Yoksulluğu Üreten Zihin Kodlarının Eğitim Yoluyla Çözülmesi

Mustafa Gündüz – Yoksulluğu
Üreten Zihin Kodlarının Eğitim Yoluyla Çözülmesi

“Küreselleşmenin öteki yüzü” olarak görülen
‘yoksulluk kültürü’nün giderek yaygınlaşması, modern dünyanın en büyük
sorunlarından biri haline gelmiş bulunmaktadır.

Yoksulluk, darlık ve ekonomik buhran bugünün
bir meselesi değildir. Tarih boyunca bu mesele üzerine düşünülmüş, sebepler
üzerinde durulmuş, çareler üretilmeye çalışılmıştır.

Osmanlı tarihinde ekonomik buhranların sebeplerinin
ağırlık noktası tabii vakalardan siyasi ve idari faktörlere doğru ağırlık
kazandığını söylemek yanlış sayılmayacak…

Toplumların meselelerine getirdikleri
izahlar, çoğu zaman onların zihnî kodlarını da ele verir.

Varlık ve insan arası iletişimi sağlayan
bilgi, hayatın rotasını belirleyen unsurdur. Bu bilgiye anlam ve istikamet
veren toplumsal değerlerdir.

Ülgener, bu günün toplum zihniyetini
tarihsel bağlamından farklılaştırarak, önceden olana ‘Ortaçağ zihniyeti’
demektedir.

Bu coğrafyanın ürettiği ortaçağ iktisadî
zihniyeti, durağan bir özellik gösterir. “Mabed (kilise) ortaçağ şehirlerinin
basık mimarî manzarası üstüne nasıl sivrilip yükselmiş görünürse, din ve
ilâhiyat da devrin ve muhitin tefekkürüne o şekilde hâkim bir irtifaa tırmanmış
bulunur.”

Ortaçağ zihniyeti rızk endişesi çekeni
yermiş, gelecek kaygısı çekeni ayıplamıştır.

Her türlü reaksiyon istidâdını kaybetmiş,
daima boyun eğmeye alıştırılmış, bir alt tabaka karşısında bulunduğumuza şüphe
yoktur.

Ortaçağın çalışmayı zül gören, sa’yi
ehemmiyetsiz addeden zihniyeti modern zamanların insanlarına “sen çalışma,
paran çalışsın” söylemini telaffuz ettirmiştir.

“Mihnet-i sâ’y dahi, bazıların kısmetidir,

Yoksa sâ’y etmese de vâsıl olur hâsıl olan”
(Nabi)

dedirten zihniyet, bugün hâlâ net bir
biçimde topluma, “nasip ise gelir Yemen’den çölden, nasip değilse ne gelir
elden” tekerlemesini söyleterek, insanın her türlü kazanımını öncelikle kendisi
dışındaki bir güce havale etmektedir.

16. yüzyılın önemli ahlâkçısı Kınalızâde’ye “ziyâde
sâ’y etmeyi müeddi-i noksan bulduk / çok çalışmayı eksiklik olarak gördük”
dedirten zihniyet bugün de farklı biçimlerde de olsa zihinlerdeki yerini ve
canlılığını korumaktadır.

Toplumsal hayatı ve yapıyı önemli biçimde
belirleyen ortaçağ uygulamalarından mal ve servet biriktirmeye menfî bakış,
Osmanlı toplumunda kapitalizmin ve sanayi toplumunun oluşmasını engelleyen
başlıca amildir.

Yine buna bağlı olarak “ağır ol molla
desinler” ya da “bilirsen konuş, âlim desinler, bilmiyorsan sus, ârif desinler”

söylemlerinde de açık bir şekilde pasifliğe
bir gönderme ve övgü söz konusudur.

… “aklın” Türkçede kullanım biçimleri de
hayli ilginçtir. …bu sıfatın hemen yanı başına bitiştirilen ve terim karşılığı
yine akıl olan “us”dan, “uslu” sıfatını üreten bir kültür, her ne kadar akıllıya,
aklını kullanana değer veriyormuş gibi görünse de, ikinci planda ondan şaşmaz
bir itaat ve teslimiyet beklediğini vurgulamıştır.

Geleneksel zanaatkârlığın temel çalışma
mekanizması ve prensibi, işini mükemmel yapmak ve başka hiçbir işle meşgul
olmamaktır. (bu tavır) …el emeğinin ve sanatta uzmanlığın değer olarak ön
planda olduğu zamanlarda önemliydi.

15. yüzyıla kadar toplumsal sorunların
sebebine insan ve cemiyet üstü güçler adres gösterilirken, bu zamandan sonra
öncelikle Avrupa’da ‘hümanist’ bir felsefe ile meselelerin kaynağı insanın
kendisinde ve cemiyetinde aranmaya başlanmıştır.

Yoksulluğun geniş kitleler üzerinden
kaldırılabilmesi için, uzun vadede takip edilecek yol, yukarıda kısaca
değinilmeye çalışılan zihniyet kodlarının çözülmesi uğruna mücadele vermektir.

Tanıma göre, yoksulluk kültürü, yoksulluğun
fiziksel şartları ortadan kalktığında, zorunlu olarak yoksulluk kültürünün de
ortadan kalktığı anlamına gelmez. Bir başka deyişle yoksulluk kültürü bazen,
yoksulluğun maddî şartlarından bağımsız olarak var olabilir.

Hobsbawm, yoksulluğun üç anlamı olduğu
kanısındadır: toplumsal yoksulluk, sefalet ve moral yoksulluk… Moral Yoksulluk:
toplumsal yoksulluk ve sefaletin bir sonucu olarak varolur ve ‘toplumun ya da
onun alt gruplarının ve kurumlarının değer sisteminde yoksulluğun yerini tanımlar.

Huntington, “bir toplumun başarısını
belirleyen etkenin siyaset değil, kültür” olduğunu belirtir.

Batılı devletlerin ekonomik gelişmişlikleri
altında yatan en önemli sebeplerden biri halkların eğitilmesidir.

Eğitimin temel hedefleri belirlenirken,
yetiştirilmek istenen birey tipi yeniden, bugünün ve daha da önemlisi geleceğin
şartlarına göre tarif edilmelidir.

İnsanların hayal kurmasına imkân
tanınmalıdır.

Yeni yetişen bireylere eğitimleri sırasında
“risk sermayesi” zihniyeti verilmelidir.  Risk alabilen, bundan korkmayan, riskleri
avantajlara dönüştürme becerisi gösteren bir birey tipinin yetiştirilmesine
öncelik verilmelidir.

Mustafa Gündüz, Yoksulluğu Üreten Zihin
Kodlarının Eğitim Yoluyla Çözülmesi

Folklor / Edebiyat, Cilt 19, Sayı 73 (s.
163-176), 2013