William James

William James
Amerikan pragmatist hareketinin bir önderi olan William James –
‘ın düşüncesi, başkaca şeyler yanında özellikle bilimin bilgi ve
kültürdeki rolünü tayin etme teşebbüsüyle, çağdaş eğilimlerin
bütün tipik özelliklerini taşır. Tıp eğitimi alan James, bir bilim
olarak psikolojinin özerkliğini, düalist bir zihin-madde görüşü
benimseyerek korumayı ümid etti. O “iki öğenin, bilen zihin ile
bilinen şeyin varlığını” kabul eder ve onları “birbirlerine indirgenemez
unsurlar olarak” değerlendirir. “Hiçbiri kendisinden
çıkıp diğerine dönüşemediği gibi, herhangi bir şekilde öteki ola –
maz.” O zihin hâllerinin, söz konusu hâllerin nesnesi olan şeylerin
metafiziksel statüsüyle ilgili karar veya taahhütlerden bağımsız
olarak teşhis edilebileceklerini ve ancak bundan sonra beyinle
eşleştirilebileceklerini düşündü. Ama zihin hâllerini teşhis
etme teşebbüsleri, onda zihne sunulmuş olduğu şekliyle dünyanın
doğasıyla ilgili birtakım kararlara yol açtı. Şeylere verilebilen
yegâne anlam kişinin dünyada bulunan şeyler üzerindeki eylemlerinin
sezinlenen veya öngörülen sonuçlan yoluyla olur; bu
sezinleme aynı zamanda düşüncelerin anlamlılığını sağlar.
“Araçsal” düşünceler görüşünün -yani düşünceleri “araçlar”
veya “eylem plânları” olarak düşünmenin, kişiye onlar tarafın –
dan bilinen şeyler hakkında bir şeyler söylediği görüşünün- temeli
budur.
Dünyanın ayn bölge ya da alanları, düşüncenin ilgili alan için
doğal veya geçerli olan zamansal standartları yoluyla deneyimlenir;
söz gelimi, matematiğin standartları bu bilimin ideal, değişmez
nesnelerinden dolayı kendine özgüdür. Bu ölçütler sadece
zihinden veya salt şeylerden değil, fakat bu ikisinin deneyim adı
verilen şeydeki ilişkilerinden türetilir. Bu, deneyimlenmiş şeylerin
bir deneyimlenmesi olarak iki boyutlu bir terimdir. Zihin
zihne görünen şeylerden bağımsız olarak özgülleştirilemediği
gibi, şeyler de zihne görünme tarzlarından bağımsız olarak öz –
gülleştirilemez. Tikel ya da “saf’ diye soyut bir biçimde görülen
fenomenler, aynı saf deneyimlerin farklı bağlamları olan zihin ve
madde arasında nötr durumdadır.
James yönteminin transendental olduğunu iddia etmez. Ama
bu, onun için özne ve nesnenin birbirinden bağımsız olarak tanım –
lanamayacağı olgusunu değiştirmez, ve o düalizmin temellerini
yıkarak, bilginin koşullarının transendental bir açıklamasına
doğru gider.
James lojisizm, fizikalizm ve psikolojizm adı verilebilecek
tavırlardan uzak durmaya çalışıyordu. Bunlardan psikolojizm,
bilmenin psikolojik bir edim olması nedeniyle, bilinen her şeyin
psikolojik yasalara tâbi olması gerektiğini öne sürmekteydi. James
buna, bilinenin, deneyimlenin, ya felsefe tarafından mütalaa
edilen saf deneyim, “özgül bir doğa” olarak, veya fizik tarafından
incelenen fizikî bir bağlam olarak ya da psikoloji tarafından ele
alınan psişik bir bağlam, insanın bir tarihi olarak kendi
özerkliğine sahip olduğu karşılığını verdi. Bunlardan son ikisi, en
azından nihaî anlamlılıktan açısından, birincisine bağlıdır. Fizikalizm
psişik olanın doğasının doğrudan doğruya fizikî olandan
çıkarsamaya ve dolayısıyla onu fizikî olana indirgemeye çalışır.
Birçok lojisizm ise saf akim kendinde gerçek olanı kavrayabildiğim
iddia ediyordu. James aklın, ilişkileri duyumsal deneyimin
dizilişinden bağımsız olarak sabitleşen ideal nesneleri göz
önünde bulundurduğunu kabul etti, fakat bu deneyimin hangi zorunlu
hakikatlerin dünya için geçerli olacağına karar vermesi gerektiğini
öne sürdü. Bazıları hep geçerli olsa bile, dünya için neyin
kategorik olduğunun tespiti hiçbir zaman tam olmaz. Tıpkı
dünyanın “mantığa avantaj sağlayacak şekilde davrandığına”,
-algısal, imgesel, matematiksel benzeri- “dünyalar”m veya
“deneyim düzenleri”nin, onu hiçbir çelişki olmadan ihtiva eden
bir düzen bulmaya çalışırken, düzenler arasında gidip gelen bir
şeyin algılanışının vesile olduğu, sonsuz etkileşiminde karar verildiği
zaman olduğu gibi; söz gelimi Pegasus, salt kendisine ger –
çek atlar dünyasında bir yer bulamadığı için, mitolojik bir yara –
tıktır. Herkes tarafmdan deneyimlenebilir, ve aym zamanda varo –
lan bir şey olarak olarak deneyimlenen algısal şeyler dünyası, diğer
deneyim düzenleri veya alanları ona indirgenebilir olmasa
bile, gerçekliğin bir paradigması olma rolü görür. Varoluş James
için alışılmamış bir yüklemdir; o çok temel bir biçimde gerçek
olarak addedilmek durumundaysalar eğer, şeylerin insanlarla
içinde bulunmak durumunda oldukları yapma ve alâka pratik
ilişkisini ifade eder. James bununla birlikte, temel olarak gerçek
olan kapsamı içine, insanın bedensel benliklerinin üstünde ve
ötesinde olana zamansal ve mekânsal olarak bağlanabilen herşeyi
dahil ettiği için, öznelci bir gerçeklik yorumu ortaya koyuyor değildir.
Bu, James’in popüler doğruluk teorisinin, ve bu şekilde
sistematik olarak yanlış anlaşılışmış olan pragmatizmin eleştirmenlerinin
genelde unuttukları bir şeydi.
James’m Charles Sanders Peirce ve Josiah Joyce gibi çağdaş –
lan, onunla bu konular üzerinde sıkı ve yoğun bir mübadele
içinde bulundular. Bu üç filozof arasındaki farklılıklar, deneyime
izafe edilen kapsam ve koşullarla ilgili farklılıklardan oluştu.
Genel olarak ifade edildiğinde, Peirce deneyimin daha dar bir kapsamla,
ve matematiksel mantık ve fizik yoluyla inşa edilmesi gerektiğini
savunuyordu, oysa Royce doğruluk, yanlış ve anlama
dair sağlam bir kavrayışın bir mutlak bilen veya deneyimleyen
kabulünü gerektirdiğini öne sürdü. Peirce, düşünceleri genellikle,
diğer Amerikalıların daha sistematik olarak geliştirilmiş felse –
felerindeki tohumlar olarak karşımıza çıkan gerçek bir dâhiydi.