Yanlışlama ve Varsayım Kari Popper

Kari Popper (1902-1994) Viya- na’da varlıklı bir avukat ile yete­nekli bir müzisyenin oğlu olarak dünyaya geldi. Birinci Dünya Sa- vaşı’ndan sonra yaklaşık on yıl Viyana Üniversitesi’nde öğrenimi­ne devam etti, 1928’de doktorası­nı aldı ve 1929’da matematik ve fizik öğretmenliğine başladı. 1934’te ilk temel çalışması Bilimsel Keşfin Mantığı’nı yayınladı ve aka­demik kariyerine bir felsefeci ola­rak başladı. 1937’de Yeni Zelan­da’ya göç etti, fakat 1945 yılında 1969’daki emekliliğine kadar Mantık ve Bilimsel Yöntem Profesörü olarak çalışacağı London School of Economics’e geçti. Karısıyla birlikte İngiliz yurttaşlığına geçen Popper 1965’te Sir unvanı ve 1982’de Onur Madalyası aldı.

Popper’ın dersleri ve yazıları, evrenin felsefi sırları ve özel olarak modern bilimin keşifleri üzerinde düşünmek isteyen öğrencilere ilham kaynağı oldu. Aynı şekilde Popper, gençliğinde tam bir Mark­sist olsa da, ‘açık’ demokrasiyi tehdit ettiğini düşündüğü Marksizm’in ve farklı siyasal dogmaların önde gelen eleştiricilerinden biri oldu. Nobel Ödüllü Sir Peter Medavvar, Popper’ı ‘bir benzeri daha görül­memiş en büyük bilim felsefecisi’ olarak tanımlar.

Temel çalışmaları:

Bilimsel Keşfin Mantığı (1934)

Açık Toplum ve Düşmanları (1945)


  • Tarihsiciliğin Sefaleti (1957)
  • Varsayımlar ve Çürütmeler (1963)
  • Nesnel Bilgi (1972)

FİKİR

Geleneksel bilimsel buluş ve bilgi anlayışı bir doğrulama süreci anla­yışıdır. Bu geleneksel anlayışa göre, bilim insanı, belirli bir madde tipinin davranışı hakkında geliştirdiği bir fikir, hipotez veya teoriyi kanıtlamak için dikkatli kontrollü deneyler ve gözlemler yapar. Bilim insanı, ilgili hipotezi doğrulayacak kanıtlar bulmak için birçok deney yapar; girişimleri başarılı olduğunda, bu hipotez onun ve başka araş­tırmacıların doğa olayları hakkında daha fazla bilgi toplamasını sağ­lamakla kalmayıp, söz konusu maddenin davranışını da fiilen ‘öngö­rebilecek’ bilimsel bir teori veya yasa değeri kazanır. Bu yeni bilgi toplama süreci, gözlem ve deneylerle bu sürekli yeni fikirler arayışı tümevarım olarak bilinir ve bu yöntem bilimsel bilgiyi bilimsel- olmayan bilgilerden ayırmanın yolu olarak görülür.

Kari Popper Bilimsel Keşfin Mantığı’nda geleneksel bilimsel yön­tem ve bilgi anlayışının iki temel noktada kusurlu olduğunu öne sürer:

  1. Gerçeklikte, temel bilimsel buluşlardan çoğuna sistematik göz­lem ve analizlerle değil, aksine gözü pek spekülâsyonlar, ilham gücü ve tesadüflerle ulaşılmıştır.
  2. Ne kadar bilimsel yollarla ulaşılırsa ulaşılsın, hiçbir teori tama­men doğrulanamaz, ancak onun kesinlikle hatalı olduğu da söylenemez. Daha ziyade onsekizinci yüzyıl düşünürü David Hume’un yaptığı gibi, kimi durumlarda bir şeyin gelecekte ‘yan- lışlanma’sı, yanlışlığının kanıtlanması ihtimalinin her zaman açık olduğu öne sürülür. O sadece iki karşı örnek verir. “Bütün kuğu­lar beyazdır” tezini çürütmek için, Avustralya’da görülebileceği gibi, sadece bir siyah kuğunun gözlemlenmesini yeterli bulur. Aynı şekilde, güneşin yarın doğacağı öngörüsünde bulunabilir, fakat meydana gelinceye kadar bu öngörüyü kanıtlayanlayız. Bu yüzden, Popper’a göre,

bütün bilimsel hipotezler geçicidir ve henüz çürütülmemiştir: her bilimsel bilgi geçici, uygulanabilir ve şimdiye kadar mevcut ola­nın en iyisidir.

Popper’a göre, bu yüzden, bilimsel yöntemin gerçek özü doğru-

 

lama olamaz, aksine yanlışlamadır ve öyle olması gerekir. İyi bir bilim (bilim insanlarının gözü pek yeni fikirler ve hipotezler geliştirmeye ve böylelikle testler ve deneyler yapmaya teşvik edilecekleri, onların bu fikirler veya hipotezlerin doğruluklarını kanıtlamaya değil, aksine çürütmeye veya yanlışlamaya özendirilecekleri) bir deneme-yanılma veya varsayım-çürütme sürecini içerir. Bu sayede, zayıf ve yetersiz teoriler hızla ayıklanacak ve sadece en güçlü fikirler gelecekte sı­nanmak üzere kalacak ve bilimsel bilgi ve anlayıştaki bazı geçici ge­lişmelere temel oluşturacaklardır.

Bu yüzden Popper için, iyi bir bilimsel teori, yanlışlanabilir olan, doğa dünyası ve toplumsal dünya hakkında sınanabilecek iddialar ve öngörüler geliştiren bir teoridir. Nevvton’un yerçekimi teorisi, yüzyıl­dır sınavlardan başarıyla geçen birçok farklı, büyük ölçüde sınanabilir tezler geliştirerek ve böylece bilimsel bilgideki önemli gelişimlerin temelini oluşturarak, bu ölçütü karşılamıştır. Fakat yanlışlarına onun otoritesini zamanla yıkar ve Einstein’ın -şimdiye kadar yirminci yüzyı­lın bütün testlerinden başarıyla geçmiş- muhteşem ve göz kamaştı­rıcı görelilik teorisinin yolunu açar. Kötü bir bilimsel teori, empirik veya rasyonel olarak sınanamayan, hiçbir sınamayla tanımlanamaya- cak denli genel ve kapsamlı olan veya destekleyicilerinin eleştirileri göz ardı ettikleri ve öngörüleri yanlış çıktığında sadece düzeltmekle yetindikleri bir teoridir. Popper burada özellikle, sözde veya ‘sınana- maz’ bilimler olarak gördüğü Marksizm’e ve psikanalize yüklenir.

İlk formülasyonlarından bazılarında, [Marksist] öngörüler sınana­bilir ve gerçekte yanlışlanabilir bir yapıdaydı. Ancak Marx’ın izle­yicileri, çürütmeleri kabullenmek yerine, hem teori hem de kanıt­lar üzerinde fikir birliği sağlayabilmek amacıyla onu yeniden yo­rumladılar (Popper, 1963).

Bu yüzden, Popper için, bilimi bilim-olmayandan ayıran şey, bi­limsel düşünceler ve bilgilerin yanlışlanabilirliğidir; bu durum bilim­sel bir teoriyi asla tümüyle kanıtlayamayacağımız anlamına gelse bile, bu sürekli sınamalar bizi hakikâte kademeli olarak daha da yak­laştıracak, yavaş yavaş gerçekliğin birçok katmanı üzerindeki örtüyü kaldıracaktır. Daha önemlisi, hâlihazırda onun bize sağladığı pratik amaçlar kullandığımız teknolojiler ve sosyal politikalarımızın temelini oluşturacak ‘nispeten’ sağlam bir zemin, ancak daha radikal yazarla­rın önerdikleri türden kapsamlı bir toplumsal mühendislik için değil, aksine kademeli bir sosyal reform için yeterince sağlam bir zemin yaratacaktır. Popper, bu yüzden, sosyal bilimlerin kendisinin önerdiği bilimsel varsayım ve çürütme yaklaşımını benimsedikleri takdirde ‘bilimsel’ olabileceklerine inanır. Bununla beraber o, sosyolojik teori eleştirilerinde, özellikle bu konuda ileri giden ve geleceğin toplumu- na ilişkin öngörülerinin bilimsel ve kaçınılmaz olduğunu iddia eden Marksizm eleştirilerinde oldukça serttir. Popper, Açık Toplum ve Düş- manları’nda, bu tür tarihsici teorilere temel bir eleştiri başlatır ve bu dogmaların kapalı zihinlerinin alternatif veya eleştirel algılar veya kanıtları dışladıklarını öne sürer -bu Popper’ın yanlışlama düşüncesi­nin asıl özünü, bilimsel teorileri kanıtlama ve kurmanın tek pratik yolunu oluşturur. Yanlışlama, tanım gereği, sadece, bütün teorileri sürekli bir varsayım ve çürütme sürecinden geçiren açık zihinleri teşvik eden açıktoplumlarda işleyebilir. Bu titiz uygulama sonucunda ayakta kalabilenler eleştirel övgüyü hak ederler. Bir teori zamanın sınavından ne kadar uzun süre geçebilirse, gerçeğe muhtemelen daha yakındır. Kapalı toplumlar, ona göre, kapalı zihinlere sahiptir. Onlar, ortodoksinin yönetimine inanç ve bağlılığı teşvik ederler ve böylece eleştiri ortamını ve alternatif görüşleri bilinçli olarak engel­lerler. Bu toplumlar, bu itikatlar, Popper’a göre, ilerleyemez veya asıl gerçeklere ulaşamazlar. Bu yüzden o, bir felsefe olarak ve geleceğin toplumunun bir temeli olarak Marksizm’e keskin ve şiddetli bir hü­cum başlatır.

Avusturya’da dünyaya gelen ve kendi anavatanında faşizmin ve Doğu Avrupa’da komünizmim yol açtığı yıkımlara tanık olan Pop- per’ın Marksizm’e ve diğer ‘totaliter’ teorilere karşı öfkesi büyük öl­çüde anlaşılır bir şeydir.

KAVRAMSAL GELİŞİM

Popper’ın doğrulamadan ziyade bir süreç olarak bilim anlayışı, bilim insanlarının gerçekte yaptıkları ve yapmaları gereken şeyin doğru bir açıklaması olarak yaygın kabul gördü. Böyle bir tez, hem son derece rasyonel ve nesnel bir faaliyet olarak popüler bilimsel yöntem anlayı­şını, hem de, din ve mistisizm gibi ‘disiplinlerin sınanması imkânsız iddialarının aksine, deneylenen, sınanan ve doğru bir şey olarak bi­limsel bilgi anlayışını destekler. Tanınmış matematikçi ve gökbilimci Sir Herman Bondi’nin sözleriyle: “Bilim için kendi yönteminden başka bir şeyi ve kendi yöntemi için de Popper’ın söylediklerinden başka bir şeyi yoktur” (Magee, 1973).

Bununla beraber, Popper’ın bilimsel buluş modeli şiddetle eleşti­rilmiştir. İlk olarak, pratikte bir teoriyi yanlışlamak oldukça zordur. Gerçekte, özel bir deney bir hipotezi birçok kez çürütse bile, hipote­zin sahibi haklı olarak fikrin değil deneyin hatalı olduğunu, farklı koşullar altında hipotezin sürdürülebileceğini iddia edebilir. Daha

 

önemlisi, bir teori şimdilik yanlış gibi görünse bile, daha elverişli bilimsel tekniklerin gelişimiyle gelecekte onun doğru olduğu gösteri­lebilir. A.F. Chalmers’ın (1982) belirttiği gibi, eğer yanlışlama kesin olarak en tanınmış bazı bilimsel teorilere bağlılık anlamına gelseydi, Nevvton’un yerçekimi yasası ve Bohr’un atom teorisi dâhil hiçbir bi­limsel teori gelişemeyecekti.

İkinci olarak, Kuhn (1962) ve Feyerabend (1975) gibi yazarlara gö­re, aslında bilimsel buluş süreci rasyonel, eleştirel ve açık fikirli bir araştırma süreci olmaktan uzaktır. Aksine, bilim insanları gerçekte dışardan eleştiriye karşı oldukça kapalı ve muhafazakâr bir topluluk oluştururlar. Feyerabend modern bilimsel yöntemi özensizlik, gizlili­ğe eğilimlilik ve hayal gücünden yoksunlukla eleştirir ve daha bir spekülâtif ve ‘terk edelim’ yaklaşımını talep eder. T.S. Kuhn, bilim insanlarının ‘normal’ bilim dönemlerinde doğruluğu sorgulanmayan ve alternatif fikirlerin dışlandığı veya reddedildiği belli bir teori veya paradigmaya kilitlendiklerini öne sürer. Sadece bu hâkim paradigma bir ‘kriz’ noktasına ulaştığında, ona karşı kanıtlar artık göz ardı edile­meyecek denli bunaltıcı olduğunda bir ‘bilimsel devrim’ yaşanır ve yeni bir paradigma tüm mevcut bilimsel bilgiyi kontrolü altına alır ve onları yeniden analiz eder. Bu yüzden Popper, mevcut bilginin göreli ve geçici olduğunu kabul etmesine rağmen, nihayetinde nesnel gerçeklik ve hakikâte ulaşacağımıza inanır. Bununla beraber, Kuhn gibi yazarlar için, bilgi ve hatta bilimsel bilgi görelidir; mevcudiyeti ve anlamı içinde yorumlandığı teorik çerçeveye bağlıdır.

Bu eleştirilere rağmen, Popper’ın yanlışlama tezi bilim felsefesin­de önemli bir gelişme sağlamıştır ve popülaritesi hâlâ yüksektir: fakat bunun nedeni, en azından, insanın anlama yetisinin sınırlılıkları ve yanılma payını kabul etmesi değil, her şeyi açıkladığını iddia eden daha az titiz bazı teorilerin yerine, insan bilgisinde ve toplumda ka­demeli ve eleştirel bir ilerlemeyi önermesidir.