Ana Sayfa Tarih Tarihi Eserler Ayasofya Camii -Selanik- Tarihi, Mimari, Özellikleri, Hakkında Bilgi

Ayasofya Camii -Selanik- Tarihi, Mimari, Özellikleri, Hakkında Bilgi

0

Ayasofya Camii, Yunanistan’ın Selanik şehrinde kiliseden çevrilen cami.

1380 yılından itibaren birkaç defa el değiştirdikten sonra 1430’da Sultan II. Murad tarafından kesin olarak fethedi­len Selanik’te fethin hemen arkasından camiye çevrilen ilk kilise Akheiropoietos Kilisesi’dir. Burası Türk devrinde Eski Cu­ma Camii olarak adlandırılmıştır. Ayasofya ise fetihten hayli sonra camiye çevrilmiştir. Ayasofya’nın cami olarak ba­nisi İbrahim Paşa gösterilmekte ve bazı kaynaklarda 993 (1585) yılında bu eski kilisenin cami yapıldığı kaydedilmekte­dir. Evliya Çelebi’nin Seyohatnâme’si-nin ilk baskısında, kitâbesindeki ebced için verilen bir dipnotta, son mısradaki “feth-i karîb” ibaresinin 800 (1397-98) yılını verdiği bildirilmektedir. Fakat bu tarihte Selanik henüz kesin olarak Türk idaresine geçmemişti. Yabancı yayınlar­da baninin adı Raktoub (?) İbrahim Pa­şa olarak yazılıdır. Eğer bu Raktoub’un doğrusu Maktul ise tarihin 1585 olma­sına imkân yoktur. Makbul (Maktul) İb­rahim Paşa 1536’da idam edilmiştir. Bu İbrahim Paşa’nin İstanbul ve Hezargrad’-dan (Razgrad) başka Selanik’te de hayratı olduğu bilinmektedir. Büyük ihtimal­le Ayasofya Sadrazam Makbul İbrahim Paşa’nın vakfıdır ve 993 tarihi yanlıştır. Nitekim Topkapı Sarayı Arşivi’ndeki Cemâziyelevvel 863 (Mart 1459) tarihii bir belge (nr. 6254), Selanik’te Küçük Aya­sofya denilen manastırın bütün hakla­rıyla Sırp Kralı Brankoviç’in kızı ve Sul­tan II. Murad’ın zevcelerinden Mara-Despina Hatun’a bağışlandığını haber verir. Buradaki “Küçük” adının İstanbul’daki Büyük Ayasofya’ya nisbetle verildiği tah­min edilmektedir. Diğer taraftan XVI. yüzyılın sonlarında yaşayan Âşık Meh-med b. Ömer Menâzırü’l-avalim adlı eserinde, Ayasofya’nıri Kanunî Sultan Sü­leyman’ın veziri Maktul İbrahim Paşa ta­rafından hıristiyanlardan alınarak cami­ye çevrildiğini, yanına bir minare ve av­lusuna bir şadırvan yapıldığını bildirir. Şu halde kilisenin camiye çevrilmesi İbra­him Paşa’nın ikbal yıllarında, yani 1523-1536 arasında olmalıdır. Nitekim yazma bir mecmuada bulunarak kaynağı gös-terilmeksizin istinsah edilmiş bir kop­yası elimizde bulunan üç beyitlik man­zum bir tarih, Selanik Ayasofyası’nın 934 (1527-28) yılında İbrahim Paşa hayratı olarak camiye çevrilmiş olduğunu hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde ispat etmektedir. “Târîh-i İtmâm-ı Ayasofya der Mahrûse-i Selanik” başlığı altındaki bu manzume tarih ve baniyi açık suret­te ifade eder.

Evliya Çelebi 1078 (1667-68) yılında çıktığı seyahatte uğradığı Selanik’te en meşhur caminin Ayasofya-yı Kebîr oldu­ğunu bildirdikten sonra, bu mabedin bi­raz küçük olmakla beraber İstanbul’da­ki Ayasofya’ya benzediğini ve Trabzon’­daki Ayasofya büyüklüğünde olduğunu yazar. Bu üç Ayasofya’nın yapılışları hakkında anlattıkları ise hiçbir esasa dayan­maz. “Sol tarafında yeşil somakiden züm­rüt gibi mücellâ bir kürsü vardır ki mis­li dünyada yoktur” dedikten sonra ca­minin dört mısralık inşa tarihini verir. Ayrıca yine onun yazdığına göre kubbe­sini örten kurşun sarıya çalan renkte­dir. “Onun için içinde altın vardır derler”, avlusunda ise o yıllarda gayet büyük ağaçlar bulunmaktadır. Ayasofya, 1890’da Selânik’in büyük bir kısmını ha­rap eden bir yangında büyük ölçüde za­rar görmüş ve uzun yıllar kapalı kalmış­tır. Osmanlı Devleti’nin son yıllarında bu­rasının tamiri için projeler hazırlanmış ve büyük paralar harcanarak Fransız mi­marların projelerine göre cami ihya edil­miş, Sultan V. Mehmed Reşad 1911’deki Rumeli seyahatinde Selânik’e uğ­radığında ilk cuma selâmlığını burada yaparak yeniden ibadete açmıştır. An­cak 8 Kasım 1912’de şehrin Yunanlılar’a tesliminden pek az sonra cami tekrar kilise yapılmış, içinde ve dışındaki Türk devri unsurları yok edilmiştir. Eski fo­toğraflarda görülen, caminin sağ tarafı­na bitişik uzun gövdeli zarif minare yık­tırılmış, XVI. yüzyılın çok sanatlı bir işçi­liğe sahip mermer minberi ortadan kal­dırılmış, aynı derecede itinalı işçiliği olan müezzin mahfili ise altındaki sütunları kesilerek avlunun bir köşesine gömül­mek suretiyle içine toprak doldurulup çiçeklik biçimine sokulmuştur. Geçen yüzyıl sonlarında moda olan arabesk-Türk klasik devri sanatı karışımı bir üs­lûpta olduğuna göre, herhalde 1900-1910 yılı tamirinde yapılan geniş kemer­li avlu kapısı da tamamen yıktırılmıştır. Bu arada içerideki diğer İslâmî unsurlar da yok edilmiştir. Yalnız binanın batı cephesi boyunca uzanan ve stalaktitli başlıklı mermer sekiz sütunun taşıdığı yedi kemerli, üstü öne meyilli kiremit kaplı bir çatı ile örtülü olan son cemaat yeri bırakılmıştı. 1945’ten sonra kilise yeniden tamir edilirken Türk devrinin bu son izi de tamamen sökülmüştür. Ayasofya’nın kuzeybatı köşesinde bugün tuğ­ladan bacaya benzer bir kule görülmek­tedir. Bazı Yunan yazarları bunun Bizans çağına ait olduğunu iddia ederler. Bazı­larına göre ise bu, camiye bitişik Türk imaretinin bacasıdır.

Selanik Ayasofyası Bizans devrine ait kubbeli bir bina olup herhalde VI. yüz­yılda inşa edilmiştir. Birkaç defa ilâve­ler yapılan kilisenin ana mekânı dört kö­şe bir kule biçiminde yükselir ve bunun üstünü yayvan bir kubbe örter. Plan ba­kımından İstanbul’daki Ayasofya ile hiç­bir benzerliği yoktur. 1911 ‘den sonra tek­rar kiliseye çevrildiğinde duvarlar kazı­narak bazı mozaikler meydana çıkarıl­mıştır. Evliya Çelebi’nin bahsettiği “yeşil somakiden zümrüt gibi mücellâ kürsü” ise yekpare yeşil Tesalya somakisinden (verde antico) yontulmuş ve işlenmiş bir Bizans vaaz kürsüsü olup camide de kür­sü olarak kullanılmıştır. Bu çok değişik ve değerli eser 1905 yılında cami tamir edilirken İstanbul Arkeoloji Müzesi’ne ge­tirilmiştir. Bugün halen burada bulun­maktadır.

Diyanet İslam Ansiklopedisi