Yasir Arafat kimdir? Hayatı ve eserleri hakkında bilgi

25

Yasir Arafat kimdir? Hayatı ve eserleri hakkında bilgi: (1929) Filistinli siyaset adamı. Filistin’in kurtuluşu mücadelesini başlatan el-Feth’in (Filistin Ulusal Kurtuluş Ha­reketi) kurucusu ve önderi, 1969’dan beri Filistin Kurtuluş Örgütü Yürüt­me Kurulu başkanıdır. 1929’da Kudüs’te doğdu. Gerçek ve tam adının Abdurrahman Abdürrauf Arafat el-Kud el-Hüseynî olduğu söylenmektedir. Filistinliler arasında ve Arap dünyasında Abu Ammar takma adıyla da tanınır. Uluslararası ün kazanmadan önceki yaşamına ilişkin pek az bilgi vardır. Yaşamının önemli bir bölümü, ancak kendisi ve yakınlarınca bilinen bir giz perdesiy-le örtülüdür. Filistin Kurtuluş Örgütü’nün resmi belgelerinde çocukluğunun Kudüs’teki Ağlama Du­varı ‘na çok yakın bir evde geçtiği yazılıdır.

1948’deki ilk Arap-İsrail Savaşı’nın ardından ailesi ile birlikte Gazze’ye göç etti. Gazze, o tarihte geçici olarak Mısır yönetimi altına girmişti. Üniversite öğrenimi için Kahire’ye gitti. Kahire Üniversitesi’nce inşaat mühendisliği öğrenimi gördü. Mısır başkentin­deki öğrencilik yıllarında Filistin Öğrenci Birliği’ni kurdu ve başkanlığını yaptı. Daha sonraki yıllarda birlikte el-Feth’i (Filistin Ulusal Kurtuluş Hareketi) kurduğu ve bugüne değin gerek el-Feth, gerekse Filistin Kurtuluş Örgütü bünyesinde birlikte çalıştığı birçok arkadaşını Filistin Öğrenci Birliği başkanlığı yaptığı bu dönemde tanıdı. Öğrenciliği sırasında askeri eğitim de gördü. Filistinli ve Mısırlı komando­ların lideri ve eğiticisi olarak çalıştı. Mısır ordusu saflarındaki Filistin Birliği ile 1956 Arap-İsrail Savaşı’ na katıldı. Port Said ve Abu Kabir bölgelerinde İngiliz ve Fransız kuvvetlerine karşı patlayıcı madde ve sabotaj uzmanı olarak savaştı. 1956 Savaşı’ndan sonra, bir süre Mısır’da inşaat mühendisi olarak çalıştı. Daha sonra Kuveyt’te iş buldu. 1957-1965 arasında Kuveyt’te yaşadı. Bir yandan mühendislik yaparken, bir yandan da Arap dünyasının her köşesine dağılmış Filistinlileri tek bir örgütte topla­mak amacıyla çalışmalar yürüttü. Çalışmalarında Kuveyt’te yaşayan Filistinliler’i temel aldı. Kuveyt’te ve Batı Almanya’daki Filistinli öğrenciler arasında gizli hücreler kurulmasına önayak oldu. Kuveyt’te yaşadığı sekiz yıllık dönem içinde örgüt çalışmalarını yürütmek amacıyla sık sık seyahat etti.

Yaşamındaki en önemli dönüm noktalarından biri Filistin silahlı kurtuluş mücadelesini başlatan el-Feth’in kuruluşunda yer almasıdır. el-Feth’in ku­rucularından biri ve lideri olması, 1969’da Filistin Kurtuluş Örgütü’nün başına geçmesinin ve bu yolla uluslararası politikanın ve yakın tarihin en önemli siyaset adamlarından biri olmasının yolunu açmıştır. el-Feth kurucularından ve Filistin Kurtuluş Örgütü’ nün ileri gelenlerinden Abu Iyad (Salah Halaf), el-Feth’in 10 Ekim 1959’da Kuveyt’te bir evde toplanan birkaç kişi tarafından kurulduğunu açıklaya­rak şu bilgiyi verir: “el-Feth’in Kuveyt’te kurulmuş olması bir rastlantı değildir, içimizden birçoğu orada önemli görevler yapmaktaydı. Yasir Arafat, Bayındır­lık Bakanlığı’nın saygın ve değer verilen bir mühendi­siydi. Faruk Kaddumi (Abu Lütuf), Sağlık Bakanlığı’ nın genel müdürlerinden biriydi; Halit el-Hasan ve Abdülmuhsin el-Kattan yüksek devlet memuruydu­lar. Halil ibrahim el-Vezir (Abu Cihad) ve ben lise öğretmeniydik.”

el-Feth’in kurulmasından sonra da yıllarca yaşa­mını Kuveyt’te sürdürmesine karşılık, çalışmalarını çeşitli Arap ülkelerinde yürüttü. Yeraltında örgütle­nen hareketin görüşlerini yaymak için ilk iş olarak bir dergi çıkarılmasına çalıştı. el-Feth’in görüşlerini ya­yan Filistinuna (Filistinimiz) adlı dergi, 1959’da Bey­rut’ta yayımlanmaya başladı. Dergi daha sonra, Filis­tin sorununun uluslararası politikada genel bir Arap sorunu olmaktan çıkarılıp “Filistinlileştirilmesi”, baş­ka bir deyişle, Filistinliler’in kurtuluşları için Arap devletlerinin ve uluslararası kuruluşların vaadlerini beklemek yerine, kendi kaderlerini kendi ellerine almaları gerektiğinin savunuculuğunu yaptı.

Arafat’ın yaşamında bir başka dönüm noktası, 1964’te toplanan gizli bir el-Feth konferansında silahlı mücadelenin başlatılmasını savunan kanadın içinde yer alması olmuştur. 1962’den başlayarak el-Feth’in yeraltı hücreleri, bütün çabalarını askeri faaliyete geçme yönünde yoğunlaştırmıştı. Bu konuyu tartış­mak için 1964’te bir örgüt konferansı toplandı. Çoğunluk, silahlı mücadelenin 1 Ocak 1965’te başla­tılması kararını aldı. Arafat, Filistin halkının kendi kaderini kendi eline almasını simgeleyen olay olarak nitelenen ve Filistin Devrimi’nin başlangıç tarihi olarak kabul edilen 1 Ocak 1965’te, İsrail hedeflerine karşı ilk askeri harekâtı gerçekleştiren silahlı müfreze­ye komuta etti.

1967 Haziranı’nda Mısır, Suriye ve Ürdün İsrail karşısında bozguna uğradı. Sina Yarımadası, Mısır denetimindeki Filistin toprağı Gazze Şeridi, Suriye’nin Golan bölgesi ve Ürdün egemenliğindeki Filistin topraklarının gen kalan bölümü olan Batı Yakası (Batı Şeria) İsrail işgali altına girdi. Arafat gizlice işgal altındaki Filistin topraklarına geçerek, içerdeki diren­me hareketinin örgütlenmesiyle uğraştı. Yaşamının bu kesitini, mücadele arkadaşı Abu Iyad şu sözcük­lerle anlatır: “Temmuz 1967 ortasından beri gizlice işgal altındaki topraklarda yaşayan Yasir Arafat’tan raporlar almıştık. Onunkine benzer bir görev yapan arkadaşlar ve Arafat’ın kendisi, Arap yenilgisiyle moral çöküntüsüne uğramayan Şeria’nın Batı Yakası ve Gazze halklarının, ne pahasına olursa olsun savaşın sürdürülmesinden yana olduklarını sevinçle görmüş­lerdi. Gerçek kimliğini gizlediği halde, Arafat her yerde kucaklanarak karşılanıyor, besleniyor ve barın­dırılıyordu. Arkadaşları gibi o da, bir yerden bir yere gitmekte en ufak güçlük çekmedi, hatta birkaç kez doğduğu kent Kudüs’e ve Tel Aviv’e bile girebildi.”

Arafat, 1967 Ağustosu’nda işgal altındaki toprak­lardan ayrılarak Ürdün’e geçti. Arap bozgununun ardından Filistin gerilla mücadelesinin İsrail’e karşı tırmandırılması çabalarını örgütledi. Ürdün Krallığı ile İsrail işgali altına giren Batı Şeria’yı ayıran Şeria (öbür adıyla Ürdün) ırmağı boyunca gerilla üsleri kurdurdu. Gerilla savaşını yönetti. 1967 Sonbaharın­dan sonra adı uluslararası alanda duyulur oldu. Aynı yıl, tüm yönetici kadrolarının gizliliğini koruyan el-Feth tarafından örgüt sözcüsü olarak ilan edildi. Böylece, uluslararası kamuoyunun karşısına, yeni doğan silahlı Filistin mücadelesinin temsilcisi olarak çıktı.

Siyasi yaşamındaki bir başka önemli olay, el-Feth’in önce sözcülüğü, sonra liderliğine ek olarak Filistin Kurtuluş Örgütü Yürütme Kurulu Başkanlığı’na getirilmesidir. 1969’da Filistin Ulusal Konseyi’ nin Beşinci Toplantısı’nda kısaca FKÖ olarak anılan kuruluşun, tüm Filistinli gerilla örgütlerini içinde toplayan bir çatı örgütü olması gerektiğini savundu. el-Feth, Filistin Ulusal Konseyi’nin (FKÖ’nün Parla­mentosu) Beşinci Toplantısı’na etkin olarak katıldı.

Toplantı, örgütün Arafat’ın istediği yapıya kavuşması ve kendisinin de Yürütme Kurulu başkanlığına geti­rilmesiyle kapandı. Arafat, bu göreviyle Arap diplo­masisinde rol oynama olanağını da elde etti. 1970­1971 yıllarında Filistin gerillalarının Ürdün’ü terket-meyc zorlandıkları ve yaklaşık 40.000 kişinin yaşamı­nı yitirdiği kanlı iç savaşta birkaç kez ölüm tehlikesi atlattı. İç savaş sırasında Filistin güçlerini yönetti. * 197Tde Ürdün’ü terkederek Filistin mücadelesinin siyasi ve askeri merkezini Lübnan’ın başkenti Beyrut’a taşıdı.

Filistin Kurtuluş Örgütü, 1974’te Fas’ın başkenti Rabat’ta toplanan Arap Devlet ve Hükümet Başkan­ları Zirvesi’nde, Filistin halkının tek meşru temsilcisi ilan edildi. FKÖ’nün kazandığı bu diplomatik ağırlık büyük ölçüde Arafat’ın eseriydi. FKÖ aynı yıl, Birleşmiş Milletler’e gözlemci olarak kabul edildi. Böylece, Birleşmiş Milletler, tarihinde ilk kez, ege­men devlet statüsünde olmayan bir kuruluşu üyeliğe kabul etmiş oluyordu. Kendisi de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na konuşmacı olarak katıldı. Konuş­masını “buraya bir elimde bir kurtuluş savaşçısının tüfeği, öbür elimde zeytin dalı ile geldim. Zeytin dalının elimden düşmesine izin vermeyin. Savaş Filistin’den patlak verir, ama barış da Filistin’den filizlenir,” sözleri ile bitirdi. Birleşmiş Milletler ko­nuşmasından sonraki dönemde, uluslararası politika­da Filistin silahlı mücadelesinin görüntüsünü değişti­ren, Filistin sorununa barışçı bir çözüm yolu arayan usta bir diplomat kimliği ile sivrildi.

1975-1976 yılları, siyasi yaşamının zorlu bir dönemi oldu. Bu yıllarda patlak veren Lübnan İç Savaşı’nda, bir yandan Lübnanlı Hıristiyan örgütlerin oluşturduğu cephenin silahlı güçlerine, öbür yandan Lübnanlı Hıristiyanlarca ittifak yaparak Lübnan’a giren Suriye ordusunun Filistinliler’e saldırmalarına karşı koydu. Lübnan Iç Savaşı, ülkenin fiili bölünmesi ile sonuçlandı. Filistinliler’in denetimi altında kalan bölgelerde, Filistin Kurtuluş Örgütü bir devlet biçi­mini aldı. Diplomatik çabalara da ağırlık verdi. 1980’lere gelindiğinde FKÖ, 100’den fazla ülke ile diplomatik ilişki kurmuştu.

Arafat, artan siyasi ağırlığı sayesinde, 1977’de Mısır ile Libya arasında arabuluculuk yaptı. 1979’da Tahran’daki ABD Büyükelçiliği’nin işgali üzerine İran ile ABD, 1980’de patlak veren İran-Irak Savaşı üzerine de söz konusu iki ülke arasında arabuluculuk yapmaya çalıştı. Kıbrıs sorununun çözümü için Tür­kiye ile Yunanistan arasında arabuluculuk yapmayı önerdi.

Siyasi, askeri ve diplomatik alanlarda inişli-çıkışlı zorlu yaşamının en çetin günlerini, 1982 -1983 yılla­rında geçirdi. 1982 Haziranı’nda İsrail, tüm Güney Lübnan’ı işgal ederek Beyrut’u kuşattı. Arafat, Gü­ney Lübnan işgalinin başlaması üzerine, o sırada bulunduğu Suudi Arabistan’dan Filistin gerillalarının askeri yönetimini üstlenmek amacıyla Beyrut’a dön­müştü. Beyrut’ta, İsrail kuşatması altında yaklaşık iki aya yakın tarihin en zorlu kent direnmesini yönetti. İsrail’in boy hedefi olmasına karşın, bir yandan katı bir direniş ortaya koyarak kuşatıldığı kente İsrail güçlerinin girmesini önlerken, öte yandan da usta Beyrut’un diplomatik manevralarla zaman kazanarak Filistin boşaltılması gerillalarının kenti boşaltmalarını sağladı. 30 Ağustos 1982’dc 12 yıl boyunca Filistin mücadelesini yönetti­ği, Filistin sorununun uluslararası siyaset gündeminin en üst sırasına yerleşmesini gerçekleştirdiği Beyrut’ tan ayrılarak Tunus’a gitti. FKÖ’nün yeni merkezini Tunus’ta kurdu. Filistin mücadelesinin en bunalımlı deneyiminin ardından 1983 Şubatı’nda Cezayir’de toplanan Filistin Ulusal Konseyi’nin 16. Oturumu’nda, yeniden FKÖ Yürütme Kurulu Başkanlığı’na getirildi.1983 Mayısı’nda Suriye ile arasındaki geleneksel uyuşmazlık yeniden patlak verince Suriye’nin başkenti Şam’dan sınırdışı edildi; bir daha Suriye’ye girmemesi istendi, İsrail’e sınırdaş en önemli mücade­le bölgesi olan Suriye ve Lübnan’daki Filistin güçleri ile doğrudan bağlantısı koptu. Aynı dönemde, el-Feth içinde kendisine karşı başlatılan, Suriye ile Libya’nın da desteklediği bir ayaklanmayla karşı karşıya kaldı. Filistin mücadelesinin yıllarca rakipsiz liderliğini yap­tıktan sonra, bu konumunun devamına ilişkin kuşku­lar yaratıldı. Uluslararası diplomaside kazandığı de­neyime ve özellikle işgal altındaki Batı Şeria ve Gazze’deki Filistin halkı arasındaki saygınlığına da­yanarak liderliğine yönelen tehditleri gidermeye ça­lıştı.

Arafat’ın tüm yaşamı, Filistin davasının aşamala­rının bir aynası gibidir. Arafat % 60’ı topraklarının dışında ve dünyanın çeşitli köşelerine dağılmış, % 40’ı da işgal altında yaşayan parçalanmış bir halkı kendi adı çevresinde birleştirebilen tek Filistinli siyaset adamıdır. Hiç evlenmemiştir. “Filistin Devrimi ile nikâhlı olduğu” sözü ünlüdür. Yaşamının gençlik dönemlerini araştıran İsrailli gazeteciler, Kahire’de geçirdiği öğrencilik yıllarında kızlarla hiç ilgilenmedi­ğini, ağzına içki koymadığını, lükse ve rahata düşkün olmadığını; olağanüstü cesareti, alçakgönüllülüğü, basitliği ve yandaşlarına adanmışlığı gibi özellikleri ile çevresinde efsanevi bir kişilik yarattığını yazmışlardır.

Özel yaşamı gibi günlük yaşamı da gizemlidir. Çeşitli suikast girişimleri atlatmıştır. En ciddi suikast girişimi, 1971’de Suriye’deki Filistin birliklerini de­netlemekteyken arabası pusuya düşürülerek yapılmış, şoförünün ölümüne karşılık, kendisi yaralanmadan kurtulmuştu. Sayısız düşmanı nedeniyle bir suikaste uğramamak için, Beyrut’ta yaşadığı dönemde aynı yerde üst üste iki gece yatmadığı söylentisi yayılmıştı. Birkaç kez de İsrail saldırılarının doğrudan hedefi olmuştu. 10 Nisan 1973’te Beyrut’a bir harekât düzenleyen İsrail komandoları, Filistin mücadelesinin üç önemli yetkilisini, FKÖ Yürütme Kurulu üyesi ve el-Feth kurucularından Muhammed Yusuf Neccar’ı (Abu Yusuf), el-Feth liderlerinden ve kurucularından Kemal Advan’ı ve FKÖ sözcüsü Kemal Nasır’ı öldürmüşler, ama Arafat’ı bulamamışlardı. 1979’da kendisini hedef alan bir suikastte, özel güvenlik sorumlusu öldürülmüştü. 1981 Temmuzu’nda İsrail savaş uçakları Beyrut’taki çalışma bürosunu bombala­mışlar; 300 kişinin yaşamını yitirdiği hava saldırısı sonucunda merkez karargâhının bazı katları yıkılmış, kendisi yine kurtulmuştu. 1982 Yazı’ndaki Beyrut kuşatmasında da sayısız bombardımandan yara alma­dan sıyrılabilmişti.

Arafat, hareketli siyaset yaşamında üç kez tutuk­landı: 1965’te Tapline petrol boru hattına yapılan sabotajdan sorumlu olduğu düşüncesiyle Suriye’de; bir yıl sonra o tarihte Suriye Savunma Bakanı olan Hafız Esad tarafından yine Suriye’de ve salıverildik­ten kısa bir süre sonra Lübnan-Israil sınırı yakınların­da, İsrail’e bir askeri harekâta girişmek üzereyken Lübnan’da. Son tutukluluğunda Beyrut’un Sablons Hapishanesi’nde üç hafta yatmıştı.

Uluslararası yaşamda asıl ününü eylem adamı olarak yaptı. İdeolojik görüşleri pek yansımadı. Pragmatik bir siyaset adamı ve özellikle en umutsuz koşulları atlatabilen, bir ayakta kalma ustası olarak ün kazandı. Amerikan basını bile onu 1980’lerin önde gelen 20 dünya lideri arasında saydı. “Realpolitik” (Güçler Dengesi Doktrini) kurallarına bağlı bir siyaset adamı, Araplararası ve uluslararası dengeleri gözönüne alarak siyaset saptayan kıvrak bir lider olarak nitelendi. Hiçbir zaman ön plana çıkmamakla birlikte, ideolojik tutumu zaman içinde değişiklikler geçirdi. Siyasi düşüncelerinin biçimlendiği Kahire’de-ki öğrencilik yıllarında, o tarihlerde Mısır politikasın­da çok etkin olan ve Filistin’in İsrail’den kurtarılması sloganını en ateşli biçimde ortaya atan Müslüman Kardeşler örgütü ve söz konusu örgütün düşünceleriy­le yakınlığı olduğu ileri sürülür. İsrailli kimi gazete­ciler, Arafat’la ilgili biyografi çalışmalarında Müslü­man Kardeşler örgütüne katılmış olduğunu yazarlar. Yakın çalışma arkadaşları ise Müslüman Kardeşler’le 1950’lerin başında yakın ilişkileri olmakla birlikte, hiçbir zaman örgüte üye olmadığını belirtirler. Büyük bir olasılıkla el-Feth’in öbür kurucuları gibi, Müslü­man Kardeşler’le ilişkilerine Filistin davasına karşı bu örgütün takındığı militan tutum neden oldu.

Siyasi görüşleri ve ideolojik tutumu, en somut biçimde el-Feth’in ve daha sonra FKÖ’nün ideolojik-siyasi çizgisinde görülür. Bugüne değin en kararlı biçimde bağlı kaldığı ilke, Filistin hareketinin bağım­sızlığıdır. Bununla, Filistin hareketinin kararlarının Araplar tarafından değil, Filistinliler tarafından alın­ması gerektiği; Araplar’ın rolünün Filistinliler’e des­tek olmaktan, mücadelelerini sürdürebilmeleri için elverişli koşullar yaratmaktan öteye gitmemesi zorun­luluğu anlatılmak istenmiştir. Bu amaçla, “hiçbir Arap Devleti’nin Filistin Devrimi’nin içişlerine karışmama­sı, buna karşılık Filistin Devrimi’nin hiçbir Arap Devleti’nin içişlerine karışmaması” formülünü savun­du. Bu formül, kendisine geniş bir siyasi yelpaze içinde yer alan, çeşitli renkler gösteren her Arap rejimi ve lideriyle yakın ilişkiler kurma olanağını sağladı. Aynı ilke nedeniyle Filistin mücadelesini denetim altında tutmak isteyen Arap rejimleri ve liderleriyle de zaman zaman çok sert çatışmalara girişti. Bu tutumuyla, bir tür “Filistin milliyetçiliği”nin babası sayılabilir. Geniş anlamda ise 1950’lerde Mısır lideri Nasır’ın kişiliğinde ortaya çıkan Pan-Arap milliyetçiliğinin içinde kabul edilebilir. 1960’ların sonlarında Filistin mücadelesinin ideolojik tanımını yaparken sık sık “Filistin Devrimi’nin vücu­du Filistinli, yüreği Arap’tır” demiştir.

Arafat, Filistin toprakları üzerinde Müslüman, Hıristiyan ve Museviler’in bir arada özgürce barınabi­leceği laik ve demokratik bir Filistin Devleti düşünce­sinin de savunucusu oldu. Bu amaçla, Yahudiler’le, giderek İsrailliler’le ve hatta Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkını kabul eden Siyonist İsrailliler’ le bile diyalog gereğine işaret etti. Yahudilerle Araplar’ın diyalogunu savunduğu gibi Filistinlilerara-sı uyuşmazlıkların da demokratik diyalogla çözümü ilkesini ortaya attı. Bu yönüyle, çoğunluğu sürgünde yaşayan bir halkın siyasi kurumlarının demokratik mekanizmalarla oluşturulmasına katkıda bulundu, israil ve yandaşlarınca uzun yıllar bir terörist olarak nitelenmesine ve kimi zaman savaşçı niteliğini ön plana çıkarmasına karşılık, bu özellikleriyle benzerine pek rastlanmayan bir siyaset adamı tipi çizdi. Yakın tarihin en ilginç devlet adamları arasfında yerini aldı.

Kaynak: Türk ve Dünya Ünlüleri Ansiklopedisi, 7. cilt, Anadolu yayıncılık, 1983