YETÎ

147
PAYLAŞ

 

YETÎ

 

insanın doğuştan getirdiği psikolojik güçlerin her
birine yeti (meleke) denir. Ye­tenek kavramıyla biçim ve anlam yönünden
benzerlikleri olsa da aynı değildir. Yetenek kişinin Öğrenmeye dayalı olmayan
doğal iş başarma gücü demekken, yeti kavramıyla daha çok insan psikolojisinin
irade, hafıza, dikkat, yargı gibi güçleri anlatılır.

İnsanın doğuştan getirdiği güçler soru­nu, modern
bilimin bugün geldiği noktada henüz belirlenemediği gibi oldukça tartış­malıdır
da. Oysa insanın psikolojik yapısı­na, onun doğuştan getirdiği güçlerin işlev­leri
toplamı olarak bakan anlayışlara sık sık rastlanmaktadır. Geleneksel tıpta ve
Pla-ton’un ruh görüşünde bu anlayışların tipik örnekleri vardır. Platon insan
ruhunu, başta yerleşen akıl, kalpte yerleşen isteme gücü ve karında yerleşen
arzu ve iştah, bölümü olmak üzere üçe bölerek ele alır. Benzeri bir yaklaşım
insan işlevlerini bitkisel, hayvanı ve aklî olmak üzere ayıran, fakat isteme gü­cü
gibi akıl-dışı yetileri gözardı eden Aris­to’da da görülür.

Yeti kavramının modern kullanılışı ise onsekizinci
yüzyılda Almanya’da Christian von Wolff (1679-1754) ve İskoçya’da Tho-mas
Reid’in (1710-1796) öncülüğüyle ol­muştur. Eleştirel felsefenin ünlü filozofu
İmmanuel Kant da (1724-1804) insanın zihinsel yetilerini bilişsel (cognitive),
arzu ve duygu olmak üzere üçe bölerek insan psikolojisine yetiler toplamı
olarak bakan düşünürler arasına girmiştir. Johann N. Te-tens de (1736-1807)
benzer biçimde insan ruhunun güçlerini anlama, istek ve duygu diye üçe ayırır.
Ona göre bu yetiler aracılı­ğıyla insan doğru, iyi ve güzeli yakalama fırsatını
doğuştan elde eder. Yetilere dayalı insan psikolojisi anlayışı onsekizinci yüz­yılın
sonunda Franz Joseph Gali (1758-1828) tarafından Frenolojinin kurulmasıy­la
doruğuna ulaştı. Gall’e göre insanın yeti­leri doğuştan gelmekle kalmıyor,
fakat aynı zamanda beynin özel çıkıntılarında özel ye­tiler bulunuyordu.
Frenolojinin önde gelen isimlerinden Johann K. Spurzheim (1776-1832) bu tarzda
beyne yerleştiklerini ileri sürdüğü otuzyedi farklı yetiden sözediyor-du. Bu
noktada aynı dönemlerde yaşamış Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri’nin benzeri
yaklaşımları savunduğunu belirt­mek gerekir.

Onsekizinci yüzyıldan sonra yeti yakla­şımlarında
belirgin bir azalma olmuştur. Modem psikoloji biliminin gelişimiyle de­neysel
gözleme dayalı yaklaşımlar böyle hioptetik yaklaşımlara baskın çıkarak
fre-nolojik iddiaların geçerli olmadıktan ispat­landı. Yeti kavramı
kullanılıyor olsa bile, içerik değiştirdi. Yeti dendiğinde insanın doğuştan
getirdiği yapısal öz değil, insanın ebeveynlerinden genetik yolla devraldığı;
çevre ile etkileşimine bağlı olarak değişim gösteren kapasiteler anlaşılmaya
başlandı.

Erol GÖKA

 

PAYLAŞ
Önceki makaleYEHOVACILIK
Sonraki makaleYEZİDÎLİK