Yasallıkla Meşruluk Arasındaki Hukuk: Jürgen Habermas ve Söylem Kuramı

Yasallıkla Meşruluk Arasındaki Hukuk: Jürgen Habermas ve Söylem Kuramı

Habermas’ın hukuk yaklaşımı aşağıda “Hukuk Sosyolojisinin Düşünsel Gelişimi ve Çağdaş Perspektifler” ünitesinde ayrıntısıyla ele alınacaktır. Ancak hem bu ünite­nin bir alt başlığı olarak hukuk ve siyaset ilişkisinin konu edilmiş olması, hem de bu başlık altında Luhmann’a yer verilmiş olması, Habermas’a kısaca değinmeyi zo­runlu hale getirmektedir. Zira Habermas’ın kuramı, Luhmann’ınkiyle karşıtlıklar içermekte, bu iki düşünür kuramlarını zaman zaman birbirilerinin kuramlarının eleştirisi üzerine kurmaktadırlar.

İletişimsel eylem ile oluşan gelenekler, görenekler ile arka plan bilgisini yaşam dün­yası verir. Yaşam dünyasının yapısal bileşenleri kültür, toplum ve kişilikten oluşur. Kültür düzeyinde, yaşam dünyasının üyelerince paylaşılan ortak değerler ve bunla­rın yayılması ile kültürün yeniden üretimi sağlanır. Sosyal etkileşim düzeyinde, öz­neler arası paylaşılan normlar aracılığıyla kişiler arası ilişkilerin meşru düzeni sağ­lanır. Son olarak, kişilik düzeyinde, sosyalizasyon sürecinde kişiliklerin etkileşim ye­teneği geliştirilmeye çalışılır. Kültür, toplum ve kişilik, rasyonel yaşam dünyasının unsurlarını oluşturur. Karmaşık modern toplumların anlaşılması için aynca toplu­mun ‘maddi alt katmanı ‘nın (material substratum) değerlendirilmesi gerekir. Bu ne­denle Habermas, yaşam dünyası perspektifini sistem teorisi ile tamamlar; özellikle ekonomik ve politik sistemi dikkate alır. Yaşam dünyasından bağımsız işleyen sistem, uzlaşıma dönük iletişimsel eylem temelli değil, para ve iktidarın araçsal yönetimiyle ilgilidir. Sistem, üretimin başarılı şekilde yürümesi ve kâr elde etme ve bürokratik ve­rimlilik açısından bağlayıcı kararlara ulaşma yönelimli yönetim formasyonu teme­linde malların mübadelesini hedefler (Yükselbaba, 2008: 240).

Yaşam dünyası ile sistem arasında hukukun işlevi, bunların birbirinden mutlak olarak ayrışmasını sağlamaktır. Bir başka deyişle hukuk, iktidarı hukuksallaştırarak, devletin ya da siyasal sistemin, yaşam dünyasından ayrı bir sistem olarak ortaya çıkmasını sağlar. Esasen aynı şey ekonomi için de geçerlidir. Hukuk, bu kez para­yı hukuksallaştırarak, ekonominin bağımsız bir sistem olmasını sağlar. Dolayısıyla, devlet adıyla simgelenen siyasal alan, doğuşunu hukuka, iktidarın hukuksallaşmış olmasına borçludur (Yükselbaba, 2008: 241). Habermas’a göre siyasal kararların et­kili olması isteniyorsa, bunlar pozitif hukuk biçimini kullanmak zorundadır. Siyasal karar, hukuksallaşarak bürokratikleşir. Habermas’a göre hukuk, yaşam dünyasında ortaya çıkar, ama siyasal alana aktarılır. Öte yandan modern hukuk, belli bir usule uygun olarak çıkartılmış hukuktur. Bu usul de demokratik katılımın sağlandığı par­lamenter usuldür. Dolayısıyla modern hukuk, demokratik süreçlere uygun olduğu sürece meşru olacaktır. Esasen pozitif hukuk, hukuk dışı süreçlere atıfta bulunmaz, yalnızca saf hukuksal davranışları kapsar. Ancak hukukun meşruluğa da ihtiyacı vardır ki muhatapları, sırf ona saygı duydukları için uyumlu davransınlar. Hukukun muhatapları, yani yurttaşlar, ancak kendilerini hukukun yapıcısı olarak görebilirler- se meşruiyetine güvenebileceklerdir. Yurttaşların hukuk yapım süreçlerine katılımı ise, siyasal araçlarla gerçekleşir (Habermas, 1994: 214-215).

Öyleyse, Habermas’a göre hukuk, siyasal alanın kurucusudur ancak hukukun kendi meşruluğu da ancak yurttaşların siyasal alandaki faaliyetleri ile sağlanmak­tadır diyebiliriz.