var. Boşluk.

Taoculara göre en değerli şey boşluktur.

S(ev)ginin evi olduğunu akıldan çıkarmamak
lazım.

Şiir hoşumuza giden bir şey değildir,
boşumuza gelen bir şeydir. (s. 83)

Şiir yüzümüze çarpan bir övgü veya
sövgüdür.

Şiir bilim alanında hesaba katılan,
felsefede söze konu edilen gerçeklerin yokedilmesiyle ayakta durur.

Olduğunu anlamakla övünenin ne kadar sövgüye
müstahak olduğu şiir bilgisiyle farkedilir.

Kendini bilen insan da gittikçe azalmayı
öğrenir. Kendilik bilgisi insana, insanlara olan ihtiyacı artırır. Kendini
bilen insan yardımın insanlardan gelmeyeceğini de bilir.

Şule Yayınları

8. Baskı, 2004