Vasıfsızlaşma Harry Braverman

Vasıfsızlaşma

Harry Braverman

Harry Braverman (1920-1976) New York’ta bir deniz işletmesinde bakır ustası olarak başladığı çalışma yaşamını farklı Amerikan eyalet­lerinde metal işçiliği, boru döşemeciliği, çelik işçiliği, yük arabası tamirciliği gibi işlerde sürdürdü. 1950’lerde aylık yayımlanan Ameri­can Socialist dergisinin editörlüğünü yaparak sosyalist gazetecilik ve yayıncılığa başlayan Braverman, daha sonra sol kanatta yer alan Monthly Revıevv Press’te yöneticilik yaptı.

Gerek bedensel ve bedensel-olmayan zanaat üretimi deneyimleri, gerekse geleneksel emek süreçleri deneyimleri, onun ‘Yirminci Yüz­yılda Emeğin Düşüşü’ alt başlıklı temel kitabı İşgücü ve Tekelci Serma- ye’ye ilham kaynağı olmuş ve bu kitabı şekillendirmiştir. Onun da kabul ettiği gibi, teknolojik değişim en kıymetli zanaatlarda bile ge­rekli ve kaçınılmazdır. Braverman’ın itiraz ettiği nokta, bu teknolojik değişimlerin toplumu oluşturan sınıflar arasında bir uçurumun yara­tılması, korunması ve derinleştirilmesinde etkin birer silâh olarak kullanılmasıdır.

O yıllarda sadece endüstriyel süreçlerin dönüşümünü değil, aynı zamanda bu süreçlerin yeniden organizasyonunu; sahip olduğu zanaat mirası sistematik olarak elinden alınan işçiye nasıl çok az şey verildiğini veya hiçbir şey verilmediğini doğrudan gözleme imkânı buldum. Tüm zanaatkârlar gibi, en belirsiz biçimde bile ol­sa, bu duruma her zaman içerledim ve tekrar okudukça, bu sayfa­larda sadece bilinçli bir toplumsal nefreti değil, muhtemelen kişi­sel bir aşağılanma duygusunu da buldum.

FIKIR

Modern sanayi gelişir ve yeni üretim yöntemleri kullanıma sokulur­ken, çoğu yazar yeni endüstriyel teknolojilerin modern işçiyi beden­

 

sel emeğin zorluklarından kurtarıp kurtarmadığı, onu vasıfsızlaştırıp vasıfsızlaştırmadığı, geleneksel beceri ve hünerlerinden uzaklaştırıp uzaklaştırmadığı ve onu bir insan robota, sadece montaj hattının bir başka dişlisine dönüştürüp dönüştürmediği konularında görüşler üretti.

Marksist bir kapitalist üretim tarzı anlayışını benimseyen Braver- man’a göre, bu sistemin temel amacı verimliliği ve böylece kârlılığı arttırmaktır. Kapitalist çalışma sisteminde, işçi ihtiyaçları, duyguları ve potansiyelleri olan bir insan olarak görülmez. O sadece bir üretim birimi, bir artı-değer veya kâr kaynağıdır. Bununla beraber yeni tek­nolojinin amacı, Braverman’a göre, sadece üretkenliği değil, yöneti­min işgücü üzerindeki kontrolünü de artırmaktır. O sınıfsal bir sömü­rü sistemi olduğu kadar sınıfsal bir kontrol sistemidir. İşgücü ve Tekel­ci Sermaye (1974) kapitalist emek sürecinin işleyiş biçiminin ayrıntılı bir tasviridir.

Sanayi Devrimi’nin ilk dönemlerindeki geleneksel zanaatkâr bir ölçüde bağımsızdı ve kendi işinde çalışıyordu. O kendine ait bir işye­rine ve kendi üretim araçlarına sahipti; hammaddeleri satın alıp ürü­nü doğrudan tüketiciye satıyordu. Tasarımdan uygulamaya kadar üretim süreci için gerekli bütün bilgi ve vasıflara sahipti. Patronuyla ilişkisinde belirli bir statüye ve güce sahipti. Fakat bu üretim sistemi pahalı ve verimsiz olmakla kalmayıp, üretim sürecinin kontrolünü zorlaştırıyordu. Fabrika sistemi içindeki işgücü gelişmiş bir idari kont­rol mekanizmasıyla merkezileştirilmesine rağmen, çalışma grupları hatırı sayılır bir özerklik ve özgürlüğe sahipti.

Bütün bunlar yirminci yüzyıl başında F.W. Taylor’ın geliştirdiği bi­limsel yönetim tekniklerinin uygulanmaya başlamasıyla değişti. Bu tekniklerin temel amaçlarından biri, işçileri vasıfsızlaştırarak ve tüm bilgi ve malûmatı fabrika yönetiminin elinde toplayarak etkililiği artırmaktı. Bu devrimci emek süreci üç temel prensibe dayanıyordu.

  1. Emek sürecinin işçileri vasıfsızlaştırması: yönetimin işçilerin ön­ceki bütün geleneksel bilgilerini kendi bünyesinde toplaması ve bu bilgileri “kurallar, yasalar ve formüller”e indirgemesi.
  2. Tasarımın uygulamadan, yani zihinsel çalışmanın bedensel emekten ayrılması. Böylece iş inisiyatifi ve plânlaması yöneti­min kontrolüne geçer. Görev bölümü yapılır ve hatta görevler alt bölümlere ayrılır, basitleştirilir ve parçalanır, işçi üretim süre­cini anlama ve plânlama gücünden büyük ölçüde yoksun bıra­kılır ve devasa bir montaj hattının basit bir dişlisi konumuna in­dirgenir.
  3. Emek sürecinin her basamağını ve bu sürecin uygulanma biçi­mini kontrol amacıyla bilgi üzerinde bir tekel kurulması. Bu sa­yede her görev yönetim tarafından en ince detaylarına kadar plânlanır ve işçinin rolü yazılı talimatları rutin olarak uygula­makla sınırlandırılır.

Braverman, bilimsel yönetim sayesinde işçilerin geleneksel bilgi ve niteliklerinin yönetimin tekelinde toplandığını ve böylece işgücünün büyük ölçüde kontrol edilebilir ve yönlendirilebilir emek birimlerine indirgendiğini -yabancılaşmış, izole, güçsüzleştirilmiş ve konumu kolayca değiştirilebilecek bir duruma dönüştürüldüğünü- belirtir. İşgücü üzerindeki bu tepeden tam kontrol, işgücünün bu parçalan­mışlığı Henry Ford’un dev montaj bantlı fabrikalarında uygulanmak­ta ve yeni teknolojiler, ister otomasyon isterse bilgisayarlar veya robotlar biçiminde, bu kontrol sürecini vasıfsızlaşma aracılığıyla ge­nişletmektedir.

Günümüzün yeni teknolojileri -bilgisayar ve sanayi robotu- sa­dece bu otomasyon ve kontrol sürecinin genişletilmesidir.

Braverman tezini şöyle genişletir: bu vasıfsızlaşma süreci sadece fabrika veya atölyeyle sınırlı değildir, modern işyeri olarak tanımla­nabilecek bütün iş ve üretim alanlarında görülebilir. Günümüzde bir memur, bilgi, güç ve etkiye sahip bir insandan ziyade, sadece bir üst yönetici veya Büro Amiri tarafından bilgisayarlar ve telekomünikas­yon yoluyla denetlenen kâğıt montaj hattının bir dişlisidir.

Zaman-hareket çalışmaları, açık-ofis sistemi ve yeni teknolojilerin gelişimiyle bedenen çalışmayanlar bile vasıflarını, iş sürecindeki ko­numları ve kontrollerini yitirmişlerdir. Onlar aynı zamanda eski de­ğerlerini yitirmiş, bir başkasının yerine kolayca kullanılabilir hale gelmişler ve yaptıkları işler rutinleşmiştir. Bu vasıfsızlaştırılmış, güç­süzleştirilmiş ve yabancılaştırılmış çalışanlar, gerçek bir iş doyumun­dan yoksun anlamsız ve mantıksız görevleri yaparken büyük ölçüde dışsal kontrole tâbilerdir. Para sayma makinelerinin etkisi ve amacını banka kasiyerlerinin geleneksel rolleri, statüleri ve sayılarıyla karşılaş­tırın. Ayrıca, günümüzde modern fabrika ve büro çalışanlarının yerini nasıl yeni makinelerin veya vasıfsız ve yarı-vasıflı işgücünün aldığını düşünün.

Braverman tartışmasını, vasıfsızlaşma sürecini Marksist proleter­leşme teziyle, emek sürecindeki değişimleri de gelişmiş kapitalist toplumların sınıfsal yapısındaki değişimlerle ilişkilendirerek sürdürür. Bu teoriye göre, gelişmiş kapitalist toplumlarda modern işçi daha orta sınıf, daha zengin ve bağımsız değildir, aksine gerçekte proleter­leşir, gerek özel girişimin gerekse devletin bir hizmetkârı olarak ser­mayenin bir çalışanı durumuna indirgenir. Ona göre, kapitalist top- lumlardaki üretim ilişkileri esas itibariyle bir tahakküm ve itaat ilişki­sidir ve böylece sistem burjuvazi ve proletarya olmak üzere iki temel sınıf yaratır. Proletarya “emek-gücünden başka bir şeyi olmayan, hayatını sürdürebilmek için işgücünü satan” bir sınıftır. Vasıfsızlaşma süreci bütün çalışma alanlarına nüfuz ettiği için, Braverman’a göre, ‘hemen hemen tüm nüfus’, ister özel firmalarda isterse onun temsil­cisi devlet kesiminde olsun, “sermayeye tâbi duruma gelir”. Braver- man bu tanımı kullanarak Amerikan işgücünün yaklaşık % 70’inin proletaryaya dâhil edilebileceğini düşünür ve hatta alt düzeydeki yöneticiler, teknisyenler ve devlet memurları gibi orta sınıfları oluştu­ran kesimlerin % 15 ilâ % 20’sinin sermayenin mükâfatları ve ayrıca­lıklarından küçük de olsa bir pay alırken, aynı zamanda proleter ko­şulların izlerini taşıdıklarını öne sürer. Nihayetinde bu sınıflar, tekelci sermaye acımasızca kâr peşinde koşarken vasıfsızlaşır ve tamamen proleterleşirler. Emek sürecinin kontrolüyle, yeni makineler ve tekno­lojilerle nüfus üzerindeki vasıfsızlaşma, kontrolsüzlük ve değersizleş- tirme yönündeki bu yoğun baskı, sonuçta proleter isyan koşullarını yaratacaktır -ancak Braverman bunun ne zaman gerçekleşeceği konusunda tahminler yapmamaya dikkat eder. Özetle ona göre:

Bütün insanlık aslında ‘insanlığın’ genel amaçlarına hizmet et­mekten ziyade onu kontrol altına almaya hizmet eden bir emek sürecine tâbi kılınmaktadır. Bu yüzden, insanların emek süreci üzerindeki kontrolü, somut bir biçim kazanarak tam karşıtına, ya­ni emek sürecinin insan kitleleri üzerindeki kontrolüne dönüşür. Makineler bu dünyada insanlığa hizmet eden bir şeye değil, ma­kine sahiplerine sermaye birikimi sağlayan bir araca dönüşürler. Yöneticiler, kapitalizmin başından beri, insanların makineler ara­cılığıyla emek sürecini kontrol yeteneklerini, üretimin doğrudan üretici tarafından değil sermaye sahipleri ve temsilcileri tarafın­dan kontrol edilebileceği temel bir araç olarak görmüşlerdir. Bu yüzden, makineler, emeğin üretkenliğini artırma gibi teknik bir iş­levin yanı sıra (bu bir sosyal sistem içinde makineleşmenin bir işa­reti sayılabilir), kapitalist sistem içinde geniş bir işçi kitlesini işleri üzerindeki kontrolden yoksun kılma işlevine de sahiptir (Bra­verman, 1974).

Braverman, benzer süreçlerin sosyalist ülkelerde de görüldüğünü kabul etse bile, bunların batılı teknolojilerin kullanılması ve taklit edilmesi sonucunda ortaya çıkan geçici özellikler olduğunu öne sürer. Temel farklılık, sosyalist ülkelerde asıl amacın acımasız bir kâr

 

arayışı veya işçiyi değersizleştirmek olmamasıdır. Üretim araçlarının ortak mülkiyetinin söz konusu olduğu yerlerde, yeni iş teknikleri çalışma deneyimlerinin zenginleştirilmesi ve işçinin iş üzerindeki kontrolünün yaygınlaştırılması için kullanılabilecektir. Braverman teknik ilerlemeye değil, bunun bir sömürü biçimi olarak kullanılması­na karşıdır.

KAVRAMSAL GELİŞİM

İşgücü ve Tekelci Sermaye bir klâsik, Marksist sınıf ve emek süreci ana­lizlerinde önemli bir gelişme olarak değerlendirilmiştir: “eser son on yıldır Marksist ekonomi politik alanında İngilizce yayımlanmış en önemli iki çalışmadan biridir” (Rowthorn, 1976). Bu kitap, modern iş tekniklerinin iş deneyimini zenginleştirdiğini ve ona yeni vasıflar kazandırdığını savunan yaygın liberal iddialara radikal, güçlü ve şid­detli bir eleştiridir ve bu tekniklerin özellikle işçi sınıfını böldüğünü ve etkisizleştirdiğini vurgular. O, her düzey ve meslekteki iş süreciyle ilgili birçok araştırmaya ilham kaynağı olmuştur. Kitap emek süreciyle ilgili tartışmaların odak noktasını oluşturmuş ve hatta Graeme Sala- man’ın (1986) ‘Bravermania’ adını verdiği bir tutkuya yol açmıştır. Yeni, bedensel-olmayan birçok meslekle ilgili yapılan araştırmalar vasıf, kontrol ve iş doyumu düzeylerinde çok az ilerleme olduğunu gösterir: “Kimya teknisyenine otomasyonun büyük önemi tekrar tekrar hatırlatılır… ancak onların çok azı ibre okumayı öğrenmenin saatin kaç olduğunu söylemekten daha zor olup olmadığını düşün­mekten vazgeçmiştir” (Braverman 1974). Braverman’ın tezi, en azın­dan 1985 matbaacılar uyuşmazlığına kadar, farklı işçilerin vasıfsız- laşmaya direnme girişimleri konusunda temel teorik bir açıklama sağlamıştır. Bu tez Marksist sınıfsal formasyon ve sınıf ilişkileri analiz­lerini canlandırmış ve onu yeniden radikal analizlerin merkezine yerleştirmiştir.

Ancak, akademik çevrelerin yoğun ilgisi ve sol kanattaki coşku zamanla sönmüş ve vasıfsızlaşma tezine eleştiriler başlamıştır.

Tanımlar

ilk olarak, vasıf terimi muğlaktır. O, bilgi ve/veya el becerisiyle ilgili gerçek niteliklerin yan sıra, yöneticiler ya da işçilerin belirli bir işi yüceltmek veya aşağılamakta kullandıkları etiketleri anlatabilir. Vasıf­lar teknik ya da kişisel olabilir ve çoğu kez bir meslek, içerdiği iş ve görevler büyük ölçüde vasıfsız olsa bile ‘vasıflı’ olarak etiketlenebilir.

İşler vasıfsızlaşabilir, ancak işçiler değil -onların vasıfları yeniden artırılabilir veya üretim sürecindeki konumları değiştirilebilir. Bu tür belirsiz tanımlarla ‘vasıfsızlaşma’ analizleri yapmak oldukça sorunlu­dur.

İkinci olarak, Braverman’ın proleter sınıf tanımı çok basit olduğu kadar, çok genel olduğu için de büyük ölçüde eleştirilmiştir. Çünkü Braverman bu tanıma bütün işçi ‘sınıflar’ını dâhil etmeye çalışır.

İş stratejileri

Braverman, kapitalistlerin işgücünü kontrol etmek ve yaşıtsızlaştır­mak için sahip oldukları bilgi ve kaynakları, onların böyle bir stratejiyi ısrarla sürdürme iradelerini fazlaca abarttığı, buna rağmen, birçok çalışma grubunun böyle bir sürece direnme kapasitesini küçümsedi­ği için eleştirilmiştir. Bazı yöneticiler iş koşullarını, sözgelimi, iş rotas­yonu ve insan ilişkileri yaklaşımıyla geliştirmeyi hedeflerken, diğer bazıları da işgücünü kontrol etmek için Taylorizm ve vasıfsızlaştırma gibi alternatif stratejilere başvurmuşlardır. Tarihsel araştırmalar bir­çok sendikanın, özellikle teknik elemanlar sendikalarının başarılı bir biçimde direnç gösterdiğini veya en azından vasıfsızlaşma girişimle­rini yönlendirdiğini göstermiştir. Sadece bilimsel yönetime odakla­nan Braverman, farklı yönetim stratejilerini ve örneğin İsveç’tekine benzer farklı endüstri ilişkilerini göz ardı etmiştir. Graham Winch (1983) ve David Knights vd.nin (1985) öne sürdüğü gibi, işverenler basitçe kendi işçilerini kontrol arzusuyla motive olmazlar. Onlar rakip firmaların sıkı rekabetiyle karşı karşıyadırlar ve ayakta kalabilmek için yeni teknolojileri benimsemek zorundadırlar.

Daha yakınlarda, Micheal Piore (1986) ve John Atkinson (1985) gibi yazarlar, 1980’ler ve 90’lardaki post-Fordist çağda, esnek uzman­laşmaya yönelik bir eğilimi, çalışanlara yüksek düzeyde özerklik, kontrol ve sorumluluk tanıyan bir yönetim yapısı içinde oldukça eğitimli uzmanlar ekibiyle işleyen ‘Esnek Firma yönündeki hareketi ortaya koymaya çalışmışlardır. Yüksek endüstriyel rekabet düzeyleri ve yeni teknolojilerin yoğun gelişimi firmaları ayakta kalabilmek için daha esnek ve daha işçi yönelimli olmaya zorlamaktadır. Çok- vasıflılık, özel-sözleşmeler ve rotasyon modern yönetimin sloganları­dır. İşçi kontrolü ve yönetimi günümüzde Braverman’ın 1970’lerde düşündüğünden çok daha farklı ve çeşitlidir. Internet, e-ticaretle birlikte beceri uzmanlaşması ve İdarî kontrole bir başka devrimci boyut daha eklenmektedir.

 

Büro işi ve büro işçiliği analizleri

Örneğin Crompton & Jones (1984) ve Goldthorpe’un (1980) çalışma­ları Braverman’ın çoğu büro işin rutin bir özellik taşır ve çok az vasıf, kontrol veya iş doyumu içerir görüşünü desteklese de, büro çalışan­larının büyük bir kısmı yeni teknolojileri kendilerini çok sıkıcı görev­lerden kurtaran, vasıfları ve otoritelerini geliştirmeleri ve yaygınlaş­tırmaları için fırsat sağlayan bir kurtarıcı olarak karşılamaktadır (Nati­onal Economic Development Office Study, 1983). Ayrıca, büro çalı­şanları “yeni, büyük bir proletarya oluşturmazlar”, onlar daha ziyade yaş, nitelik, cinsiyet ve görev düzeylerine göre tabakalaşırlar. Bede­nen çalışmayanlar gibi büro işçileri de oldukça hareketlidir ve ara konumlara geçebilirler (ve geçerler). Büyük ölçüde özdenetime sa­hiplerdir ve daha ziyade vasıfsızlaşmaya ve meslekî statü kaybına karşı örgütlenirler; sınıf bilinci işçi sınıfına göre daha düşüktür. Beyaz yakalılar 1970’lerde daha fazla sendikalaşmış olabilir, ancak bunun nedeni, bedenen çalışan işçilerle aralarındaki sınıf/statü farkını orta­dan kaldırmak değil korumaktı. Beyaz yakalılar kendilerini hâlâ prole­taryayla değil kapitalist sınıfla, yani tâbi olanlarla değil otorite konu- mundakilerle özdeşleştirme eğilimindedirler.

Marksist eleştiriler

Marksist yazarlar, Braverman’ın sınıf analizini, ilk olarak, modern işçi sınıfını sınıfsal konum kadar sınıf bilincine göre de analiz etmediği, ikinci olarak, bu analizi daha genel bir siyasal tahakküm ve sınıf mü­cadelesi biçimleri analizi çerçevesine yerleştirmediği için eleştirmiş­lerdir. Modern işçi sınıfını ‘kendisi için’ bir sınıf olarak değil, sadece ‘kendi içinde’ bir sınıf olarak analiz eden Braverman, sınıf bilinciyle ilgili bütün öznel unsurları göz ardı eder ve işçi sınıfını üzerindeki kontrole direnmekten aciz pasif bir sınıf olarak resmeder. Bu deter­minist resim sınıf mücadelesi ve sınıf çatışmasını Marksist analizin merkezine yerleştiremez ve kontrol amaçlı temel diyalektik süreçler ve mücadelelere dikkat bile çekmez.

Feminist eleştiriler

Feministler Braverman’ı analizine kadın emeğini dâhil ettiği için över­ler, zira Braverman, tekelci kapitalizmde erkek işgücünün yerine ikame edebilmek ve böylece çoğu işin statü, vasıf ve maliyetini dü­şürmek için kadınların yedek işgücü ordusu olarak kullanıldıklarını göstermiştir. En azından, cinsiyete-dayalı tabakalaşma sınıf analizle­rinde kullanılmıştır. Yine de feministler Braverman’ı, geniş bir pers­pektiften bakmadığı, emek süreci analizinde ev içi işbölümü, aile içinde kadının ücretsiz çalışması ve ev işinin değersizleşmesi gibi konulara yeterince değinmediği için eleştirmişlerdir. Aynı şekilde, Braverman’ın sınıf analizinde işçi sınıfı içindeki cinsiyet farklılaşmaları ve bölünmelere diğerleri kadar yer verilmemiştir.

Tarihçilerin eleştirileri

Tarihçiler Braverman’ın açıklamasını şu gerekçelerle eleştirirler:

  • tarihsel olarak, özellikle vasıfsızlaşmanın ölçümü, derecesi ve yönü konusunda hatalı olduğu için;
  • geleneksel zanaat işçisini romantize ettiği ve sanayi-öncesi top- lumlarda bir tür ‘işin altın çağı’ olduğunu öne sürdüğü için. Bra- verman’a göre, geçmişte iş yirminci yüzyıl fabrikalarında oldu­ğu kadar sıkıntılı, sömürücü ve baskıcı değildi.

Braverman’ın vasıfsızlaşma tezi günümüzde işyerindeki yeni gelişme­ler ve araştırmalar ışığında bir ölçüde modası geçmiş gibi görünse de, haklı olarak bu sosyolojik ve radikal tartışmaya temel bir katkı olarak alkışlanmakta ve hatta on beş yıl sonra bile emek süreci ve işin doğasıyla ilgili modern analizleri biçimlendirmektedir. Aslında, Bra- verman ne teknolojik ilerlemeyi, ne de teknoloji ve bilimi eleştirir. O da, Marx gibi, yeni bilim ve teknolojileri onaylar. Onun itiraz ettiği şey, kapitalizmin yeni üretim yöntemlerini, işi zenginleştirecek ve işçiyi makineye kölelikten kurtaracak bir araçtan ziyade, “toplumdaki sınıflar arasında uçurum yaratma, bu uçurumu sürdürme ve derinleş­tirmede tahakküm silâhları olarak” kullanmasıdır. Ona göre, bu öz­gürleşme sadece sosyalist toplumda mümkün olacaktır. Post-Fordist yazarlar Braverman’ın korkularını çoğu kez paylaşırlar, ancak bazı yazarlar, sanayi-ötesi kapitalizmde bile modern işçinin daha fazla kontrol ve özgürlüğe sahip olduğunun göstergelerini ortaya koyar­ken, öte yandan Internet, küresel üretim ve dünya çapında iletişim çağında, teknolojik ve endüstriyel değişimin dayatmaları ve baskıları karşısında modern iş yöntemlerinin geliştirilmeye çalışıldığını belir­lemişlerdir.

Braverman’ın çalışmasının çağı geçmiş gibi görünse de, onun kavrayışları, ilgileri ve soruları iş, kontrol ve emek süreci üzerindeki süregelen tartışmaları biçimlendirmeyi sürdürmektedir.