Ziya Gökalp’in Dil ve Edebiyat Konusundaki Görüşleri

734

1911’den itibaren dil sorununu ciddiye alan Ziya Gökalp, ulusalcı bir dil ve edebiyat

anlayışına sahiptir. Ona göre, dil ulusun temelidir. Sanat, kültür, düşünce, hukuk,

din gibi toplumsal bileşenler dil aracılığı ile ifade edilir. Ulusallaşma ancak

Türk dilini yabancı dillerin etkisinden kurtarmakla gerçekleşebilir. Yeni Türk dili

mutlaka sadeleştirilmelidir ki tüm yurttaşların anlayabileceği bir dil haline gelsin.

Halkçılık ile dil arasında zorunlu bir etkileşim vardır. O nedenle dili yabancı dillerin

işgalinden kurtarmak temel hedeşerden biri olmalıdır. Dilin sadeleştirilmesi ve

ulusallaştırılması konusunda, Orta Asya Türk toplumlarını değil, istanbul’da konuşulan

Türk ağzını esas alan Gökalp, istanbul ağzının milli dil sayılmasının Avrupa

uygarlığı içinde bir Türk kültürü yaratmaya çalışan Türk ulusu açısından yararlı

olacağını belirtir (Kaçmazoğlu, 2003: 111).

Ziya Gökalp’e göre dil ve din ulusallığın en büyük ve en önemli bileşenleridir.

Dil toplulukları aynı zamanda devlet ve yurt kavramlarını da kapsar. Dil, toplumsal

yaşamın tabanı, maneviyatın dokusu, kültür ve uygarlığın temelidir. Dilsel ba-

ğımsızlık siyasal bağımsızlığın başlangıcıdır. Dilini seven ve ulusal edebiyatını,

ulusal dille oluşturmaya çalışan bir toplum kurtuluşa ulaşmış demektir. Bu nedenle

Türkçe anlam bakımından çağdaşlaştırılmalı, terim açısından islamlaştırılmalı,

dilbilgisi, söz dizimi, yazım kuralları bakımından Türkçeleştirilmelidir (Gökalp,

1976: 74-91).

Ziya Gökalp, Türk diline giren Arapça ve Farsça kelimelerin Türkçeden çıkarılması

ndan yanadır. Ancak Türkçeleşmiş, Türkçenin malı olmuş yabancı kelimelerin

dilden çıkarılmasına karşıdır. Ona göre dildeki aşırı sadeleştirme çabaları, Türkçeye

arılık, açıklık ve sadelik getirmek yerine, karışıklığa, dilin canlılığının kaybolma-

8 Türk Sosyologları

sına yol açar. Bir dil başka bir dilden kendisinde eş anlamlısı bulunmamak koşulu

ile sözcük alabilir. Ancak bir dil, başka bir dilden çekim, türetim kuralları, tamlama

kuralları ve ekler alamaz. Bir ulus, hangi uygarlık topluluğunda, hangi uluslar

arası birlikte ise onun bütün bilimsel kavramlarını, felsefi görüşlerini, edebiyat imgelerini,

şiirsel duygularını anlatacak özel sözcüklere ihtiyacı vardır. Bu tür ihtiyaçları

nı da Batı dillerinden karşılayabilir (Kaçmazoğlu, 2003: 111-116; 191-192).

Ziya Gökalp, dil konusunda tasfiyeci, dolayısıyla katı bir öz-Türkçeci değildir.

Türk kökenli Orta Asya toplumlarından kelime aktarılmasına bile karşı çıkmaktadı

r. Onun tüm çabası Türkçeyi her düzeydeki halkın kolayça anlayabileceğ

i ve iletişim kurabileceği bir araç haline getirmektir. Temel amacı, halkla aydı

n, Türk toplumu ile islam toplumları arasındaki dilsel uzaklaşmayı durdurmak

ve yakınlaştırmaktır.

Gökalp, dil konusunda ileri sürdüğü önerilerini edebiyat konusunda da sürdürmektedir.

Buna göre eski edebiyatımız Farsçanın, yeni edebiyatımız Fransızcanın

taklidiyle oluşmuş bir edebiyattır. Millî olmayan bu edebiyatları reddetmeliyiz. Bize

daha yakın olan Macar ve Fin edebiyatlarını örnek almalıyız (Kaçmazoğlu, 2003:

113-114).

Önceki İçerikKÜRESELLEŞME VE KÜLTÜR
Sonraki İçerikZiya Gökalp Batılılaşma Açısından Eski Türklerin Önemi ve Kadın Hakları