YABANCI YATIRIM

191

YABANCI YATIRIM

 

“Yabancı yatırım, sermayeyi, verimlili­ğini
artırmak amacıyla kıt olduğu yerlere yönelterek ulusal sınırların ötesinde aşır­mak
ve başka ülkelerde faaliyet için ko-numlandırmakür (ya da yatırmaktır).”

İster parasal, isterse doğrudan üretim aracı şeklinde
olsun, istihsal vasıtası olan yahut verimli şartlar arayan unsurların ta­mamı
sermaye olarak ifade olunabilir. An­cak burada uluslararası faiz farklılıkların­dan
yararlanmak isteyen parasal sermayeyi reel yatırım unsuru olarak hareket eden
ser­mayeden ayırmak zorundayız. Birincisi de ikincisi gibi bir sermaye
hareketidir. Fakat aralarında bazı farklar vardır. Faiz farklılık­larına bağlı
olarak gelişen ve menkul vası­talara yatırım şeklinde oluşan bu sermaye­nin
müsmiriyeti zamana bağlı olmakla reel sermayeye benzetilebilirse de, plase edil­mesi
niteliği ile ondan ayrılır. Elde edilen gelir sadece faiz geliridir. Kâr
farklılıkla­rından doğan kaymalar ise ani olarak gelişir ve zamana bağlı
değildir. İktisadi gelişme­leri anlık değerlendirir. Çapraz kurlardan
yararlanmaya çalışan parasal hareketlilik böyledir. Reel sermaye hareketleriyle
bi-

zim de burada üzerinde durduğumuz ve esasen yabancı
reel ve doğrudan yatırım olarak gelişen ve üretim vasıtalarının çok uluslu
şirketler kanalıyla bir ülkeden diğeri­ne verimlilik farklarını değerlendirmek
amacıyla giden sermayeyi ifade eder. Buna yabancı sıfatı verilmesinin sebebi
milli sı­nırlar içinde değil, yabancı gerçek ve tüzel kişilerin ulusal sınırlar
içinde yatırım yap­ması sebebiyledir. Fakat ülke sınırları dı­şında ülke
vatandaşlarının sahip olduğu şir­ketlerin de kendi tüzel kişilikleri
dolayısıy-le ülkede yapmış oldukları yatırımlar, ya­bancı yatırım veya yabancı
sermaye olarak adlandırılmak zorundadır. Meselâ Hollan­da tabiiyetinde olan
gerçek kişilerin ABD’de kurdukları bir şirketin Hollanda’da yatırım yapması ya
da bir yatırıma ortak ol­ması yabancı sermaye yatırımıdır.

Gelir getireceği, üretime katkıda buluna­cağı ya da
reel mal ve vasıtaları artırmaya matuf olarak üretim araçlarına harcama yapmaya
yatırım denir. Bunun bir ülkeden bir başka ülkeye yönelmesi onu yabancı ya­tırım
haline getirmektedir.

Yabancı sermaye, yabancı menkul kıy­metlere yatırım ve
reel üretim vasıtalarına yatırım şeklinde ikiye ayrılmakta, birinci­sine
portföy yatırımı, ikincisine doğrudan yatırım denmekledir.

Yabancı sermaye neden bir ülkeden baş­ka bir ülkeye
yatırım şeklinde yönelir?

Önce gönderen ülke açısından bakalım: Burada birinci
neden, yüksek gümrük du­varları sebebiyle ihracatın yapılamadığı ama talebin
yüksek olduğu piyasalarda, doğrudan yatırım kanalıyla verimsiz ser­maye
kaynaklarını verimli hale getirmektir. İkinci neden, ülkeye kâr transferleri
yoluyla kaynak aktarmaktır. Bir başka deyişle ucuz

işgücü kaynaklarıyla birleşen sermaye kay­naklarının
yeterince ülkeye kâr transferi sağlamasıdır. Burada kârın oluşumuna kat­kıda
bulunan avantajların da zikredilmesin­de yarar vardır. İçsel ekonomiler,
tecrübe ve birikim avantajı, ucuz işgücü, taşıma maliyetlerinden kurtulma,
vergi avantajla­rından kaynaklanabilir. Yabancı sermaye­nin başka ülkelerde
yatırıma yönelmesinin nedenleri arasında piyasa payını korumak ya da artırmak olduğunu
belirtilmelidir. Bir diğer neden de fırsat çeşitlendirme yoluyla faaliyeti
kârlı kılma şeklinde ifade olunabi­lir. Görülüyor ki gönderen ülkenin ekono­misine
büyük katkıları olan yabancı serma­ye yatırımları vageçilmez nitelik taşımakta­dır.

Gönderen ülke açısından kayıp hanesine yazılacak
hususların başında sermaye çıkı­şının ödemeler bilançosu üzerinde doğur­duğu
menfi etkisi gelir. Ayrıca dışa giden kaynakların büyümeyi yavaşlatabileceği ve
vergi gelirlerinin azalacağı da menfi so­nuçlar olarak karşımıza çıkabilir. Ne
var ki yatırımcı ülke açısından baktığımızda kâr transferlerinin bu
menfilikleri ortadan kal­dıracak şekilde gelişme göstermesi müm­kündür.

Yabancı sermaye yatırımlarının yapıldı­ğı ülkeye
müsbet ve menfi etkileri olacağı açıktır. Önce müsbet etkileri üzerinde dura­lım.
Bunları şu şekilde sıralamak mümkün­dür.

Yabancı yatırımlar sermayenin kıt faktör olduğu
ülkelerde kaynak tamamlayıcılığı yoluyla üretimin dolayısıyla milli gelirin
artmasına katkıda bulunabilir. İkinci bir ya­rar, ödemeler bilançosunun bu
yatırımlar yoluyla iyileşmesidir. Yabancı yatırım, ül­kede üreü’Iemeyen
teknoloji getirdiği taktirde teknolojik birikime katkıda bulunabi­lir. Bunun
yanında piyasa bilgi ve tecrübesi de sağlayabilir. İç piyasa yerine dış piyasa­ya
yönelik faaliyet yapıyorsa ihracat gelir­lerinin artmasına ve bunun sonucu
olarak da ödemeler bilançosu açıklarının kapan­masına yardımcı olabilir.
Devletin vergi ge­lirlerinin artmasına da yardım edebilmeleri mümkündür. Ayrıca
iç piyasada faaliyette bulunan yerli firmaların dışsal istifadeler elde
etmeleri sonucunu da doğurabilirler. Çünkü piyasa tecrübesi, üretim kuralları,
pazarlama faaliyetleriyle ilgili bilgi aktarı­mı sayesinde yabancı firmalar
yerli firmala­ra yardımcı olabilirler. Yine emek talebini ve verimliliğini
artırarak emek gelirlerinin nisbî payını yükseltebilirler.

Bütün bunlara rağmen yabancı sermaye yatırım kararının
Önemli sakıncaları da var­dır: Ülke ekonomisinde ikili bir yapının or­taya
çıkmasına sebep olarak ekonominin iç bütünleşmesine zarar verebilir. Ayrıca za­mansız
kâr transferleriyle ödemeler bilan­çosunun dengelerini menfi yoldan etkile­mesi
de ekonomi açısından iyi değildir. Ba-zan iç tüketim malları piyasasına
yönelerek iç piyasada faaliyetle bulunan firmaları zor’ durumlara soktuğu da
bilinmektedir. Yine istihdam edeceği işgücünü yabancı ülkeden getirerek
istihdama bir katkısının olmaması bir yana, gösteriş saikiyle tüketimi teşvik
ederek ülkedeki sermaye birikiminin aley­hinde sonuçlara yol açabileceğini de
belir­telim. Fakat bizce en önemli sakıncası iç çı­kar çevre ve gruplarıyla
bütünleşerek ülke­de politik huzursuzluklara yol açması, hatta Şili’de olduğu
gibi, siyasal iktidarın gelece­ği ile oynamaya kalkışma gibi sonuçlar
do-ğurmasıdır.

Yabancı sermaye yatırımlarının kapitalizmi
soluklandıracağı, azalan kâr hadlerini bir süre durduracağı ama kapitalizmin çö­küşünü
Önleyemeyeceği şeklindeki marfc-sist tezin de henüz gerçekleşmediğini bu arada
belirtmek gerekir. Ancak çokuluslu şirketler yeni bir istismar biçimini de gün­demde
tutmaktadırlar.

Türkiye’de Yabancı Sermaye Yatırımla­rı: Osmanlı
Devleti’nden önemli sayıda ya­bancı sermaye şirketi tevarüs edildikten sonra
1950’ye kadar Önemli yabancı serma­ye gelmemiştir. Yabancı sermayeyi 1925-45
arasında teşvikten ziyade eskileri milli­leştirme hareketi daha yaygındır. 1950
yı­lından itibaren yabancı sermayenin hem ya­bancı sermayeyi teşvik kanunları
hem de petrol kanunları yoluyla teşvik edildiğini görüyoruz. Ne var ki 1954’te
çıkarılan 6224 sayılı Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanu-nu’na rağmen ülkeye eski
millileştirmelerin verdiği ürkeklikle fazla yabancı sermaye girmediği de
aşikârdır. 1980’lere kadar 6224 Sayılı Yasa ile verilen yabancı serma­ye
izinleri 1979 ve Öncesi için 228 milyon dolardır. 1988 sonu itibariyle ise bu
rakam 3 milyar 153 milyon 200 bin dolar olmuştur; sadece 1988 yılında 351
milyon dolar ya­bancı sermaye gelmiştir.

Tablodan da görüldüğü gibi firma sayısı daha az
olmakla beraber gelen yabancı ser­mayenin % 53.43’ü imalat sanayiinde yatı­rım
yapmıştır.

Yine imalat sanayiinde toplam sermaye­nin % 43.8’i
yabancı sermayedir. En büyük oran olan % 65.39’la bu sütunda, tarım başı
çekmektedir; ama firma sayısı düşüktür. Firma sayısı itibariyle başı hizmet
sektörü çekmektedir, 728 firma bu sektörü gelmiş ve yabancı sermayenin % 40’ını
getirmiştir, bu sektördeki sermayenin % 56.16’sı ya­bancı sermayeye ait
bulunmaktadır.

Yabancı sermayenin geldiği ülke itiba­riyle dağılımı
da şöyledir % 8.58’i ABD’ye, % 10.77’si Federal Almanya’ya, % 5.30’u Fransa’ya,
% 5.89’u Hollanda’ya* % 13.4l’i İngiltere’ye, % 13.37’si isviçre’ye, % 14.28’i
karma ülkelere aittir.

Emin ERTÜRK