Yeni Toplumsal Hareketler: Çevrecilik ve Çevre Hareketleri

Çevrecilik ve Çevre Hareketleri

Ekolojik bunalım 21. yüzyılda dünyanın
içinde bulunduğu durumu tanımlayan başlıca özelliktir.
Sanayi Devrimiyle başlayan ekonomik etkinliğin küreselleşmesiyle
yeryüzünün her köşesine yayılan kirlilik ve bozulma toplumsal tepkiyi de
beraberinde getirmiştir.

Çevre hareketi feminist hareketle birlikte
1960’ların yeni sosyal hareketler dalgasının en uzun soluklu kanadı olduğunu
göstermiştir.

Çevre örgütlerinin sayı ve üye tabanları başta
endüstrileşmiş ülkeler olmak üzere tüm dünyada geniş bir desteğe sahip oldukları
görülmektedir. Yani bu örgütlere en fazla katılım çevreyi en çok kirletenler
ülkelerden gelmektedir!

Castells çevreciliği, “Söylem ve
pratiklerinde egemen yapısal ve kurumsal mantığa karşı çıkarak insan
etkinlikleriyle doğal çevre arasında yıkıcı sonuçlara neden olan ilişki biçimlerini
düzeltmeyi amaçlayan tüm ortak hareketler.” olarak tanımlamaktadır. Ekolojiyi
ise “İnsanları ekosistemin parçası olarak gören ve dinamik, evrimsel bir perspektifle
bu sistemin dengesini korumayı amaçlayan inançlar, kuramlar ve projeler seti.”
biçiminde tanımlamaktadır.

Çevrecilik ve ekolojizm arasındaki farklar
konuya farklı yaklaşımlar getirilmesi sonucunu doğurur.

Derin ekoloji insan doğa ilişkisinin temelden
değiştirilmesi gereğine inanır.

Sığ ekoloji, özellikle endüstrileşmiş
ülkelerdeki insanların refahını ve yaşam kalitesini koruma kaygısıyla çevre
kirliliği, kaynakların tükenmesi, yoksul ülkelerdeki nüfus artışı gibi sorunlarla
ilgilenir.

ÇEVREYE
YÖNELİK SOSYAL HAREKETLER

Çevre hareketleri tek ve homojen değildir.
Geniş bir toplumsal örgütlenme alanını kapsamaktadır. Çevre hareketleri,
talepleri açısından da farklılaşmaktadır.
Bu çoğulluk,
sosyal hareket kavramının çevre hareketlerine uygulanmasını da güçleştirmektedir.

Sosyal hareketi belirleyen ortak eylemin ağ yapısına
sahip olmasıdır.

ÇEVRE
HAREKETLERİNİN TARİHİ

En eski çevre örgütlerinden biri olan
Sierra Kulübü 1892’de ABD’de kurulmuştur.

Doğa koruma amaçlı ilk toplumsal hareket ve
örgütlerin ortaya çıktığı 19. yüzyıl sonundan 20. yüzyıl’ın ortalarına kadarki
dönem genellikle çevre hareketinin Birinci Dalgası olarak adlandırılır (Birinci Dalga: Doğa Korumacılık).
Doğayı insan müdahalesinden sakınarak olduğu gibi koruma
(preservationism) anlayışını savunan akımın başlıca temsilcileri arasında Henry
David Thoreau, John Audubon ve John Muir gibi isimler bulunmaktadır.

İkinci Dalga çevre hareketi (İkinci Dalga: Ekoloji Hareketi) 1960’ların sonunda başta
Avrupa ve Amerika olmak üzere tüm dünyada yükselişe geçen ve yerleşik düzene
meydan okuyan öğrenci hareketleri, savaş ve nükleer silahlanma karşıtı
hareketlerle yakından ilişkilidir.

Ekoloji hareketi, Batı toplumlarına
temelden bir eleştiri yöneltiyor ve sistemin köktenci biçimde değiştirilerek
yeniden yapılandırılmasını savunuyordu.

Ekolojik hareketin merkez üssü Almanya’dır.
1970’lerin sonuna gelindiğinde, yarattığı bütün toplumsal ve siyasal etkiye
karşın, hareketin amaçlarına ulaşmak için parlamenter siyaset yolunun da kullanılması
görüşü ağırlık kazanmıştır. Bu amaçla 1980’de Alman Yeşiller Partisi (Die
Grünen) kurulmuştur.

Inglehart’a göre ekolojik çevre hareketleri
sonucunda Batı toplumlarının değer ölçülerinde “sessiz bir devrim” gerçekleşmiş;

materyalist değerlerden postmateryalist
değerler
e doğru bir geçiş yaşanmıştır. Inglehart’ın postmateryalizm tezi
özellikle yeşil partilerin yükselişini açıklamada başvurulan yaklaşımlardan
biri olmuştur.

Çevresel
Adalet Hareketi

Adaletsiz toplumsal ve ekonomik yapı
çevresel risklere maruz kalma açısından da eşitsiz sonuçlar doğurmaktadır.
Çevresel adalet hareketi ekolojik yıkımın etki ve sonuçlarının dağılımındaki bu
eşitsizliğe karşı bir toplumsal tepki olarak 1980’lerde ABD’de doğmuştur.

Çevresel adalet hareketinin etkisinin ABD ile
sınırlı kaldığı söylenebilir. Bunun başlıca nedeni, hareketin çevreyi siyahlar
ve öteki azınlık gruplarının karşılaştığı ayrımcılıkla ilişkilendiren kimliğidir.

Çevresel
Aktivizmin Yer(küres)elleşmesi

Çevre sorunlarının etkilerinin tüm dünyayı
ilgilendirmesi çevre hareketlerinin küresel boyuta ulaşmasını hızlandıran bir
etkendir.

DEĞERLER
VE EYLEM BİÇİMLERİ

Çevrecilik yerleşik toplumsal ve siyasal düşünceye
damgasını vuran insan-merkezciliğin (antroposantrizm) karşısına çevre-merkeciliği koyar.

Çevre-merkezcilik, “doğanın araçsallaştırılmasına
karşı çıkar.”

Ekolojik düşünce eşitlikçidir.
Her türlü ayrımcılığı reddeden ekolojik düşünce, canlıların değer açısından eşitliğini
kabul eder.

Yerellik vurgusu kendisini küçük ve insani
ölçekli üretim ve yerleşim modellerinin, yerinden yönetimin, hiyerarşik olmayan
örgütlenmenin ve yurttaş katılımının savunulması olarak gösterir.

Ekolojik düşünce barışçıdır.
Her türlü şiddeti reddeder.

Çevre hareketleri temelde toplumsal-siyasal
değerleri ya da politika, karar ve uygulamaları, siyasal ve ekonomik gücü
elinde tutanları hedef alır.

Protesto biçimleri arasında yürüyüşler,
gösteriler, oturma eylemleri, imza kampanyaları, boykotlar, işgaller, yol
kapatma, çalışmayı engelleme, insan zincirleri, grevler, referandumlar sayılabilir.
Topluda çevreye karşı duyarlılık oluşturmayı amaçlayan kampanyalarda sayısal
niceliğe öncelik veren eylemler, katılımcı sayısının fazla oluşuyla dikkat
çekmeye çalışır. Zarar mantıklı eylemlerde, çevreye zara veren firmaya karşı
propaganda yapılarak firmanın zarara uğratılması ve bu yolla girişimlerinden
vazgeçmesi hedeşenir.

ÇEVRE
HAREKETİNİN BİLEŞENLERİ

Castells, çevre hareketini beş gruba ayırmaktadır:

1) Doğanın korunması,

2) Kendi alanını savunma (Arka Bahçemde İstemiyorum),

3) Karşı kültür, derin ekoloji,

4) Gezegeni kurtarma,

5) Yeşil politika.

Doherty ise çevre hareketi içindeki grupları
dörde ayırmaktadır:

1) Çevre sosyal hareket örgütleri

2) Doğrudan eylem grupları

3) Yerel çevre grupları

4) Yeşil partiler.

Kitlesel
Çevre Örgütleri

Uluslararası düzeyde etkinlik gösteren
Greenpeace, FoE, WWF ve benzeri örgütler gerek bilinirlik gerekse büyüklük açısından
bu grubun en önemli temsilcileri arasındadır.

Sosyal hareketler içindeki kökleri ve devam
eden bağları nedeniyle bu örgütler bazen çevresel sosyal hareket örgütleri ya
da çevresel hareket örgütleri olarak da anılmaktadır.

Doğrudan
eylem grupları
, temsil ettikleri ekolojik değerler
ve benimsedikleri eylem türleriyle çevre hareketleri tayfının en radikal tarafında
durmaktadır.
Doğrudan eylem grupları ana akım
çevreciliğe ve kurumsallaşmış örgütlere tepki olarak ve genellikle de onlardan
ayrılarak kurulmuştur.

Yerel
çevre hareketleri
çevresel mücadelenin en
yaygın ve dirençli katmanını oluşturur.

Nükleer karşıtı hareketi oluşturan
ekolojist ve Yeni Sol gruplar Almanya, Fransa, Finlandiya gibi ülkelerde yeşil partilerin doğuşuna zemin hazırlamıştır.

İlk yeşil partiler 1972’de Yeni Zelanda
Tazmanya’da Değerler Partisi adıyla, 1973’te Halk Partisi adıyla da İngiltere’de
kurulmuştur.

Geç endüstrileşmeye bağlı olarak daha geç
yaşansa da çevrecilik Avrupa’nın güneyinde de tabandan başlamıştır.

Avrupa’nın doğusunda 1980’lerin başından itibaren
toplumsal muhalefetin taşıyıcısı hâline gelmiştir.

Yeryüzü kaynaklarının yaklaşık % 80’i dünya
nüfusunun yalnızca yaklaşık % 15’i tarafından kullanılmaktadır. Sanayileşmiş
ülkelerdeki çevre hareketlerinin söylem ve argümanları sanayileşmemiş ülkelerdeki
söylemlerden tabiatiyle farklılıklar göstermektedir.

Modern kitlesel çevre örgütlerindeki
kurumsallaşma üç yönde gerçekleşmiştir. Her şeyden önce üye sayılarının ve
gelirlerinin artması bu gruplarda örgütsel büyümeye yol açmıştır. Örgütsel
büyümenin sonuçlarından biri kendi içinde kurumsallaşma olmuştur.

EKOLOJİK
TOPLUMA DOĞRU

Touraine ve takipçileri 1980’lerde ekoloji
hareketini endüstri sonrası topluma geçişin taşıyıcısı olan dönüştürücü bir
sosyal hareket olarak görmüştür.

TÜRKİYE’DE
ÇEVRECİLİK VE ÇEVRE HAREKETLERİ

Çevre konusundaki toplumsal duyarlık,
1980’lerin ortalarından, fakat özellikle 1990’lardan sonra yükselmiştir.
Çevreye karşı duyarlılık yüksek olduğu halde ülkemizde çevreci hareketlere
katılım oldukça düşüktür.

BM İnsan Çevresi Konferansı, Türkiye’de de
devletin çevre sorunlarını gündemine almasına katkıda bulunmuştur.
1996 da düzenlenen Habitat II Konferansı, Türkiye’de
çevreciliğin kurumsallaşmaya başlamasında önemli dönüm noktalarından biridir.

Ülkemizdeki enerji yatırımlarını engellemeye
yönelik olarak faaliyet göstren çevreci hareketler, enerji yatırımları arttıkça
seslerini daha fazla duyurmaya başlamışlardır.

Çevreciliğin 2000’li yıllardaki en belirgin
özelliği yerel ve küresel düzeydeki derinleşmesidir.

 
Yeni Toplumsal Hareketler
Editör: Prof. Dr. Bilhan Kartal & Prof. Dr. Belkıs Kümbetoğlu
Anadolu Üniversitesi Yayını, Yayın No: 2345
Eylül, 2011 Eskişehir