Ziya Gökalp’in Görüşlerinin Biçimlenişi ve Sosyoloji Anlayışı

Ziya Gökalp ilk düşünsel etkileri ve sosyolojik görüşlerinin alt yapısını babası Tevfik
Bey, amcası Hasip Bey, fen bilgisi hocası Yorgi Bey ve daha sonra tanıştığı Naim
Bey’den almıştır. Babası Tevfik Bey, Batı tarzı bir eğitim almasını sağlayarak
onun Batılı liberal görüşlerle vatanseverlik ve dini inançları uzlaştırmasında; amcası
Hasip Bey, Arapça ve Farsça öğrenerek islam felsefesi, islam hukuku ve Doğu
düşüncesiyle tanışmasında; Dr. Yorgi Bey, bir toplumda reform yapmadan, rejim
değişikliğine gitmeden yapılanların kalıcı olması için o toplumun en iyi şekilde incelenmesi
ve tanınması için bilgi sahibi olmanın gerekliliği konusunda (Heyd,
1980: 16); Naim Bey de hangi ilkelerin, görüşlerin bir milleti uygarlığa götürebile
ceğinin araştırılarak millete telkin edilmesinin gerekliği, açık bir program dahilinde
elde edilen kazanımların ve meşrutiyet değerlerinin halk desteği sağlanarak korunması
gerektiği noktasında Gökalp’in görüşlerinin oluşmasında, onun sosyolojiye,
milliyetçi Doğu ve Batı düşüncesini birlikte değerlendirme anlayışına yönelmesine
yol açmışlardır (Gökalp, 1982: 96-107). Doğu ile Batı arasında sentez yapmak,
Batıcılaşırken Doğu kültürünü de tanımak, mevcut toplumun özelliklerini ortaya
çıkarmak; toplumsal yapının özellikleri, o özelliklerle uyumlu bir devrim yapılması
nı, meşrutiyet fikrini benimseyecek ve savunacak çevrelerin oluşturulması gibi
açılımlar sunan bu dört kişi, Ziya Gökalp’in düşünce dünyasının bütününü etkilemiştir
(Kaçmazoğlu, 2003: 30).

Ziya Gökalp Diyarbakır ve Selanik’te bulunduğu yıllarda pek çok Avrupalı sosyolog,
felsefeci ve düşünürü okumasına karşın, Fransız sosyologu Emile Durkheim’in
görüşlerinin etkisinde kalmış ve onun görüşlerini Türkiye’ye aktararak temsilciliğini yapmıştır.
Fransız düşüncesinin Türkiye’ye etkisi Ziya Gökalp ile birlikte ve yeni bir olay değildir. Genç Osmanlılar ve ittihatçılar yıllar boyu genellikle Fransız düşüncesinin ve pozitivizmin etkisini taşımışlardır. Avrupa’da egemen olan sosyoloji ekolleri de
ağırlıklı olarak Fransız kaynaklı olmuştur. Fransız devrimden sonra Batı’da oluşan
modern ve kentli toplumun sorunlarını çözmek üzere 19. yüzyılda sosyoloji bilimi
olarak ortaya çıkmıştır. Sorunların düzen içerisinde, ilerlemeci bir anlayışla çözülmesi
öngörülmektedir. Bu ihtiyaçı karşılamak üzere sosyoloji oluşturulmuştur. Osmanlı
toplumu da yoğun sorunlarla boğuşmaktadır. Batılı toplumların sorunlarını
çözmek üzere kurulan sosyoloji Osmanlı toplumunun sorunlarına da çözüm üretmek
ve devletin tercih ettiği Batılılaşma siyasetini savunmak üzere Türkiye’ye aktarı
lır. Türkiye’ye aktarılan sosyoloji Batı’da olduğu gibi düzen içerisinde ve ilerlemeci
bir anlayışla, yani Avrupa’daki eğilimleri temsil edecek ekoller şeklinde olmalı
dır. Bu konuda en uygun ekol de Fransa’da A. Comte – E. Durkheim önderliğinde
geliştirilen Sosyolojizm ekolüdür. Ziya Gökalp de Türkiye’ye Sosyolojizm ekolüne
dayalı bir sosyoloji anlayışı, yani E. Durkheim’in sosyoloji görüşlerini aktarır;
toplumu, devlet kurumlarını bu görüşleri rehber alarak şekillendirmeye çalışır. Sosyolojizm
ekolü doğrultusunda bir bilim anlayışı oluşturur ve bu anlayışı başta sosyoloji
olmak üzere diğer bilim alanları ve devlet kurumlarında yaygınlaştırır.
Sosyolojiyi bir bilim haline getiren Fransız sosyoloğu E. Durkheim’in görüşlerini
zaman zaman aynen tercüme eden, zaman zaman da Türkiye’nin koşullarına
uyarlayarak yeniden yorumlayan Ziya Gökalp, Türkiye’de sosyolojinin kurucusudur.
Gökalp, ülkemizde, 1914 yılında, E. Durkheim’in sosyoloji görüşlerini, eğitimde
esas alan bir sosyoloji kürsüsü kurmuş ve bu kürsü aracılığı ile Sosyolojizm
ekolüne dayalı görüşler ülkenin egemen anlayışı, resmi görüşü haline getirilmiştir.
Pozitivist ve determinist bir anlayış üzerine kurgulanmış olan Sosyolojizm ekolünde
toplumun birey üzerinde mutlak bir egemenliği vardır. Toplumun yaptığı her şey doğrudur. Toplumu mutlaklaştıran, ona yarı tanrısal bir kutsallık yükleyen Sosyolojizm ekolü; sosyal dayanışma, toplumsal bilinç ve iş bölümü gibi kavramlarla
bireyi toplum karşısında etkisiz bir konuma taşımaktadır. Sosyolojizm ekolünün Türkiye’deki temsilcisi olarak Ziya Gökalp de bu görüşlere aynen katılır; çok nedeni açıklamalara izin veren determinist ve pozitivist bir sosyoloji anlayışı ortaya
koyar. Ziya Gökalp; toplumcu, dayanışmacı, ilerlemeci, milliyetçi, Batıcı ve laik bir sosyologtur. Bu özellikleri ile Batı tipi bir toplum modeli oluşturmaya çalışır.
Ziya Gökalp’e göre toplumlar aşiret, kavim, ümmet aşamalarından geçtikten
sonra millet aşamasına gelmişlerdir. Ziya Gökalp’e göre bir toplumsal aşamadan
4 Türk Sosyologları
bir üst toplumsal aşamaya birdenbire geçilemez. Toplumlar bir aşamadan bir başka
aşamaya geçerken bazı ara aşamalarda yaşarlar. Ziya Gökalp bir başka sınışaması
nda insanlığın vahşilik ve göçebelik aşamalarından uygarlık aşamasına geçti-
ğini bildirir.

Ziya Gökalp sosyolojiyi evrensel ve milli sosyoloji olmak üzere iki kısma ayırır.
Evrensel sosyoloji, pozitivist anlayış doğrultusunda, toplumların yapısını, işleyişini
ortaya çıkaracak, toplumların ilerlemesinde etkili olan genel geçer yasalara ulaşmayı
amaçlar. Ulusal sosyolojinin amacı ise evrensel sosyoloji doğrultusunda, bu
sefer, ulusların ortak özelliklerini, aynı uygarlık grubuna dahil olan kurumlar arası
ndaki gizli ve açık farklılıkları, aynı kökenden gelen ulusların ortak geleneğe ne
oranda uydukları, bir ulus içerisinde yer alan grupların uygarlık ve kültür düzeyleri,
Türk toplumunun kimliği ve temel özellikleri üzerinde durur. Türk toplumunun
ulaşmak istediği hedeşer doğrultusunda, yeni kimlik ve toplumsal ilerleme doğrultusunda
çalışır.
Ziya Gökalp Batıcılık, islamcılık ve ulusçuluk görüşlerini sentezleyen ilk sosyologtur.
“Türkleşmek, islamlaşmak, Muasırlaşmak” ve “Türkçülüğün Esasları” onun
en bilinen eserleridir. Ziya Gökalp toplumsal karşıtlıklar üzerinden görüşlerini sentezler.
Bu karşıt kavramlar arasında kültür-uygarlık, birey-toplum, halk-seçkin en
bilinen ayrımlardır. Bu karşıt kavramlar birbirini yok saymaz, birbirini tanımlamak
için kullanılır ve birbirlerine sıkı sıkıya bağlıdırlar. Biri olmadan diğeri de olmaz.
Gökalp’e göre Türk ulusu Ural-Altay ailesine, islam inandaş topluluğuna, Avrupa
uluslararası birliğine bağlı bir toplumdur. Batı uygarlığına girmekle Türklüğümüzden
ve dinimizden bir şey kaybetmeyeceğiz. Batı uygarlığının bir parçası olduğ
umuzda da en kutsal din Müslümanlık, en güzel dil Türkçe olarak kalacaktır.
Amaç, Türkleşen, Müslümanlığını sürdüren ve Avrupalılaşan çağdaş bir Türk-islam
toplumu oluşturmaktır.

Gökalp’e göre bireysel ve toplumsal değişimin bilimsel temelleri sosyolojinin
rehberliğinde gerçekleştirilecektir. Ulusların düzen ve ilerleme açısından hangi yasalara
tabi olduğu konusu sosyolojinin alanına girmektedir. Türkler de aşiret, kavim,
ümmet aşamalarından sonra şimdi millet aşamasına geçmektedir. Sosyolojinin
yol göstericiliği olmadan toplumsal ve bireysel anlamda kimlik değiştirmek ve ulusal
bir devlet kurmak mümkün değildir.