ZULÜM

113
PAYLAŞ

 

ZULÜM

 

Zulüm mefhumu Kur’an-ı
Kerim’de çok geniş yer tutan bir kavramdır. Bu kavram iman ve amel bakımından
geniş manalar ih­tiva eder. Tespitimizde yanılmamışsak, zu­lüm ve müştakları
Kur’an’da 280’den fazla geçmektedir. Bu sayıya zulüm manasında kullanılan diğer
kelimeler dahil değildir.

Arap dilinde en eski
lügatçilerden birisi olan Ibni Fâris (395/1004), zulmün iki kök manası
bulunduğunu, bunlardan birincisi­nin, ziya ve nurun aksini, diğerinin de,
“Bir şeyi yerinden başka yere koymak” anlamım ifâde ettiğini
belirtir. Bu manadan olmak üzere Arapların “Babasına benzeyen
zul-metmemiştir” manasındaki atasözlerini ör­nek verir. Bu ikinci anlam,
“Bir şeyi kendi yerine koymamak veya yerinden başka yere koymak”,
zulüm için, hemen hemen bütün klasik Arap I üga iç ilerince ortak mana kabul edilir.
O halde “Ya bir noksan, ya bir ilâve yahut vaktini ve yerini değiştirmek
suretiy­le bir şeyi kendisine mahsus yerden başka bir yere koymaktır”
zulüm.

Bir şeyi kendi yerine
koymamak, hak yemek, eksik yapmak, haddi aşmak, söz ve fiilde aşırılık, cevr,
sitem ve işkence mana­larına gelen zulüm, Türkçe’de en geniş şe­kilde
“haksızlık” kelimesiyle ifade edilebi-

lir. “(…)
Onların kıl kadar hakkı yenmez (Lâ yuzlemûne fetflâ)” (Nisa, 49);
“Her iki bah­çe de yemişini vermiş, ondan hiç bir şeyi ek­sik etmemişti
(…)” (Kehf, 33); “Aralarında adaletle hükmedilir, asla haksızlığa
uğratıl­mazlar (Lâ yuzlemûn)” (Yunus, 54) ayetle­rinde bu manalar açıkça
anlaşılmaktadır.

 

Kur’an’da Zulüm manası ifâde eden di­ğer kelimeler

 

Kur’ân-ı Kerim’de
zulmün değişik ton­daki manalarını ifade eden bir takım başka kelimeler de
geçer. Bunları aşağıdaki şekil­de sıralamak mümkündür.

 

Bİ gayri hak

 

“Haksız
yere” manasına gelen bu terkip, zulümle aynı manada pek çok ayette geçer.
(Bakara, 61; Âl-i îmrân, 21,112,181,155; En’âm, 93; A’raf, 33,146; Kasas, 39;
Fussi-let, 15; Şûra, 42; Yûnus, 23; Hac, 40; Mü’min, 75)

 

Bağy

 

Haksızlık, azgınlık,
her türlü tecavüz, haddi aşma, aşırılık muhtevalarında zulüm manasına gelir.
(Bakara, 173; En’âm, 145-146; Nahl, 90,115; Kasas, 76; Sâd, 22,24; Şûra,
28,39,42; Hucurât, 9)

 

‘Adv, Adî, l’teda, Ya’tedî, Mu’tedî

 

Bu kelimeler, haddi
aşmak, hakka teca­vüz etmek, hakkı ve Allah’ın sınırlarını çiğ­nemek ve
haksızlık manalarında zulüm an­lamı ifade eder (Bakara, 229; Yûnus, 90; Talâk,
1)

 

İsraf ve Müsrif

 

Haddi aşmak, aşırı
gitmek ve haddi aşan ve taşkınlık eden manalarında zulmün ifade alanlarına
girmektedir. (Zümer, 53; Mü’min, 28 gibi.)

 

‘Azâb, ‘Azzebe

 

Zulmün ileri
vardırılmış bir şekli olan iş­kence ve işkence etmek manasında bu keli­meler de
zulüm manasında geçmektedir. (A’raf, 141; Yûsuf, 25; Tâhâ, 47; Kehf, 87;
İbrahim, 6; Ankebût, 10; Sâd, 41; Nemi, 21; Nûr,2)

 

Eza ve Fitne

 

Yer yer bu iki kelime
de Kur’an’da işken­ce derecesine varan zulüm manasında ge­çer: (Âl-i îmrân,
195; Burûc, 10; Yûnus, 83; Nahl, 110; Ankebût, 10.)

 

Zulmün Cahİliye Anlayışındaki Yeri

 

Cahiliye Arapları
zulmü, zahiren “Hiç sebep yokken yapılan bir haksızlık veya kö­tülük
olarak” kabul etmiş olabilirler. Bu iti­barla kendi içinde bulundukları
zulmün far­kında değillerdi. Allah’a şirk koşmanın bü­yük bir zulüm olduğunu
kavrayanı ıyorlar-dı. Bu anlayış türünden olmak üzere Kur’an bize, Hz.
İbrahim’in putları kırmasının, put-perestlerce bir zulüm olarak nitelendiğini
haber verir. (Enbiyâ, 59)

Fir’avn’ın İsrail
oğullarını köleleştirme­si, köleliğe alıştırması, onlara erkek çocuk­larını
öldürüp kız çocuklarını sağ bırakma­ya kadar varan zulümleri, Fir’avn
tarafından normal bir durum olarak takdim edilir ve bu fiilî zulüm hâline karşı
çıkan Hz. Musa, fit­ne çıkaran bir nankör olarak nitelenir. (Şu-arâ, 18-19)
Meselenin hakikatini Hz. Musa, şöyle çözüverir: “O başıma kaktığın ni’met
de tsrâil oğullarını köle yapman (yüzün­dendir.” (Şuarâ. 22)

Öncekilerden görülen
düşünce ve davra­nışlar, çoğu zaman taklitle benimsenir, doğ­ru ve yanlışlığı
kalabalık halk kitleleri tara­fından farkedilmez hâle gelir. Çoğunluk
atalarının izinde olmayı yani alışkanlıkları­nı bir haklılık sebebi olarak
ileri sürer. Artık çok ender bazı fıtratı bozulmamış kafalar, bu müştereklerin
doğru veya yanlışlığını muhakeme konusu yapabilir ki bunların ba­şında
elbetteki en büyük inkılâpçı şahsiyet­ler olan peygamberler gelir. (Bakara,
170)

Cahiliye düşüncesinde
zulmün tabiî bir icraat olarak kabul edildiği de anlaşılabilir. Çünkü baskın ve
talanlarda ele geçirilen mal ve canı meşru bir mülk kabul eden bir zihniyet
için bu durum pek de garip sayıl­mayabilir. Nitekim cahiliye Arap şiirlerin­de
zulmü normal gösteren izlere rastlana-bilmektedir. Şair Mütenebbî (354/915)
şöyle der “Zulüm beşerî nefislerin fıtratın­da mevcut bir hususiyettir.
Arada müstesna olarak bir iffet sahibi geçinen bulur ve gö­rürsen, elbette onun
da bir maksadı ve men­faati vardır da ondan zulmetmiyordur” an­lamındaki
beytiyle bu cahiliye zihniyetini gayet güzel ortaya koymuştur.

Yine cahiliye
anlayışında ister haklı ister haksız olsun, yakın akrabasını kayırma duygusu
vardır, (el-hamiyyetü’1-câhiliyye)

Bütün mefhumları Allah
indindeki ha­kikî ve aslî manalarına kavuşturan İslâm, zulüm mefhumuna da
gerçek manalarını yüklemiştir. İşte biz bu madde boyunca zul­mün hakikî manasım
Kitap ve Sünnete göre ortaya koymaya çalışıyoruz. İşte bu ölçüler dahilinde
zulmün ve zalimin kimler oldu­ğunu bir bir göreceğiz.

 

Zulmün Çeşitleri

 

Bazı alimler zulmü,
geniş bir tasnifle üç gruba ayırmışlardır:

 1- İnsan ile Allah ara­sında olan zulümdür ki, en büyüğü
küfür, şirk ve nifaktır.

 2- İnsanla insan arasındaki zulümdür ki, insanların
kendi hemcinsleri­ne karşı işledikleri suçlar, günahlar ve hak-

sızlıklardır.

 3- İnsanın kendi kendisine zul-metmesidir ki, insanın
itikadı ve amel! her türlü yersiz ve haksız davranışı aslında ve öncelikle
kendi canına yazık etmesidir (Nah!, 33). Çünkü her yaptığının hesabım
verecektir.

Biz bu taksimden biraz
farklı olarak zul­mü, aşağıdaki şekilde ele alacağız:

 

İnanca Zulüm

 

İtikadı konuların
başında şüphesiz ki Al­lah inancı gelir. Allah’ın zât, sıfat ve fiille­rinde
eşi ve benzeri yoktur. İnsanın Allah inancı İslâm’ın tanıttığı şekilde olursa,
o kimse şirkten kurtulur. İslâm’ın tanıttığı şe­kilde Allah’ı tanıyamamak
insanı şirkten kurtaramaz. Şirk ise en büyiik zulümdür. Lokman (a.s.), oğluna
öğüt vererek demişti ki: “Yavrum, Allah’a ortak koşma, çünkü şirk büyük
bir zulümdür.” (Lokman, 13) “îman edip de imanlarına zulüm karıştırma­yanlar
(var ya), işte korkudan emin olmak onların hakkıdır ve doğru yolu bulanlar da
onlardır.” (En’am, 82) ayeti inince, ashabın nefislerine bu ayet ağır
gelmiş de “Hangi­miz nefislerine zulmetmez?” demişlerdi. Bunun
üzerine Cenâb-ı Allah, “Şüphesiz ki şirk büyük bir zulümdür.”
(Lokman, 13) ayetini inzal etmişti. Yani bu zulümle şirkin kasdedildiği
açıklanmıştır.

Kur’an’da ayrıca,
ulûhiyeti inkâr zulüm olarak nitelendiği gibi (Şuarâ, 10; Kasas, 40,50),
ulûhiyet iddia etmek de zulüm ola­rak nitelenir.(Enbiyâ, 29; Nâziât, 24) Çün­kü
bu kâinatın yaratıcısının hukukuna bir tecavüzdür. Bundan dolayı yine Kur’an’da
Nemrud’un inkârı (Bakara, 258), İsrail oğullarının buzağıya tapmaları (Bakara,
51, 92; A’raf, 148, 150), inkârında direnmek

(Isra, 99), putlara
tapmak (ÂI-i İmrân, 127-128,151; Hac, 71), münafıklık (Tevbe, 47, 107, 109;
Haşr, 16-17), Hristiyanlık hep şirk ve zulüm olarak tanıtılmıştır. (Mâide, 72)

Kur’an’da Allah’ın
ayetlerini inkâr da zu­lüm olarak tanıtılır: Ayetlere zulüm, Kur’an’a ve
Kur’an’dan önceki kitaplara inanmamak (Araf, 176-177; Sebe’, 31), Al­lah’ın
vahiy olarak indirdiği daha önceki sözlerini değiştirmek (Bakara, 59; A’raf,
162), kibirlerinden Allah’ın ayetlerini yalan saymak (A’raf, 40), onlan bile
bile inkâr et­mek (Ankebût, 49) ve Allah’ın ayetleriyle alay etmek hep bu
inançta zulüm cümlesin­den sayılır. (En’am, 68)

Allah’ın
peygamberlerini doğrulayıcı mu’cizelerini inkâr etmek (A’raf, 103; En-fal, 54),
mucizelere sihir (büyü) demek (İs-ra, 59; Kasas, 36-37) de hep zulüm olarak
lavsif edilmiştir.

Kendisine vahiy
geldiğini Öne sürerek sahte peygamberlik İddiasında bulunmak da inanç sahasında
cereyan eden bir zulüm çeşididir. (En’am,21,93; A’raf, 37)

İman konularından bir
veya birkaçının inkârı da Kur’an’da zulüm olarak tanıtılmış­tır. Peygamberliğe
ve peygamberlere inan­mamak ve onlarla alay etmek (NahI, 113; İsrâ, 47; Furkan,
8, 27,37), Kitaplara inan­mamak (Yûnus, 39; Ahkâf, 10), Kıyamet ve ahireti
inkâr etmek (Kehf, 37; Meryem, 38-39), irtidat etmek (Âl-i İmran, 86), Allah’ın
kudretinden tereddüt etmek (En’am, 57-58), kâfirleri dost edinmek (Tevbe, 23),
“Şu helâldir, şu haramdır.” şeklinde kendiliğin­den hüküm koymak
(Nahl, 116-118) Kur’an’a göre zulümdür ve bu inancın sa­hipleri de zalimdirler.

 

Kur’an’da Zulüm Olarak Gösterilen Fi­iller

 

Zulüm kavramı
Kur’an’da çok geniş bir kullanım alanına sahiptir. Amelî sahada her nevi büyük
ve küçük günahlar zulüm olarak nitelenebilmektedir. Peygamberlerin
zelle-lerinden tutun da (Bakara, 35) kebâir deni­len büyük günahlara kadar
zulüm ismi kul­lanılabilmektedir. Elbette bunlar arasında derece ve mahiyet bakımından
çok farklar bulunduğu için, sorumluluk ve cezalan da farklı farklı olacaktır.
Kısaca haksız ve yer­siz her türlü inanç ve amel zulüm olduğu için, Taberî’nin
dediği gibi bu geniş mana bütün Kitaba yayılan değişik anlamlarda­dır.

Allah yolundan men etmek
(A’raf, 44-45), adam öldürmek (Mâide, 29), hırsızlık etmek (Yûsuf, 75),
erkeklere yaklaşmak (homoseksüellik), yol kesmek ve kötülük işlemek (Ankebût,
29-31), yetim malı ye­mek (Nisa, 10), haksız yere başkalarının malını yemek
(Nisa, 29-30), namusa hain­lik etmek (Yûsuf, 23), suçludan başkasını
cezalandırmak (Yûsuf, 78-79), Allah’a ya­lan isnat etmek (Âl-i îmran, 94),
cürüm ve suç işlemek (A’raf, 165), Allah’ın indirdiği ahkâm ile ile hükmetmemek
(Mâide, 45), Allah’ın layin ettiği sınırlan çiğneyip geç­mek (Bakara, 229;
Talak, 1), Allah’ı bu dünyada açıktan görmek istemek (Nisa, 153), kâfirleri
sevip onları dost edinmek (Tevbe, 23; Mümtehine, 9) ve onların hatı­rını üstün
tutmak (En’âm, 52), şeytan ve zürriyetini dost edinmek (Kehf, 50) Kur’an’da
zulüm olarak anıldığı gibi, gü­nahtan tevbe etmemek (Hucurat, 11) ve ge­rektiğinde
hicret etmemek de zulüm olarak anılır. (Nisa, 97)

Cihada gitmemek
(Bakara, 246), aldatıcı va’dde bulunmak (Fâtır, 40), şeytana uyup lüks ve
konfor içerisinde Rahman’ı anmak­tan gaflet etmek (Zuhruf, 38-39; Kehf, 16-17),
azabı acele istemek (En’âm, 58), suçlu­lara yardımcı olmak (Kasas, 16-17),
keyfi­ne uymak (Kasas, 50), boşadığı kadının ev­lenmesine mani olmak (Bakara,
231), ziraî mahsullerin öşrünü vermemek (Kalem, 27-29), Allah’ın hazineleri
benim yammdadır, gaybı ben bilirim, ben bir meleğim, küçük görülenler için,
“Allah onlara bir hayır ver­meyecek” demek (Hûd, 31) de Kur’an’da
zulüm olarak nitelenir ve bu davranışların sahipleri de Kur’an’a göre
zalimdirler.

 

Kimler Daha Zalimdir?

 

Yüce Allah Kur’an’da
zulmü ve zalimle­ri tanıttıktan başka bir de ism-i tafdil sîga-sıyla bazı
vasıfların kendilerinde bulundu­ğu kimseleri daha zalim (en zalim) olarak
tanıtmaktadır. Bu vasıflardan bazıları önce­ki kısımda da bulunmakla beraber,
bir kıs­mı onlar içerisinde mevcut değildir. Bu ba­kımdan onları burada ele
almak yerinde olur istedik. Yüce Allah, Allah’ın mescitle­rinde Allah’ın adının
anılmasına engel olan­ları (cami kapatanları) ve onların harap ol­masına
çalışanları (Bakara, 114), bildiği şa­hitliği gizleyenleri (Bakara, 140)
Allah’a if­tira ederek onun ayetlerini yalanlayanları (En’am, 21,157; Yûnus,
17), yine Allah’a karşı yalan uydurup bana vahiy geliyor di­yeni (En’am, 93),
bilgisizce insanları saptı­ranı (En’am, 144), kendisine hak ve hakikat ulaşınca
onu yalan sayanı (Ankebût, 68; Zümer, 32), ayetlerle nasihat edilince yüz
çevireni (Secde, 22) ve günahını unutanı (Kehf, 57) ötekilerden daha zalim
olarak tamor ve bunlardan daha zalim kimse bulun­mayacağını ifade buyurur.

Zulmün Cezası ve Allah
Zulmetmez Hak, hakikat ve adalet Ölçülerini koyan Allah, zalimleri
cezalandırmakla adaleti gerçekleştirmiş olur. Çünkü O, Adil-i mut­laktır. Bu
dünya imtihan yeri, hesap ve mu­hakeme ise ahirette görülecektir. Ancak ba­zı
çok azgın zalimler zulümlerinde çok İleri giderek mazlumun ânını almakta ve
gayre-tullaha dokunmaktadırlar. Böyleleri için, bazan bu dünyada da Allah’ın
cezasının in­diği görülmektedir. Çünkü Allah zalimleri sevmez (Âl-i İmrân,
40,57) ve onlardan in­tikamını alır. (Hicr, 78-79) Peygamberimiz (s.),
“Mazlumun duasından sakınınız, çün-

kü onunla Allah
arasında perde yoktur.” bu­yurmuştur. (Buhârî, Cihâd, 180) Cenâb-ı Allah
da “Biz ahâlîsi zâlim olan memle­ketlerden başkasını helak edici
değiliz.” (Kasas, 59) buyurmuştur. Şu halde bu dün­yada helake uğrayan Nûh
(a.s.)’ın kavmi su­da boğulmayı (Mü’minûn, 28), Âd kavmi, korkunç sesli azgın
bir kasırgaya tutulmayı (Mü’minûn, 41), Lût kavmi üstlerinden taş yağmayı (Hûd,
82), Medyen halkı depremle (A’raf, 91), Eykeliler buluttan ateş yağmak­la
(Şuara, 189), Fir’avn ve adamları suda boğulmakla (A’raf, 136) helak olmayı hak
etmişlerdir. Yoksa “Rabb’in hiç kimseye zulmetmez. (Kehf, 49)

Veli ULUTÜRK

 

 

PAYLAŞ
Önceki makaleZİMMÎ
Sonraki makalePSİKOLOJİNİN TANIMI