YEZİDÎLİK

80
PAYLAŞ

 

YEZİDÎLİK

 

Yezidîlik, H. 132 yılında Emeviler Devleti’nİn
çöküşünden sonra ortaya çıkan sapkın bir fırkadır. Başlangıçta Emeviler’in
üstünlüğünü yeniden sağlamak için siyasi bir hareket olarak ortaya çıkmış, daha
sonra ise çevre ve cehalet şartlan nedeniyle Yezid bin Muaviye ile îblis’i
takdis derecesine ulaşan sapkın bir yola girmiştir. Bu fırka mensuplan Seylan’a
“Melek Tavus” adı vermişler; keza Azrail’i de takdis etmişler­dir.

H. 132 yılında Irak’ın kuzeyinde meyda­na gelen Büyük
Zapsu savaşında Emeviler Devleti’nİn büyük bir yenilgiye uğrayarak dağılması
üzerine Prens İbrahim bin Harb bin Halid bin Yezid, Irak’ın kuzeyine kaç­mış ve
Emeviler ordusundan kalanlan top­lamış; onlara Yezid’in hilafet ve başkanlık­taki
haklılığını, kendisinin ise zulümle dolan dünyaya gelip adaletle hükmedecek S
uf yani olduğunu ileri sürmüştür.

Adiy bin Müsafır, Abbasiler’in takibin­den ilk
kaçanlardandı. Lübnan’dan Hakkari bölgesine geçti. Mervan bin el-Hakem’in
soyundandır. Lakabı Şerefuddin Ebu’l-Fe-dail olan Adiy, tasavvufu Şeyh
Abdülkadir Geylani’den öğrendi. Miladi 1073 yılında doğdu, 90 yıl yaşadı ve
Irak’ın Seyhan böl­gesinde öldü ve orada defnedildi.

Sakhr bin Müsafır amcası Adiy’e refakat etmiş,
öldükten sonra onun halifesi olmuş; öldüğünde yine amcasının yanına
defnedil-miştir.

Şeyh Hasan (Şemsuddin Ebu Muham-med): M. 1154 yılında
doğan Şeyh Hasan zamanında Yezidî fırkası, Yezid ve Adiy bin Müsafir’e olan
sevgisini, hem bunlara hem de İblis’e takdis haline dönüştürmüş­tür. el-Celve
H-Ashâbi’l-Halvâ, Mihaldcü’l İman ve Hidayetü’l-Ashab kitaplarını telif
ettikten sonra M. 1246’da ölen Şeyh Hasanın adı bazı Yezid fırkaları-tarafından
kelime-i şehadetle zikredilir.

Moğollara, Selçuklulara ve Fatimilere karşı
savaşmışlar ve onlardan gördükleri baskı sonucu fırkalannda gizlilik başlamış­tır.
Bu sunda Şeyh Zeyneddin Ebul-Meha-sin ortaya çıkmıştır. Adiy Ebu’l-Berekat’ın
kardeşinin soyundan olan Zeyneddin, Ye­zidîlerin Şam bölgesi emiri oldu. Ancak
ta-raftarlannın çoğalmasıyla tehlikesinin art­tığını gören Seyfuddevle Kalavun,
onu tu­tuklayarak ölünceye kadar hapsetti.

Kendisinden sonra gelen oğlu İzzeddin de Şam’ı merkez
edindi. Emiru’l Ümera la­kabıyla ün yaptı. Bir Emevi ayaklanması düzenlemek
isteyince tutuklandı ve babası gibi o da hapiste öldü (H. 731).

O zamanın hükümdarlannın tenkillerine  rağmen Yezidîlik devam etti. Irak’ın Sey­han
bölgesi önemli merkezleri olma özelli­ğini sürdürdü. Bu fırkanın en bariz
alamet­lerinden biri kendi topluluklarının sırlarını saklamaya gösterdikleri
dikkattir.

Fırkanın en son başkanı Prens Bayezid Emcvi, 1969
yılında Bağdat’ta Yezidî Dava Bürosu açma izni aldı. Halen bu büro Reşid
Caddesi’nde faaliyet göstermektedir. Büro­nun amacı, Emevi Yezidî fırkasının
Arapçı-lığını diriltmek; özet olarak Kavmiyetçilik davasını güçlendirmektir.
Sloganları: “Emevi Kavmiyetçiliği, Yezidîlik Akide-si”dir.

Son Başkan lan da Seyhan Emin Prens Tahsin bin
Said’dir.

Bu fırkanın geçirdiği dönemleri dörde ayırmak mümkün:

a) Birinci dönem: Emevi yanlısı siyasi bir hareket
idi. Muaviye’nin Oğlu Yezid’i sevmekle noktalandı.

b) îkinci dönem: Bu hareket Şeyh Adiy bin Müsafir
el-Emevi zamanında Adevi ta-rikaü haline dönüştü.

c) Üçüncü dönem: Şeyh Hasan 6 yıl süre ile inzivaya
çekildikten sonra, telif ettiği birkaç kitapla birlikte İslâm dinine muhalif
bir şeklide ortaya çıkıverdi. Yezidîlik başka bir aşamaya geldi.

d) Dördüncü dönem: İslâm’dan tamamen ayrılıp okuma
yazmayı haram gördüler ve mezheplerine bozuk ve batıl inançları sok­tular. Şu
anda da sapık bir konumdadırlar.

 

Temel düşünce ve inançtarı

 

Yezidîlerin inançlarının temeli Kerbelâ Savaşı’na
kadar gider. Bu savaşta Yezid b. Muaviye, Hüseyin b. Ali (r.a)’yi Öldürmüş­tü.
Buradan hareket eden Şiiler Yezid’i

lânetlemeye, zendeka ve içki içmekle suç­lamaya
başlamışlardı. Yezidîler ise Yezid’i sevmişler ve lanetlenmesine karşı çıkmış­lardır.
Genel olarak lanetlemeyi de kötü gördüler.

Karşılarına Kur’an’da iblisin lanetlen­mesi problemi
çılanca, bunu da kabul etme­mişler; Kur’an’ın aslında olmadığı ve bunu
müslümanlann sonradan ortaya çıkardıkla­rını ileri sürmüşler; Kur’an’daki
lanet, veya şeytan veya isûazenin geçtiği her yeri inkâra başlamışlardı. Sonra
Kur’an’da lanetlenen İblis’i takdise başlamışlardır. Bunların İblis’i takdis
felsefeleri şu şekilde­dir: İblis, Adem’e secde etmemekle Rabbı-nın,
kendisinden başkasına secde edilme­mesi emrini melekler unuttuğu halde unut­mamakla,
muvahhid Özelliğini korumuş­tur. Adem’e secde emri bir imtihandı, İblis bu
imtihanı geçmekle Muvahhidlerin başı olmuştur. Allah, bunun karşılığı olarak
kendisini meleklerin tavusu veya başkanı yapmıştır. Bununla birlikte
takdislerinin bir sebebi de kendisinden korkmalanndandır. ara, şeytan Allah’a
karşı gelip emirlerini reddedecek kadar güçlüdür. Takdislerin başka bir sebebi
de, şeytanın isyan ve karşı gelmekle kahramanlığını ispatlamış olma­sıdır.
İblis, Adem’i aldatarak haram olan ağaçtan yemesini sağlamış, bunun üzerine
Adem’in kamı şişerek Cennet’ten kovulma­sına sebep olmuştur. İblis ise,
Cennet’ten kovulmamış, bilakis Yezidi fırkasını idare etmek üzere yeryüzüne
inmiştir.

İblis’i meleklerin tavus’u kabul etmeleri sonucu,
yumru hacminde bakırdan bir lavus maketi yaparak bunu takdise başlamışlar­dır.
Bu maketle köy köy dolaşıp yardım top­lamaktadırlar.

Irak’taki Lalş vadisini (ki burası ceviz ağaçlarıyla
kaplıdır) mukaddes bir mekân olarak görürler. Özellikle Lalş vadisindeki Merce
(Çimlik) mukaddes bir bölgedir. Adı Şam’daki Merce’den alınmadır. Buranın
doğusunda Cebel, Arafat ve Zemzem pınarı adı verdikleri yerler vardır. Buraları
ziyaret, hac demektir.

Mushaf-u Reş (Siyah Kitapları) vardır. Mezhebin emir
ve doktrinleri bu kitapta ya­zılıdır. Bu kitaba göre şehadet kelimeleri
şöyledir Eşhedü Vahid Allah, Sultan Yezid Habibullah.

Aralık ayında Uç gün oruç tutarlar. Bu günler Yezid’in
doğum günleridir.

Zekât, Tavus maketi yoluyla toplatılır ve mezhep
başkanlığına tevdi edilir. % 10’unu Şeyhlere, % 5’ini Pir’e, % 2,5’uğunu da
fa-kir’e vermek zorunludur.

Haşir ve Neşir, Sincar Dağı’ndaki Batat köyünde
olacaktır. İnsanları muhasebe ede­cek olan Şeyh Adiy’in önüne teraziler kona­cak
ve sonunda kendi cemaatini Cennet’e alacaktır.

Yemin ederken Sultan Yezid’in eteğine yemin ederler.

Şeyh Adiy, Şeyh Şemseddin, Şeyh Ha­san ve Abdülkadir
Geylanî’nin merkad ve kabirlerini ziyaret ederler; kabirlere mum yakarlar ve
hadim tayin ederler.

Sınıfların (mir, baba, şeyh, fakir» kavval, şeyhler,
pir, kuçek, murid) birbirlerinden evlenmesi yasaktır ve birinden diğerine
geçmek de mümkün değildir. Bir Yezidî er­kek, altı kadınla evlenebilir. Evlenme
gelini kaçırmakla olur. Kaçırmadan sonra iki tara­fın ana ve babalan gelir ve
meseleyi çözü­me bağlarlar.

Tavus’un en bariz rengi olan mavi rengi kullanmak
yasaktır.

Marul, lahana, kabak, fasulye; tavus eti,tavuk, balık,
ceylan ve domuz eti de haram­dır.

Bıyık kesmek haram olduğundan dikkati çekecek şekilde
uzatırlar.

YezidTnİn etrafına daire şeklinde bir çiz­gi
çekilmiştir, daire silininceye kadar onun içinde kalmak zorundadır. Bunlara
göre, bu daire Şeytan emriyle çizilmiştir ve içinden çıkılamaz.

Okumak ve yazmak dini yönden haram­dır. Ezberlemekle
yetinirler; bu nedenle bunlarda cehalet ve ümmîlik yaygındır. Ay­nı sebepten
aşırılık ve inhiraf artmış; Yezid, Adiy ve îblis takdis edilmiştir.

İki mukaddes kitapları vardır. Bunlardan el-Ceîve,
Allah’ın sıfat ve emirlerinden söz eder, Mushaf-ı Reş ise varlık, meleklerin
yaratılışı, Yezidîliğin gelişme ve tarihini ih­tiva eder. Kitaplarında şöyle
denilmektedir: “Hademelerimin size telkin etliklerini yeri­ne getirin ve
Yahudiler, Hıristiyanlar ve Müslümanlar gibi ecnebilere hiçbir şey aç­mayın;
çünkü onlar benim emirlerimin ne olduğunu bilmezler. Onlara kitaplarınızı da
teslim etmeyin, çünkü sizin bilmediğiniz yerde onu değiştirebilirler.”

Yezidî’nin çocuğuna kirvelik yapan, bu çocuğun
annesinin kardeşi olur, bu çocu­ğun babasının ölünceye kadar bu kirveyi sa­vunması
da gereklidir.

Yezidller, güneş doğarken ve batarken ona yönelerek
dua ederler; sonra toprağı öper, elindeki toprağı yüzüne sürerler. Uy­kudan
önce de mutlaka yaptıkları bir duala­rı vardır.

Kendilerine has bayramları vardır. Mila­di yılbaşı
günü, Erbain Bayramı, Kurban Bayramı, Cemaat Bayramı, Yezid Bayra­mı, Hıdrellez
Bayramı, Bülend Bayramı gi­bi mum söndürme adı altında düzenledikleri
gecelerde, kendi mahremleriyle bile cinsî münasebetlerde bulunurlar.

Yezidîler, Hulul, Tenasüh ve Vahdet-i Vücudu kabul
ederler. İblis hakkındaki söz­leri, Hallac’ın sözlerine benzer. Hıristiyan­lığa
hürmet ederler. Yine bunlara göre şa­rap İsa’nın hakiki kanıdır. Şarap içerken
bu­nun bir damlasının yere düşmemesine veya sakala bulaşmamasına dikkat
ederler. Hı­ristiyanlıktan vaftiz hususunu almışlardır. Çocuğu Aynelbeyda denen
bir pınara götü­rürler ve orada vaftiz ederler. Bir hafta son­ra da o çocuğu
Şeyh Adiy’in kabri yanında­ki Zemzem’e batırırlar ve yüksek sesle bu çocuğun
Tavus Melek dedikleri İblis’e ina­nan bir Yezidî olmasını dilerler.

İslâm dini Kürdi stan bölgesine girdiğin­de oraların
halkı Zerdüşt dini mensubuydu. Bu dinin bazı itikatları Yezidîliğe de geç­ti.

Mecusiler ve putperestlerden de etkile­nerek Yezid’i
ilah mertebesine yükselttiler. Onlarda sistem şöyledir: Allah-Yezid-Adiy.

Bera’et hususunu Şiiler’den aldılar. Be-ra’et, Şeyh
Adiy zaviyesinden alınan bir avuç topraktan yapılma ve küre şeklindedir. Yezidî
bunu teberrüken cebinde taşır. Yezidî öldüğünde bu toprak onun ağzına konmak
zorundadır, aksi takdirde kâfir ola­rak ölmüş olur. Yezidîliğin yayıldığı bölge­ler;
Zerdüştlük, Putperestlik, Tabiata Tap­ma, Yahudilik, Hıristiyanlık gibi birçok
dinlerin daha önce yayılmış olduğu bölge­lerdir. Asuri, Babil ve Sümerlerin
ilahlarına bağlı olanların da bulunduğu bölgede, hep bu akide ve dinlerden bir
şeyler alan Yezidîlerin, ayrıca cehaletleri ve okuma yazma bilmemeleri İslâm
dininden daha fazla uzaklaşmalarına yol açmıştır.

Son derece değişik inanç ve gelenekle­riyle köylerde
yaşamayı tercih eden ve şe­hirlere yerleşmekten korkan Yezidîler de­nen bu
fırkaya bugün, Suriye, Türkiye (Mardin’in Midyat, Urfa’nın Viranşehir,
Si-irt’in Kurtalan, Beşiri ve Batman ilçe ve köylerinde), İran, Rusya (Tiflis,
Baku, Ba-tum ve Erivan’ın köylerinde) ve Irak’ta (Şingal dağlarında) yaygın
olarak rastlanır. Bunlardan bazıları da gruplar halinde Lüb­nan, Batı Almanya
ve Belçika’da yaşarlar. Sayılan 275 bin civarında olan Yezidîlerin 70 bini
Irak’ta, 10 bini Türkiye’de, geri kala­nı diğer ülkelerde yaşarlar. Bununla
bera­ber tamamı Emevi Evine bağlıdırlar. Daha ziyade Kürttürler; ancak bazıları
da Arap asıllıdır. Bağdat’ın Reşid Caddesi’nde el-Mektebü’l-Emevi li’d-Da’va’1-Arabiyye
adıyla resmi bir büroları vardır.

(SBA)

 

 

PAYLAŞ
Önceki makaleYETÎ
Sonraki makaleYÖNTEM